evlilik aile anne baba okulu

BAŞBAKANLIK AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

AİLE OKULU PROGRAMI

Giriş ve Amaç
Hedefler
Uygulama Planı
Aile Okulu Programı Ders Konuları
Ekler

GİRİŞ VE AMAÇ

Gerek dünyada gerekse ülkemizde son dönemlerde yaşanmakta olan hızlı değişim süreci teknolojik ve ekonomik şartlarla sınırlı olmayıp sosyal ve kültürel alanları da etkilemektedir. Bu değişimden etkilenen kurumların başında aile kurumu gelmektedir.

Toplumun çekirdeğini oluşturan aile, Birleşmiş Milletlerin tanımına göre “kan, yasa ve evlilik yoluyla birbirlerine belirli derecelerde akrabalıkları bulunan hane halkı üyelerinden oluşmaktadır”. Yapısı ve işleyişleri bakımından bazı farklılıklar göstermekle birlikte bütün toplumlarda varolan aile kurumu, günümüz toplumlarında işlevlerinden bazılarını diğer kurumlara devretmesine karşılık, başka bir şekilde yerine getirilmesi mümkün olmayan temel işlevleri nedeniyle varlığını ve önemini sürdürmektedir. Bununla birlikte hızlı değişim sürecine bağlı olarak gelişen yeni toplumsal şartlar içinde aile kurumunu çeşitli yönlerden etkilemekte ve aileler çeşitli destek mekanizmalarına ihtiyaç duymaktadırlar.

Günümüz toplumlarının yaşamakta oldukları değişimin etkileri hem aile bireyleri arasında hem de kuşaklar arasında yaşama tarzına ve alışkanlıklara dair farklılıkları arttırıcı yönde olmuştur. Yaşama ilişkin bilginin kaynağı değişmiş ve kuşaklar arasında diğer dönemlerle kıyaslanamayacak kadar derin farklılıklar yaşanmıştır.

Öte yandan, hızlı kentleşme süreci ailelerin sosyal, ekonomik kültürel yönden çeşitli sorunlar yaşamalarına neden olmuştur. Toplumda meydana gelen hızlı değişimle birlikte, ana-babalığa ilişkin bilgi ve becerileri edinme, günümüzde yaygın olan çekirdek ailede geçmişteki geniş aile ortamına göre daha önem kazanmıştır. Kültürel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir işlevi olan aile, çocuğun ve gencin sosyalleşmesinde etkin bir rol oynamaktadır. Bu nedenlerle aile bireylerinin aile olmanın bilinciyle ve karşılaştıkları sorunları en aza indirebilmeleri, gerekli bilgi ve beceriye sahip olmaları için bazı sosyal hizmet ve destek mekanizmalarına gereksinim duyulmakta; bu konuda kamu kurumlarına, yerel yönetimlere ve sivil toplum kuruluşlarına çeşitli görevler düşmektedir.

Günümüzün sosyal devlet anlayışı, sosyal gerçekliği içinde ele aldığı aileye çeşitli kurumlar aracılığıyla birtakım hizmetlerin verilmesini amaçlamaktadır. Kırsal ve kentsel alandaki farklı boyutları ve oluşumları yönünden “geleneksel aile”, “geçiş ailesi” ve “çekirdek aile” gibi çeşitli adlarla nitelendirilen aile kurumu günümüz şartlarında çeşitli sosyal yardım ve sosyal hizmet mekanizmalarına ihtiyaç duyabilmektedir. Bu yöndeki sosyal hizmetlerden birini aile eğitimi oluşturmaktadır.

Bilindiği gibi günümüzde, örgün eğitim kurumlarının yanı sıra yaygın eğitim ve yetişkin eğitimi de özel bir önem taşımakta ve bu amaca dönük çeşitli uygulamalar bulunmaktadır. Bunların içinde aile eğitimiyle ilgili bazı çalışmalara rastlanmakla birlikte bu çalışmaların az sayıdaki bazı uygulamalarla sınırlı kaldığı görülmektedir. Oysa aile kurumu, toplum için hayati önemde olan görevleri yerine getirmekte, bireyleri topluma hazırlamaktadır. Dolayısıyla toplum için en temel görevleri üslenen aile kurumunun başta çocuk eğitimi olmak üzere yeni toplumsal şartlar içerisinde ihtiyaç duydukları bilgi ve becerilere edinme yollarıyla ilgili olarak eğitim programlarına ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu çerçevede kamu kurumları, yerel yönetimlerin faaliyetlerinin yanı sıra gönüllü kuruluşların çalışmalarına da ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca başarılı olduğu görülen eğitim programlarına sponsorluk aracılığıyla kaynak temin edilerek hizmetin yaygınlaştırılması mümkün olacaktır.

“Bilinçli Evlilik, Bilinçli Ebeveynlik” olarak özetlenen, yaşamı en iyi şekilde yürütmek, en doğru kararları vermek, sonuçta mutlu ve başarılı olmak, “Ben yerine Biz” olabilmeyi başarmak yolunda çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu sorunlara iyi ve doğru çözümler üretebilmek için de donanıma sahip olmak gerekmektedir. “Aile Okulu, Aile Eğitimi, Ana-Baba Okulu” diye adlandırılan yaygın eğitim programları aile üyelerinin ihtiyaçlarını, taleplerini, sorunlarını karşılayabilecek bir formatla hazırlanmaktadır.

Fransa’da 1929, Amerika Birleşik Devletleri’nde 1880’li yıllarda başlatılan Ana-Baba Okulları öğüt vermek yerine ebeveynlerin kişisel çabalarını uyandıran, onlara rehberlik eden ve dayanışma duygusunu kazandıran birer kurum niteliğinde ortaya çıkmıştır. Ana-Baba okulu konusunda Fransa’yı diğer Avrupa ülkeleri izlemiştir.

Bireyin gelişiminde çok önemli rol oynayan aile sosyalleşme sürecinde temel birimdir. Ailenin en önemli işlevlerinden birisi, anne ve babanın çocuklarına sağladıkları bakım, sevgi ve eğitimdir. Çocuk geliştikçe, ebeveynin fiziksel, bilişsel ve sosyal olarak daha yeterli hale gelen çocuğuna karşı olan davranışı farklılaşır ve bu durum giderek aile içindeki ilişkileri de değiştirir. Burada aileye düşen görev, her yaş dönemindeki çocuğuna sevgi, ilgi göstermek, aynı zamanda kontrolü hiçbir zaman elinden bırakmamaktır.

Ebeveynler çocuklarının davranışsal, duygusal, kişilik ve bilişsel gelişiminde temel birim olarak büyük önem taşır. Ergenlik dönemindeki değişiklikler de aileyi ve aynı zamanda aile içi ilişkileri etkileyebilmektedir. Dolayısıyla, bir yandan ailesi ile olan bağını, diğer yandan da bireyselliğini ve özerkliğini destekleyen anne-baba tutumunun, ergenin yeterliliğini ortaya çıkarmada etkili olmaktadır. Kendine güvenen, başkalarını seven, iyi ilişkiler kuran, yapıcı, araştırıcı ve üretken gençler yetiştirilmesine özen gösterilmelidir.

Aile içindeki iletişimde şiddet yerine barış, engelleme yerine gelişme, çatışma ve sürtüşmeler yerine mutluluk ve huzur, hoşgörüsüzlük yerine hoşgörü temel alınmalıdır. Eşler arasındaki uyumsuzluk boşanmayı beraberinde getirmekte ve bu durum çocuğun gelişimini etkilemektedir. Ülkemizdeki boşanma oranları dünya ülkeleri arasında en alt sıralarda yer almakla birlikte, toplumumuzdaki hızlı dönüşümün, tüm kurumları olduğu gibi aile kurumunu da etkileyeceği ve bu oranın gelecekte artış göstereceği açıktır. Oysa evliliğe yatırım yapmak gerekir ve başarılı evlilikler emek verilen evliliklerdir.

Aile eğitiminde temel amaç, aile bireylerine çağa uygun, kişisel ve duygusal gelişimlerini olumlu yönde etkileyen bilgi, beceri ve davranış geliştirmelerini sağlamaktır. Aile Okulu Programının amacı, toplumun ailenin önemine dikkatini çekmektir. Aile içi iletişimden çocuk eğitimine kadar uzanan geniş bütünlükte aile üyelerinin gerekli donanımının sağlanması ve aile kurumuna sorunların çözüldüğü temel bir merkez olarak bakılması gerektiği ortadadır. Bu amaçtan hareketle aile kurumunun üstlendiği fonksiyonlarla özel ve yerinin doldurulamayacak bir kurum olduğu teması kitlelere duyurulmaya çalışılacaktır. Öncelikle bilgiye ulaşma imkanı olmayan, kentlerin kenar mahallelerinde oturan düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ailelere eğitim verilmesi amaçlanmaktadır. Genel yaklaşım ise bütün ailelere imkanlar dahilinde ulaşılmasıdır.

Ülkemizde, ortalama hane halkı büyüklüğü 5 olarak kabul edilmektedir. 2000 yılı genel nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre yaklaşık 68 milyon (67.803.927) olan nüfusumuzda yine yaklaşık 14 milyon aile bulunmaktadır.

Aynı çatı altında ortak yaşam sürdürmek aile olmak için yeterli değildir. Önemli olan yakın olmak, birbirlerini anlamak, duygu ve düşünceleri paylaşmaktır. Ailede çocukların bakımı ve beslenmesi kadar önemli olan, huzurlu bir ortamın sağlanmasıdır. Aile kurumunun devamının sağlanması bireylerinin sağlıklı gelişimine bağlıdır. Aile eğitimi kapsamında toplumla uyumlu, sorumluluk almaktan kaçınmayan, dinamik, bilinçli, başarılı ve mutlu bireyler yetiştirmek üzere ailelerin hazırlanmasına katkı sağlamak temel hedeflerden birisini oluşturmaktadır.

Ailenin korunması Anayasamızın 41. maddesi ile teminat altına alınmıştır. İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmeleri, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı da dahil olmak üzere pek çok uluslararası sözleşmeyi ülkemiz imzalamış bulunmaktadır. Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin ülkemizin 2. ve 3. Birleştirilmiş Dönemsel Ülke Raporunda “Komite, Türk Hükümetini kadın ve erkeğin aile ve çocuk büyütme sorumluluklarını paylaşacak tarzda eğitmeye davet eder.” denilmektedir. Avrupa Sosyal Şartı’nın 16. Maddesinde de “Toplumun temel birimi olan aile ilişkilerine bakılmaksızın, analar ve çocuklar uygun sosyal ve ekonomik korunma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Ülkemiz, gerek hükümet programlarında, gerekse kalkınma planlarında belirtildiği üzere okul öncesinden başlayarak emeklilik sonrasına kadar her düzeydeki eğitimin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla, tüm imkanların harekete geçirilmesini hedeflemiş bulunmaktadır.

HEDEFLER

1- Sağlıklı ve güçlü bir aileye sahip olmanın önemli bir ayrıcalık olduğu, ailenin yerinin doldurulamayacağı ve taşıdığı değerlerin başka hiçbir kurum tarafından ikame edilemeyeceği gibi gerekçelerle toplumun ailenin önemine dikkatini çekmek,

2- Aileleri çocukların gelişim dönemleri hakkında bilgilendirerek onlarla daha doğru iletişim kurmalarına yardımcı olmak,

3- Ailede bireyler arası ilişkilerin sağlamlaştırılması, sorunların çözümü ve muhtemel sorunların ortaya çıkmaması için rehberlik etmek,

4- Aileleri yeni toplumsal şartlar içinde çeşitli konularda bilgilendirmek ve hangi bilgi ve hizmetleri nerelerden edinebilecekleri konusunda rehberlik etmek,

5- Sağlıklı ailelerin oluşturulması için gençleri evlilik, konusunda bilinçlendirmek,

6- Ailelere empatik iletişim kazandırmaya yönelik eğitim programları yoluyla uyumlu beraberliklerin sağlanmasında yardımcı olmak,

7- Projenin ülke genelinde yaygınlaştırılması ve sürekliliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaları takip etmek.

UYGULAMA PLANI

Aile okulu programının uygulama planı ile uygulama yöntemi aşağıda verilmiştir:

Aile okulu programının, valilikler, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla ülke genelinde daha yaygın ve etkili bir biçimde uygulanması hedeflenmektedir. Programın uygulanmasında; AAK, aile konusundaki bilgi birikimi ile aile okulu, ana-baba okulu uygulamaları arasında deneyimlerin paylaşılması, eğitim programlarının oluşturulması konularında destek sağlayacaktır.

Programlar, ailelerin yoğun katılımının sağlanması amacıyla hafta içi ve hafta sonu seçenekleriyle 25 saatlik programı kapsamaktadır.

Programın uygulanmasında; Okulların, Sivil Toplum Kuruluşlarının, sendikaların, fabrika ve işyerlerinin toplantı salonları, kütüphaneler, tiyatro salonları gibi mekanlardan yararlanılabilecektir.

Dersler konunun uzmanı olan akademisyenler ve diğer uzmanlar tarafından verilecektir. Bu konuda her bölgede bulunan üniversitelerin ilgili bölümlerindeki akademisyenlerden ve diğer uzmanlardan yararlanılacaktır.

Her dersin konusuna göre programı gerçekleştirebilecek uzmanların niteliği; Akademisyen, Psikolog, Sosyolog, Pedagog, Aile Hukuku Uzmanı, Sosyal Hizmet Uzmanı, Öğretmen, Din Görevlisi, Sivil Toplum Kuruluş Temsilcisi, Sağlık Çalışanları, Kamu Kurum Temsilcisi (Emniyet, Adalet, Özel İdare gibi) olarak tercih edilebilecektir.

Programda işbirliği yapılabilecek kurum ve kuruluşlar; Milli Eğitim İl Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, üniversite, Belediye, Yerel basın, Sanayi, ticaret ve esnaf odaları, Sendikalar, Sivil Toplum Kuruluşları olarak tercih edilebilecektir.

Programların duyurulmasında tanıtım broşürleri, yerel radyo ve televizyonların desteği sağlanabilecektir.

Ders konularına göre bilgisayar sunum programları ya da slayt, tepegöz, drama filmleri gibi araçlardan yararlanarak derslerin izlenmesi kolaylaştırılacak, etkililiği arttırılacaktır.

Derslerde temel bilgilerin aktarılmasının yanı sıra izleyenlerin katılımına da özen gösterilecektir. İnteraktif katılım sağlanmaya çalışılacaktır.

Derslerin etkililiği ve edinilen bilgilerin kalıcılığı için yardımcı kitap ve broşürlerden yararlanılabilecektir.

Aile Okulu Programının ayrıca, yerel yönetimler ve halk eğitim merkezleri tarafından verilen çeşitli beceri kurslarına katılanlara ek program olarak uygulanması önerilmektedir.

AİLE OKULU PROGRAMI DERS KONULARI

AİLENİN ÖNEMİ VE FONKSİYONLARI ( 2 Ders )

Ailenin evrenselliği,

Temel yapı, köprü olma ve sosyalleştirme özelliği,

Mutluluk ve huzur verme özelliği,

Sevgi, saygı, hoşgörü, sadakat ve sorumluluk kazandırma özelliği,

Psikolojik doyum özelliği,

Sorun çözme ve dayanışma özelliği,

“Ben” duygularının “biz”e dönüşme özelliği,

Alternatifsiz tek kurum olma özelliği,

Sağlıklı ailenin bireysel ve toplumsal sonuçları

Ailenin temel ve evrensel fonksiyonları

Kültür, Biyolojik, Psikolojik, Eğitim, Koruyuculuk, Dini, Sosyal Statü, Eğlenme ve Dinlenme Fonksiyonları

AİLE İÇİ İLETİŞİM ( 3 Ders )

Aile içi iletişim,

İletişim engelleri ve etkin dinleme becerisi kazanma

Karşılıklı anlayış ve empati kurma,

Birbirini gerçekten dinlemenin önemi,

Sağlıksız iletişimin aile bireyleri üzerine etkisi,

Sağlıksız iletişimin sonuçları : Yabancılaşma, Mesafe Koyma, Baskı, Kabalaşma ve Şiddet

Evlilik Yaşamında Uyumun Temel Şartları

Mutlu ve Huzurlu Bir Yuvanın Nitelikleri, Sevginin ve Saygının Gücü

Evlilik Yaşamında Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Yolları

Eşler Arası İletişimde Erkeğe Düşen Görevler

Eşler Arası İletişimde Kadına Düşen Görevler

İletişim Sorunlarında Başvurulacak Danışma ve Tedavi Merkezlerinin Tanıtımı

ÇOCUKLARIN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM DÖNEMLERİ ( 3 Ders )

Yaş Dönemleri ve Özellikleri :

Bebeklik Dönemi (0 -2 Yaş)

Okul Öncesi Dönemi (3 – 6 Yaş)

Son Çocukluk Dönemi (6- 12 Yaş)

Ergenlik Dönemi

Çoklu Zeka Teorisi

Yardım Alınabilecek İlgili Birimler

KUŞAKLAR ARASI ÇATIŞMA ( 1 Ders )

Bireysel Farklılıklar,

Toplumsal Yaşayış Farklılıkları,

Kuşaklar Arası İletişim Sorunları

Kuşaklar Arası İletişimde Kullanılacak Sağlıklı İletişim Kanalları,

ÇOCUKLARDA UYUM VE DAVRANIŞ SORUNLARI ( 1 Ders )

Farklı Ana-Baba Tutumlarının Çocuklarda Oluşturduğu Uyum ve Davranış Bozuklukları

Kardeş Kıskançlığı, Kardeşlerarası Çatışma ve Dayanışmada Aile Tutumu

Çocuklarda Özgüven

Duygusal Etkileşim Eksikliği/İletişim Engelleri

Tek Çocuk Sendromu

ÇOCUKLARLA SAĞLIKLI İLETİŞİM KURMA YOLLARI ( 1 Ders )

Ana-Baba-Çocuk İlişkisinde Tutarlılık

Etkin Dinlemenin Önemi

Çocuğa Sorumluluk Kazandırma Teknikleri

Başarılı ve Bilinçli Ana-Baba-Çocuk İlişkisinin Kuralları

OKUL BAŞARISININ YUKSELTİLMESİNDE AİLENİN ROLU ( 1 Ders )

Okul Çağı Çocuğunda Görülen Uyum ve Davranış Sorunları

Doğru Çalışma Davranışı

Yanlış Çalışma Davranışı/Eğitim Hataları

Aile İçinde Uyum ve Okul Başarısı

Strese Karşı Ailece Direnmenin Yolları

Öğrenme Güçlüğü Karşısında Alınabilecek Tedbirler

Cezanın ve Ödülün Eğitimdeki Yeri

TELEVİZYON VE ÇOCUK ( 1 Ders )

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Olumlu Etkileri

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Televizyonun Olumsuz Etkileri ve Çözüm Yolları

Çocuklara Televizyon İzleme Alışkanlığı ve Program Seçme Davranışının Kazandırılması Hakkında Öneriler

ÇOCUKLAR VE KAZALAR ( 1 Ders )

Çocukların Evde Karşılaşabilecekleri Kazalar

Ev Kazaları ve Alınacak Tedbirler

Çocukları Ev Dışında Karşılaşabilecekleri Kazalar

Çocukları Kazalar Konusunda Bilgilendirme

AİLENİN KURULUŞU : EVLİLİK (2 Ders )

Evlilikte Eş Seçimi

Eşlerin Birbirini Tanımasının Önemi, Bilinçli Eş Olma Kuralları

Ailenin Kurulması Aşamasında Sorunlar ve Çözüm Yolları

Evliliğe İlk Adımda Başvurulacak Uzman ve Danışma Birimlerinin Tanıtımı

Evlilik Yaşamında Uyumun Temel Şartları, Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Yolları

Mutlu ve Huzurlu Bir Yuvanın Nitelikleri, Sevginin ve Saygının Gücü

Türk Medeni Kanunu, Aileye Yönelik Mevzuat Hakkında Bilgilendirme

AİLEDE ZAMANI DOĞRU KULLANMA VE SERBEST ZAMAN FAALİYETLERİ ( 1 Ders )

Zamanı Doğru Kullanma Tanımı Ve Teknikleri

Zamanı Doğru Kullanmanın Aile İçi İletişime Etkisi ve Sonuçları

Aile Üyelerinin Serbest Zaman Faaliyetleri Hakkında Öneriler-Ailede “Sohbet Saati” Kavramının Yerleştirilmesi

AİLEDE YAŞAM VE SORUN ALANLARI ( 3 Ders )

Evliliğin Kurulması ve İşleyişine İlişkin Sorunlar,

Boşanma İle Başgösteren Sorun Alanları,

Kitle İletişim Araçlarının Etkileri,

Sosyo-Ekonomik Sorunlar,

Engelli ve Özel İlgi Gerektiren Bireye Sahip Ailelerin Sorunları, Başvurulacak Birimler

Ailede Tüketim Alışkanlıkları ve Sonuçları,

Ailede Madde Bağımlılığı, Alkol, Sigara gibi Zararlı Alışkanlıkların Yarattığı Sorunlar,

Ahlaki ve Kültürel Değerlerde Yaşanan Erozyonun Etkileri,

Akrabalık ve Komşuluk İlişkilerinin Olumlu ve Olumsuz Etkileri

Aile İçi Şiddet ve Toplumsal Alanda Şiddetin Tanımı ve Etkileri

Çalışan Annelerin Sorunları

AİLEDEKİ YAŞLI BİREYLER ( 1 Ders )

Yaşlılık Dönemine Ait Özellikler

Yaşlılıkla Birlikte Gelen Yeni Yaşam Biçimleri

Yaşlı Bireylerin Aile İçindeki Yeri ve Önemi

Yaşlı Bireylerin Sorunlarına Çözüm Yolları, Yardım Alınabilecek İlgili Birimler

AİLENİN TÜKETİM KÜLTÜRÜ ( 2 Ders )

Günümüzde Ailelerin Tüketim Davranışları

Tüketimde Karşılaşılan Sorunlar ve Aile İlişkilerine Etkileri

Tüketimi Teşvik Eden Mekanizmalar ve Çözüm Yolları

Tüketiciyi Koruma Yasası

BESLENME VE SAĞLIK ( 2 Ders )

Aile Sağlığı ve Beslenme Konusunda Faydalı Bilgiler

Beslenmenin Çocuk Sağlığına Etkileri

Çocukları Düzenli ve Sağlıklı Beslenme Konusunda Bilinçlendirmenin Yolları

EK 1-AİLE ŞURALARI’NDA AİLE EĞİTİMİYLE İLGİLİ
TESPİT VE ÖNERİLER

1990 yılında yapılan I. Aile Şurası’nda, aile birliğinin devamının sağlanması, aile bireylerinin sağlıklı gelişimini temin etmek, ailenin içinde bulunduğu topluma karşı sorumluluk bilincinin sağlanmasına katkıda bulunmak, kültürel öğelerle çatışmayan stratejiler halinde verilmesi ve toplumun tüm kurumlarınca işbirliği yapılarak gelişen ve değişen dünya koşullarına paralel, dinamik bir kişilik yapısı geliştirmek ve aile bireylerinin çocuğun tüm gelişimi, eğitimi, beden ve ruh sağlığı konularında bilgilenmesini kapsayacak şekilde aile eğitimi yapılması karar altına alınmıştır.

Bu konudaki öneriler aşağıda verilmiştir:

1- Her çeşit eğitim faaliyetlerinde ve özellikle aile eğitiminde akılcı, gerçekçi, bilimsel nitelikte ve günlük politikaya alet edilmeyen kalıcı bir devlet politikası oluşturulmalıdır.

2- Kendi milletinin kültürel değerlerini (dil, din, gelenek, görenek, sanat vb.) tanıyan, bunları hür iradesi ile değerlendirerek davranışa dönüştüren, laik toplum ilkelerine ve çağdaş dünyanın farklı kültür değerlerine saygılı ve hoşgörülü insanlar yetiştiren bir eğitim yaklaşımı benimsenmelidir.

3- Aile ve çocuk sağlığını koruyucu ve destekleyici psiko-sosyal hizmetlerin geliştirilmesi ve bu konuda görev alacak elemanlara hizmet için, lisans, yüksek lisans ve yurtdışı eğitim imkanları sağlanmalıdır.

4- Çocuğun ve yetişkinin istismarının yasal ve eğitici yöntemlerle önlenmesi zaruridir.

5- Milli ve evrensel değerleri uygun yöntemlerle (dil, baskı kalitesi, içerik) sunan aileye yönelik basılı, sesli ve görüntülü yayınlar özendirilmelidir.

6- Aile eğitimi için hazırlanacak programlarda olumlu, toplumca benimsenebilecek değerlere ve örneklere yer verilmeli ve bu yöndeki uygulamalara ağırlık kazandırılmalıdır.

7- Aile danışma ve rehberlik kurumları kurulup yurt sathında yaygınlaştırılarak sağlıklı aile yapısının korunup geliştirilmesine destek sağlanmalıdır.

8- Her tür ve seviyedeki yaygın ve örgün eğitim kurumlarının mevcut potansiyellerinin ortak amaçlar etrafında birleştirilerek faaliyetlerinin daha verimli hale getirilmesi için işbirliği ve koordinasyon sağlanmalıdır. Bu alanlarda ihtiyaçları belirlemek için bilimsel araştırmalar yapılmalıdır.

9- Okul ile ailenin eğitim konusunda ortak tutumlar geliştirebilecek bir işbirliğine girmeleri büyük önem taşımaktadır.

10- Okul-aile birlikleri, aileye daha iyi hizmet götürebilecek şekilde organize edilmelidir.

11- Öncelikle orta öğretimden başlayarak öğretmen yetiştiren yüksek öğretim kurumlarını da kapsayacak şekilde, ders programlarında aile ve insani ilişkiler konularına yer verilmelidir.

12- Ailelerin çeşitli sebeplerle (yurtiçi ve yurtdışında) yer değiştirmelerinden sonra sosyal uyumlarını kolaylaştırıcı yaygın eğitim programları hazırlanıp uygulamaya konulmalıdır.

13- Program geliştirme, uzman yetiştirme ve yayın konularında üniversitelerle işbirliği yapılmalıdır.

14- Yaygın eğitim programları ve kitle iletişim araçları vasıtası ile aileyi destekleyici, eğitim programları hazırlanmalı veya hazırlatılmalıdır.

15- Kadınların eğitimi, hiçbir sebep ve gerekçe ile engellenmemelidir.

16- İlkokul, ortaokul ve lise; Türkçe, edebiyat ve müzik kitaplarına alınan parçaların; “Sevgi, saygı, hoşgörü anlayışını pekiştirici, aile bireylerini birleştirici, insana, tabiata, çevreye, milli kültüre saygıyla bakışı destekleyici özellik taşıyan parçaların alınması ve sayıları arttırılmalıdır”.

17- Çocukluk çağlarının düzeyine yönelik çocuk edebiyatı özendirilmelidir.

18- Başta kadınlarımız olmak üzere yetişkin okur yazarlık oranının arttırılması için özel tedbirler alınmalı, kazanılanı okur yazarlığın unutulmaması için bu grup, beceri kazandıran basit yayınlarla beslenmelidir.

19- Aile Araştırma Kurumu’nun “gönüllü kuruluşlarla işbirliği” ilkesi desteklenmelidir.

20- Bütün bu tekliflerin gerçekleştirilmesi için icra gücü ve yetkisi olan bir Aile Bakanlığı’nın kurulması uygun olacaktır.

1994 Uluslararası Aile Yılı’nda yapılan II. Aile Kurultayı’nda da, değişim sürecinde aile, ailenin demokratikleşmesi, ailede iletişim konuları enine boyuna tartışılmış ve aile eğitiminin önemi vurgulanmıştır.

1998 yılı Mayıs ayında gerçekleştirilen III. Aile Şurası “Aile Eğitimi ve Aile Sağlığı Komisyon Raporu”nda ise aşağıdaki öneriler yer almaktadır :

1- Aile; sosyal, ekonomik, fiziksel ve psikolojik çevresiyle bir bütün olarak ele alınmalıdır.

2- Çeşitli bakanlıkların, üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin ve gönüllü kuruluşların; kadın-erkek, ana-baba-çocuk ve ailenin diğer bireylerine yönelik öncelikle yürütülmekte olan ve etkililiği sağlanmış proje ve programlar devlet tarafından desteklenmeli ve bunların ulusal düzeyde koordinasyonu ve işbirliği sağlanmalıdır.

3- İnsan yaşamının döllenmeden ölüme değin uzayan yaşam döngüsü içinde her döneme özgü destek sistemlerinin hayata geçirilmesi ve gereksinimler doğrultusunda hizmet verilmesi gerekmektedir.

4- Evliliklerin sorunsuz başlaması için, evliliğe uyum ve evlilikte iletişim gibi konularda gençlerin ve eş adaylarının bilinçlendirilmesi, eğitim verilmesi sağlanmalıdır. Tüm bu çalışmalarda halkın katılımının sağlanması için toplum liderlerinin, çocuk gelişim ve eğitim uzmanı, öğretmen, ebe, hemşire, muhtar, imam, psikolog, doktor, sosyal hizmet uzmanı, sosyolog ve ev ekonomistleri gibi meslek gruplarının öncelikle harekete geçirilmesi gerekmektedir.

5- Fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim bozukluklarına neden olan faktörlerin önlenmesi için evlilik öncesi, evlilik, gebelik, doğum ve doğum sonrası hizmetlerle ilgili olarak ailelerin bu hizmetleri talep etmesi sağlanmalı ve devlet bu hizmetlerin yaygınlaştırılması için alt yapı hazırlamalıdır.

6- Sağlık ve cinsel eğitimin aileden başlayarak okul öncesi örgün ve yaygın eğitim programlarında kademeli olarak yer alabilmesi için zorunlu ders kapsamında verilmesi sağlanmalıdır. Aile Araştırma Kurumu bu programların oluşturulmasında ve koordinasyonunda aktif bir rol almalıdır.

7- Ailelere ve gençlere temel sağlık, üreme sağlığı, aile planlaması, cinsel sağlık ve bunlara ilişkin haklar ile aile içi ilişkiler konusunda rehberlik yapmak amacıyla kurumsal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

8- Ana-baba ve öğretmenlere okul çağı ve gençlik dönemine özgü sorunlar konusunda bilgilendirme ve danışmanlık hizmetleri sağlanmalıdır. Bu çerçevede aile, okul ve toplum şiddet konusunda duyarlı hale getirilmelidir.

9- Aile bireylerinin (çocuk, genç, yetişkin, yaşlı) her birinin içinde bulundukları dönemlere özgü gelişim özellikleri ve sorunları (boşanma, tek ebeveynlilik, üveylik, yaşlı bakımı gibi) konusunda bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri sağlanmalıdır. Psikolojik sorunları olan birey/bireyleri olan ailelere gereken destek verilmelidir.

10-Aile içi etkileşim ve aile dışı etkileşim olmak üzere iki şekilde ele alınabilen aile eğitimi, aile, okul ve çevre üçgeni içinde değerlendirilmelidir.

2001 yılında gerçekleştirilen 2001 yılı Aile Raporu’nda da “Aile Eğitimi ve Sorunları Komisyonu”nda ana baba okulu konusunda aşağıdaki öneriler yer almaktadır:

1- Ana baba okulları sayıca arttırılıp, ülke çapında yaygınlaştırılmalı ve eğitim programlarına ulaşılabilirliği sağlamak için kamuoyuna yeterli tanıtım yapılmalıdır.

2- Aile eğitimi ve sağlığı konusunda yaygın eğitim ve temel sağlık hizmeti veren kurumlar ve çok amaçlı toplum merkezlerinin yaygınlaştırılması ve hizmet kapsamları arttırılarak etkinliklerinin artırılması sağlanmalıdır (Örneğin; ana-baba okulu, evlilik okulu, yetişkinler okulu, gençlik merkezleri gibi).

3- Ana babalara yönelik eğitim hizmetlerinden yararlanacak hedef kitlenin bilgi gereksinmeleri ve sorunları belirlenerek, ana baba eğitim programları geliştirilmeli ve bu hizmetlerin rasyonel biçimde yerine getirilmesini sağlama için eğitim programları sürekli değerlendirilmelidir.

4- Anne ve babaların bilgi gereksinmelerinin karşılanmasında, kitle iletişim araçlarından yararlanılmalı, hem göze hem kulağa hitap etmesi açısından özellikle televizyon, ana baba eğitiminde etkin bir biçimde kullanılmalıdır.

5- Ana baba eğitimi yalnız yetişkin eğitimi ile sınırlı kalmayıp çocukların ve gençlerin gelecekte üstlenecekleri ana baba rollerine ilişkin bilgi sahibi olabilmeleri için örgün eğitim ders eğitim programlarında yer almalı ve bu konuda ders materyalleri geliştirilmelidir.

6- Ailelere ve gençlere temel sağlık, üreme sağlığı, aile planlaması, cinsel sağlık ve bunlara ilişkin haklar ile aile içi ilişkiler konusunda rehberlik yapmak amacıyla kurumsal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

7- Ana baba ve öğretmenlere okul çağı ve gençlik dönemine özgü sorunlar konusunda bilgilendirme ve danışmanlık hizmetleri sağlanmalıdır. Bu çerçevede aile, okul ve toplum şiddet konusunda duyarlı hale getirilmelidir.

2004 yılında gerçekleştirilen “Aile ve Yoksulluk” konulu IV. Aile Şurası kararları arasında da şu öneriler yer almaktadır.

1-Örgün ve yaygın eğitim kurumları aracılığıyla ailede eğitim, sağlık, üretim, tüketim bilgisi ve bilinci geliştirilmelidir.

2- Yoksul çocukların eğitimini teşvik konusunda, özel öğretim kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının ilgisini, katkısını artıracak tedbirler alınmalı; eğitimcilerin standartları yükseltilmelidir.

3- Toplumsal gelişimi, insan gelişimi temelinde yapılandırmak üzere, erken çocukluk dönemi (0-6 yaş) gelişiminde olumlu kişilik özelliklerinin inşası yönünde desteklenmesi için, bu dönemin en etkin eğitim aktörü olan kadınlara başta çocuk eğitimi olmak üzere, tüketici bilinci, sağlık, ruh sağlığı, medya bilinci, siyasal bilinç, örgütlü demografik katılım vb. konuları kapsayan çok yönlü bir program çerçevesinde toplumsal ölçekte yaygın eğitim verilmelidir.

4-Yaygın eğitim yoluyla, kadınların özellikle mesleki eğitimine yönelik bir eğitim seferberliği başlatılmalıdır.

5-Yaygın ve örgün eğitim programlarında tüketim ve bilinçli tüketici konularında dersler konulmalıdır.

6-Gençleri evliliğe ve aile hayatına hazırlayacak eğitim programları geliştirilmelidir. Böylece uyumlu evliliklerin yapılmasına, sağlıklı ailelerin kurulmasına zemin hazırlanmış olacaktır.

7-Eğitim kurumlarının programlarında yaşlıların önemi vurgulanmalıdır.

8-Halk eğitimi faaliyetlerinin yeniden düzenlenmesi, örneğin yaz tatillerinde boş olan okullardan yararlanılarak, “yaygın eğitim ve meslek kazandırma” için projeler geliştirilmelidir.

9-Aile kurumunun varlığını geliştirerek sürdürebilmesi ve gelecek kuşaklara sosyal, kültürel ve ahlaki değerleri aktarabilmesi için eğitim faaliyetleri yapılmalıdır.

10-Ailede çocukların sosyalleşmesinde ve kültürün aktarılmasında yaşlıların önemini göz önünde bulundurarak; kentleşme ve göç sürecinin olumsuz şartları nedeni ile kendi kaderine terk edilen yaşlıların, aile içinde korunmasına ve bakımına yönelik eğitim, bilinçlendirme ve destek faaliyetleri yapılmalıdır.

http://aile.gov.tr/aileokulu.asp

———————————————

Anne Baba Eğitimi – Ders 1: Anne Baba Eğitimi Evlilik Öncesine Dayanır

Merhaba değerli okuyucular ve ebeveynlik hassasiyetini her daim muhafaza eden sevgili ebeveynler. Şu ana kadar çeşitli yazılarıyla ebeveynliğin püf noktalarını, çocuklara yaklaşım yöntemlerini vs… sizlere aktarmaya çalışan Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun, artık yeni bir çalışmayla sizlere merhaba diyor. Evet, bu yeni eğitim-öğretim döneminde sadece çocuklarımızın okul süreci başlamadı. Geleceğin umudu çocukların yanında sizlerin de ebeveynlik okulunu Ailem dergisiyle başlatmış bulunuyoruz. Aile okulu başlıyor! …

Niçin böyle bir eğitim?

Bazı ebeveynler aile okulları vb. eğitimlere direnç gösterirler.

Benim çocuğumu en iyi ben tanırım,

Kimse bana; çocuğuma ve eşime nasıl davranacağımı öğretemez.

Biz böyle mi büyüdük?

Bizim ailemizde sorun yok…

gibi bahanelerle eğitime direnç gösteren bireylere şöyle denilmeli:

Evet, belki bizim kuşağımız veya bizden önceki kuşakların bu nevi eğitsel imkânları olamamış olabilir. Fakat günümüzde bu tarz imkânlar madem var; niçin kullanmayalım?.. Ayrıca günümüz şartları ile geçmiş zaman şartları birbirinden çok farklı. Artık gerek teknolojinin ve gerekse çevre şartlarının etkisiyle çocukların ve gençlerin kafası çok fazla karışmakta. Ebeveynin hatalı tepkileri neticesinde eve karşı soğukluk hisseden çocukları ve gençleri bekleyen öylesine tehlikeli ortamlar var ki… Sadece bu nokta bile ebeveyn eğitiminin önemini vurgulamaktadır.

Bunların dışında bizler eğitim alan ebeveynlerin çocukları değiliz, ama psikolojik olarak sorunsuz olduğumuzu kaçımız söyleyebiliyoruz? Veya kaçımızın özgüveni tam olarak yerinde veya kaçımız mesleki olarak istediğimiz yerdeyiz? Ya da birçoğumuzun hayatında keşke dediği noktalar mutlaka vardır vs… Öyleyse daha kendini bilen, özgüvenli, pozitif ve başarılı bir nesil için lütfen üzerinize düşen görevi ihmal etmeyin. Ve aile okuluna gelmeyi sakın ihmal etmeyin… Ve unutmayın ki; eğitime katılmak için sorun yaşıyor olmanız gerekmez. Daha mutlu bir aile için eğitime katılmanızı öneririm. Sorun yaşanmadan sorunlara karşı önlem almak, sorun yaşandıktan sonra çözüm üretmekten çok daha sağlıklıdır.

Aile okuluna kayıt ve başarılı olmak için gerekenler:

Her iki ebeveynin eğitime katılması eğitimin uygulanabilirliliğini artıracağından her iki ebeveynin okula katılması bekleniyor.

Derse önyargısız gelme, uyguladıklarınızdan sonuç almanızı kolaylaştırır.

Önceki negatif deneyimlerinizi bir kenara bırakın, gerekirse eğitime sıfırdan başladığınızı düşünün.

“Ben zaten bunu denemiştim diyerek” önerileri dikkate almamak yapılacak en büyük yanlışlardandır.

İstikrarlı olmalısınız. Sunulan yöntemler; ancak istikrarlı olunursa çocuğa ve ailenin genel yapısına pozitif yansır.

Samimi ve doğal olmalısınız.

Küçük bir not defteri alıp bazı mevzuları not etmeniz bilgilerin aklınızda kalmasını ve hedeflerinizin oluşmasını sağlar.

Öyleyse buyurun aile okuluna…
———————————–

[DERS–1] – ANNE-BABALIK EĞİTİMİ EVLİLİK ÖNCESİNE DAYANIR

Birçok birey, anne-babalığın eğitim gerektirebileceğini, evleninceye, hatta çocukları oluncaya ve hatta çocuklar büyüyüp sorunlar baş gösterinceye kadar düşünmezler. Hele de evlilik olayı gerçekleşinceye kadar taraflar birbirlerini ağırlıklı olarak sadece “salt bireysel özellikleri ile” değerlendirirler. Yeni bir yuvanın kurulacağı düşüncesi genelde ikinci planda değerlendirilir. Taraflar muhataplarını aynı zamanda ileride kendilerine emanet olarak verilecek çocuklarının annesi veya babası olarak değerlendirmezler. Oysaki evliliğin en önemli amaçlarından biri bir neslin yetişmesine katkı sağlamaktır. Bu amacın göz ardı edilip sadece duygusallığın tesiri altında kalınarak verilen kararların çok sağlıklı olmadığı görülmektedir. Mantığın devreye girmediği evlilik kararlarında sadece doğacak çocuklar değil, aynı zamanda eşler de etkilenmektedir. Ki zaten eşler arasında tartışmaların olması evin genel havasına tesir eder ve çocukların psikolojisi kendilerine ebeveynleri tarafından pozitif yaklaşılsa da etkilenir. Bu sebeple daha evliliğe karar vermeden önce aile kavramının irdelenerek düşünülmesi gerekmektedir.

Evlilik kararı verilirken nelere dikkat edilmelidir?

Mantık kesinlikle devre dışı bırakılmamalıdır.

Evlenilmesi düşünülen birey sadece içinde bulunulan zamandaki rolü ile düşünülerek değil değişik rolleri de (anne olma, baba olma, ev hanımı olma vs… gibi) düşünülerek değerlendirilmelidir.

Birey, eş olarak düşündüğü bireyi değişik rolleri ile değerlendirirken önyargılı davranmamalı, kafasındaki soru işaretlerini muhatabı ile paylaşmalıdır.

Herhangi bir bireyin eşini değerlendirmesi kadar kendini de onu bekleyen roller ve sorumlulukları bağlamında değerlendirmesi gerekmektedir. Yani bir yuva kurmanın sorumluluğu, eş olmanın veya ebeveyn olmanın sorumluğu düşünülerek evliliğe adım atılmalıdır.

Yukarıda ifade edilen noktalar bağlamında bireyin ümitsizliğe kapılma ihtimali vardır. Çünkü çevrede görülen negatif örnekler evlenecek olan bireylerde ben bu işi yapamam düşüncesi oluşturabilir. Bu sebeple konuya objektif bir biçimde bakmak ve daha pozitif ve başarılı bir yuva kurmak için bireyler evlilikten kaçmak yerine kendilerini geliştirmeli, birtakım eğitimler almalıdırlar.

Evlilik öncesi ebeveynlik eğitimi nasıl alınabilir?

Her şeyden önce böyle bir eğitim için erken diye düşünülmemelidir. Öncelikle evlilik ve akabinde ebeveyn olmaya dair eğitim alma hedeflenmelidir. Çünkü ideal ebeveyn olabilmenin ilk sırrı ideal eş olmaktır. Pozitif ortamlarda dünyaya gelen çocuklar hem ruhsal ve hem de zihinsel olarak oldukça pozitif olurlar. Bu nedenle evvela evlilik ile ilgili eğitimler alınmalıdır diyebilirim. Eğitim için belli merkezlerdeki düzenli eğitim programlarına veya seminerlere katılınılabileceği gibi konu ile ilgili kitaplar ve makaleler okumak veya evlilik öncesi danışmanlık desteği almak önerilebilir. Bunun dışında itimat ettiğiniz ve model olabildiğine inandığınız ailelerle de bağlantı halinde olmak kuracağınız yuva için oldukça önem arz edecektir.

Böyle bir eğitsel sürece hem kadının ve hem de erkeğin katılması gerekmektedir.

Eğitimle ne kazanacağız?

1- Yeni kurulacak yuva ile birlikte taraflar kendilerini neyin beklediğini bilmiş olacaklarından hazırlıklı oluş sağlanacak ve sorunlar karşısında çözüm gücü oluşacaktır.

2- Evlenmeyi düşünen bireyler birbirlerini sadece duygusal olarak değil, çok yönlü olarak tanıyabilecek ve değerlendirme yapabileceklerdir.

3- Henüz çocukları doğmadan eşler arası diyalogun güçlenmesi sağlanacaktır.

4- Gebelik öncesinde ve gebelik sürecinde nasıl yaklaşımlar sergileneceği öğrenilmiş olacağından ebeveyn adayı çift bilinçli davranabilecektir.

5- İlk ebeveynlik ve evlilik dönemlerinde karşılaşılacak muhtemel bir sorun karşısında çiftler nasıl davranmaları gerektiğini bilecek ve yapılabilecek yanlışlıklar asgariye inmiş olacaktır.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=3964

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 2] Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

İDEAL EBEVEYNLİKTE KARI-KOCA DİYALOĞUNUN ÖNEMİ

Karı-koca diyaloğu ile ebeveynlik arasında ne gibi bir bağ var diye düşünen birçok birey vardır. Hatta kendilerini ebeveynlik rolüne fazlaca adapte eden nice ebeveynler vardır ki; eşleri ile diyaloglarını hep ikinci plana atmışlardır. Oysaki iyi ebeveyn olabilmenin sırrı iyi eş olabilmekten geçer. Annelik veya babalık vasıfları çok güzel olan ve çocuğuna doğru yaklaşım tekniklerini kullanarak yaklaşan fakat eşi ile ciddi sorunlar yaşayan birçok insan vardır. Bu bireylerin çocukları ebeveynleri ile güzel zamanlar geçiriyor olsalar bile anne-babaları arasındaki gergin havadan nasiplerini alırlar.

Neden ideal ebeveynlik için eşler arası diyalog önemlidir?

1- Öncelikle ebeveynlerin kişisel mutlulukları için önemlidir. Kendini mutlu hisseden ve sorunlardan dolayı gergin olmayan bir birey annelik-babalık rolüne de bu duyguyu yansıtır. Bu nedenle bireyin kafasının sorunlarla meşgul olmaması mutluluğuna ve mutluluğu da, pozitif ebeveyn olmasına katkı sağlayacaktır.

2- Çocuğa öğretilmeye çalışılan ne olursa olsun karı-koca işbirliği sağlandıktan sonra verilecek öğreti çok kısa zaman içinde çocuğa yerleştirilebilirken, tek ebeveynin çabasıyla bu öğretilerin çocuğa yerleştirilmesi uzun zaman alacaktır.

3- Çocuklar hatalı davranışları modeller: Özellikle küçük yaş dönemlerinde çocuklar modelleyerek öğrenirler. Kendisine doğru yaklaşımlarda bulunulsa bile annenin babaya veya babanın anneye hatalı tepkilerle yaklaştığını gören çocuk doğru olmayan davranışları bilinçaltına bu şekilde yerleştirmiş olur. Bir diğer ifade ile kendine tebessüm edilip de annesine bağırıldığını gören çocuk sadece tebessümü değil öfkeyi ve agresyonu da öğrenir.

4- Ev içinde tutarsız davranışlar gören çocuk bir süre sonra ebeveyninin samimiyetine inanmayacaktır. Bu da zamanla aile içinde güvensizliklerin oluşmasına ve çocuğun özgüveninin zedelenmesine neden olur.

5- Eşler arası geçimsizlik nedeniyle oluşan evdeki gergin hava çocuğun psikolojisinin negatif etkilenmesine neden olur.

6- Çocuk zamanla taraf tutmak zorunda kalır. Bu süreçte de çoğu zaman çıkarına uygun tercihler yapar.

7- Ergenlik dönemindeyse çocuk gergin olmayan huzurlu ortam arayışına girer. Bu nedenle evden uzaklaşabilir.

8- Bu tarz negatif bir ortamda büyüyen çocuklar ileride kuracakları ailelerine bu negatif etkileri yansıtır ve problemli bir yuva kurabilirler.

Ne yapmalıyız?

Öncelikle eşler bir araya gelmeli ve mevcut sorunlarını irdelemelidir.

Taraflardan biri sorun olduğunu kabul etmiyor veya çözüme yanaşmıyorsa bile sorunu fark eden taraf sorunları belirlemeli ve çözüm yollarını araştırmalıdır.

Çözüm yollarına, pozitif yaklaşımlarda bulunarak ve önyargılardan sıyrılarak ulaşılabiliyorsa eşler birtakım fedakârlıklar gösterilmelidirler.

Kimi zaman sorunların çözümlenmesi uzman desteği gerektirebilir. Bu durumda evlilik uzmanlarına başvurulup psikolojik destek alınması en sağlıklı olandır.

Sorunlar tespit edilip çözümleninceye kadar ev içinde hassas davranılmalı ve çocuğun bu süreçten etkilenmemesi hedeflenmelidir.

Taraflar alacakları her kararda çocuklarını da sisteme dâhil edip düşünmeyi ihmal etmemelidir.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=3990

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 3] Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Kendinizi tanıyor musunuz?

Kendinizi tanıyor musunuz? Ya da şöyle soralım; nasıl bir insan olduğunuz sorusunu daha önce hiç kendinize sordunuz mu? Her insanın mutlaka kendini tanımlayabileceği birkaç cümlesi vardır?

Fakat çoğu zaman bu birkaç cümlecik tam anlamıyla bizi ifade etmez. Yetersiz kalır. Kendimizi tam anlamıyla ayrıntılara inerek düşünmeye kalktığımızda aslında birçok özelliğimizi beğenmediğimizi veya olmaması gereken özellikler olduğunu görürüz. Kendini tam olarak tanımlayamayan bir insanın çocuğu karşısında tutarsız davranma ihtimali yüksektir. Çünkü kendinde bulunan negatif özellikleri belirleyip halletmeden çocuğunu bu özellikler konusunda eleştiren bir ebeveyn çocuğu nezdinde tutarsız görüneceğinden söyledikleri makes bulmayacaktır.

Neden bir ebeveyn evvela kendini tanımalı?

Kendinde bulunan negatif özellikleri görebilmesi ve pozitif özelliklerini daha da genişletmesi için evvela kendisini tanımalıdır.

Unutmayın ki çocuk yaşadığı ortamın izlerini taşır. Ebeveyn çocuğunda görmek istemediği özellikleri aslında kendisi taşıyor olabilir. Bu sebeple önce kendindeki negatif özellikleri düzenlemelidir ki; çocuk bu hatalı örnekleri model almasın.

Kendini tanıyabilen ebeveyn kişisel anlamda kendisini geliştirebilecek ve böylece mutlu ve başarılı olabilecektir.

Kendini tanıyan birey ebeveynlik rolüne yansıyan kişisel zaaflarını daha çabuk çözümler. Örneğin; sese çok duyarlıyım, bu sebeple çabuk sinirleniyorum diyen bir ebeveyn bundan dolayı çocuğu ile çatışma yaşıyorsa, ilk etapta sadece çocuğunu susturmayı değil, sese duyarlılık ve asabiyet derecesini dengelemek adına gerekirse yardım alabilmelidir.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4014

—————————————————-

Anne Baba Okulu – [DERS 4] Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Nasıl bir ebeveyn olduğunuzun farkında mısınız?

Daha önce nasıl bir anne olduğunuzu veya nasıl bir baba olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Veya çocuğunuzun beklentilerine -ki özellikle duygusal beklentilerine- ne oranda cevap verdiğinizi hiç düşündünüz mü?

Kendini bireysel özellikleri ile tanımlayabilen bir ebeveynin üzerinde durması gereken en önemli noktalardan biri ebeveynlik özelliklerini tanımlamasıdır.

Ebeveynlerin ekserisinin çocuklarından çeşitli beklentileri vardır:

“Çocuğum sorumluluklarını yerine getirsin.”

“Bana karşı saygılı davransın.”

Bağırarak konuşmasın.”

İyi bir meslek sahibi olsun.”

Yemek seçmesin.”

Bu örnek istek ve beklentileri istediğiniz kadar artırabilirsiniz. Bu beklentilerden ve daha birçok beklenti nedenlerinden dolayı ebeveynlerin çocukları ile çatışma içinde olduklarını görürüz. Ebeveynler çocuklarını hayallerindeki gibi bir çocuk yapmak için uğraşırlarken çoğu zaman onların bir birey olduklarını ve onların da ebeveynlerinden beklentilerinin olduğunu düşünmezler. Evet, siz ebeveynlerin çocuklarınızdan beklentileriniz olduğu oranda unutmayın ki çocuklarınızın da sizlerden beklentileri var.

Örneğin, çocuklarımızı eleştirdiğimiz oranda ebeveynlik rolümüzü de eleştirsek veya onlardan beklentilerimiz oranında onların beklentilerinin de olabileceğini düşünüp kendimize çekidüzen verebilirsek, ebeveyn-çocuk çatışmaları büyük oranda hallolur.

Ahmet Bey, bir baba olarak çok sabırsız olduğunu ve bağırarak konuştuğunu söylüyor. Biraz irdeleyince gördük ki; bu beyefendi aslında sadece çocuğuna karşı sabırsız. Diğer insanlara bağırdığı vaki değil. Öyleyse bu baba sadece ebeveyn olarak bağırma davranışında bulunuyor. Ve bu davranışının önüne geçebilir. Sadece biraz düşünerek davranması yeterli olacaktır. Aşırı titiz bir anne olan Fatma Hanım, bunu annelik rolüne de karıştırıyor ve çocuğuna yansıtıyorsa ileride çocuğunda da bu ve benzer takıntılara neden olacaktır. Bu annenin erken dönemde tedbir alması için sorunun farkına varması gerekir.

Gerek ebeveynin kendini tanıyıp olumlu özellikleri geliştirmesi ve olumsuzlukları düzeltmesi için ve gerekse çocuğuna olumsuz özellikleri yansımadan tedbir alabilmesi için ebeveynlerin kendilerini ebeveynlik rolleri ile tanımlamaları gerekir.

Nasıl bir evlat sahibi olacağımız bizim elimizde değil. Ama nasıl bir anne-baba olacağımız bizim elimizde. Ve tercih edilen anne-babalar olursak zamanla tercih ettiğimiz gibi çocuklar yetiştirir ve tercih edilen bireylerin oluşmasına vesile oluruz.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4143

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 5] Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Evde etkin güç: Anne

Kadının birden fazla rolü vardır. Kadın bu rollerin hemen tamamında bilinenin aksine oldukça güçlüdür. Hele de bu rollerden özellikle annelik rolündeki enerjisi bütün evi kuşatır niteliktedir.

Kadın, bedenen zayıf, ruhça çok güçlü bir varlıktır. Ki duygusal gücü devreye girdiğinde bedensel gücünün de akıllara hayretlik verecek tarzda arttığı görülür. Mesela evladına zarar geleceğini gören bir anne adeta pehlivan kesilebilir. Fakat genel anlamda bedensel gücü karşı cinsine kıyasla daha azdır.

Kadınlar devam eden sıkıntılara erkeklere oranla daha sabırlı tepkiler verirler. Örneğin; kadının doğum sürecine, doğum sancısına ve doğum sonrası sıkıntılara tahammül gücünü düşünecek olursak bu duygusal enerjinin ne denli büyük olduğu anlaşılır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde kadınların zaman zaman kendilerini güçsüz hissetseler bile aslında yaşadıkları sorunlara dayanabileceklerini unutmamaları gerekir. Bu bakış açısı kadının kendisine verilen güce farkındalık oluşturmasını ve dolayısıyla sıkıntıları değerlendiriş tarzını pozitif etkileyecektir.

Kadının evdeki enerjisi küçümsenemez

Kadının duygu dünyasındaki enerjisinin nasıl bir enerji olduğu evin havası ile doğrudan ilişkilidir. Yani kadın kendisini negatif hissediyorsa evin genel durumu gergin, kadın pozitif duygularla doluysa evin havası coşkulu olacaktır. Evet sevgili ebeveynler hemen evlilik öncesi hayatınızı düşünün ve ailelerinizi değerlendirin. Annenizin psikolojisinin zaman zaman sizi ve diğer aile üyelerini nasıl etkilediğini düşünün. Gerçekten de anne sinirli veya üzgünse bu durum, aile üyelerine sessizlik olarak yansıyorken, anne pozitif ve enerjikse bu durum da aile üyelerine hareket ve mutluluk olarak yansıyacaktır. Öyleyle annenin bakış açısını ve davranışlarını pozitif kılması ve bu konuda babanın anneye destek olması evin huzuru açısından oldukça önemlidir. Huzurlu bir ortamda yetişen çocukların hem daha problemsiz ve başarılı ve hem de huzursuz ortamlarda büyüyen çocuklara kıyasla davranış bozuklukları çok daha az olan çocuklar oldukları görülür. Ortam çocuğun ders çalışma sürecinden anne-babasına olan yaklaşımlarına, sosyal hayattaki başarısından özgüvenine kadar birçok noktada çocuğu etkiler. Bu sebeple babanın da desteği ile annenin pozitif olması sağlanmalı, bu konuda gerekirse konunun uzmanlarından destek alınmalıdır.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4179

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 6] Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Anne-babalar!Değişime ve gelişime hazır mısınız?

Her ebeveyn kendisini farklı yönleri ile tanıdıktan sonra bazı davranışlarını değiştirmesi gerektiğini, bazılarını ise daha da geliştirmesi gerektiğini düşünebilir. Örneğin; çocuğunun beğenmediği her davranışı karşısında sinirlerine hakim olamayan ve şiddete başvuran bir baba bu davranışını değiştirmek, çocuğunu iyi gözlemlediği için sıkıntılarını fark edebilen bir anne bu davranışını biraz daha geliştirmek isteyebilecektir.
Birçok ebeveyn değişim için nereden başlayacağını bilemez ve bu sebeple çaba da göstermez. Sonuç olarak değişim yaşanmadığı gibi hatalı yaklaşımlar nedeni ile çocuğun psikolojisi ciddi anlamda etkilenir.

Burada sorun herhangi bir sorun olabilir. Sorun kimi zaman çocuklarda görülen davranışlarla ilgili, kimi zaman ise ebeveynin kendisinde halledemediği davranış ve özelliklerle ilgili olabilir. Her iki durumda da ebeveynin toparlanması ve yapıcı çözümler üretebilmesi için değişime kendisinden başlaması gerekebilir.

Değişime nereden başlamak gerek?

Değişime evvela ruhsal ve bedensel durumu değiştirmeyle başlamak gerekir. Sonrasında düşünceler, duygular ve davranışlar değişecektir. Yani istenmeyen davranış değişecek ve yerine olması gereken davranış benimsenecektir. İsterseniz gelin bu aşamaları kısaca bir inceleyelim ve değişimde 4D kuralı diyelim.

[DEĞİŞİMDE 4D KURALI]

Durumlar: Değişim için işe durumunuzu tanımlamakla başlayacaksınız.

Bedensel ve ruhsal durum: Bedensel durumdan kastım, gerek duruş gerekse hareketlerdir. Bezgin ve çökkün bir beden hali, değişim yaşayacağına kendini inandıramaz. Göründüğü gibi hisseder. Yani değişim adına ümitsizdir. Mesela omuzları çökmüş, sureti hüzün giymiş bir anne kendisine güvenemez. Bu sebeple sorun ne olursa olsun evvela kendine güvenen, ümitli ve pozitif bir beden hali gerekmektedir. Bireyin dik durması ve kendisine çekidüzen vermesi önemlidir. Kendine güvenen bireyin duruşu beyne pozitif mesaj ulaştırır ve değişim için gerekli enerjiyi ebeveyn kendisinde hissetmiş olur.

Ruhsal durum derken ise özellikle bireyin geçmiş ve gelecek zaman etkisinden sıyrılıp bulunduğu ana yoğunlaşması gerektiğini kastediyorum. Yani sorunun geçmişteki etkileri ve henüz gelmemiş, gelecekteki sıkıntıları düşünüldüğünde birey sorunun büyüklüğü altında ezilir ve ümitsizliğe kapılır. Mesela “Çocuğum yine bana bağırdı ve hakaret etti, bu kaç yıldır böyle!” diyerek geçmişe yoğunlaşan ve “Hep böyle kalacak galiba!” diyerek geleceğe yoğunlaşan birey, içinde bulunduğu anı düşünemeyecek hale gelir. Bu ümitsiz ruh hali ise bünyesinde değişim için mevcut bulunan enerjinin harcanmasına neden olur. Öyleyse değişime önce bedenimizle ve hemen sonrasında da geçmişe ve geleceğe dağılmasını engelleyeceğimiz bakış açımızla yani ruhsal yapımızla başlamak durumundayız.

Düşünceler: Bedensel ve ruhsal anlamda kendini toparlayıp değişime başlayan birey için değişimin ikinci basamağında düşünceler vardır. Yani “yapamam”, “başaramam” gibi negatif düşünceleri önce zihinden ve sonra da dilden tamamen çıkarmak gerekir. Düşüncenin hep pozitife odaklanması ve terminolojinin bu doğrultuda şekillenmesi gerekmektedir. Pozitif düşünce ile birlikte düşünülen hedefin gerçekten istenilmesi önemlidir. Hedeflenen davranışların düşüncede netleştirilmesi ve tanımlanması da bireyin şartlanmasını sağlayacaktır. Örneğin “Ben çocuğumu, hata yapınca ona bağırmadan uyarmak istiyorum.” diye netleşen bir hedef, değişimi hızlandıracaktır.

Davranışlar: Evet durumların, düşüncelerin ve bunlara bağlı olarak duyguların değiştiği yerde istenilmeyen davranış, yerini hedeflenen davranışa bırakır. Değişim sağlanmış olur.

Bu sıralanan dört madde birbirine bağlı zincir halkaları gibidir. Dolayısıyla adım atılınca sıradaki maddeler arkasından otomatikman sürüklenir. Yeter ki isteyin. Evet sevgili ebeveynler hiç vakit kaybetmeden işe başlayın. Önce neleri değiştireceğinize karar verin, arkasından da değişim formülünü hayatınıza geçirin.

Duygular: Düşüncede pozitif olan birey kendini rahat ve mutlu hisseder. Huzurlu bir yapı ise yani duygudaki rahatlama ise değişime devam arzu ve iştiyakı doğurur. Unutmayın beyin düşünce boyutuyla komut alır ve kalp hisseder. Sonrasında ise birey aşamalarını tamamlar ve değişim büyük bir oranda başlamış olur.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4209

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 7] Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Niçin çocuk sahibi olmak istediniz?

Bu soruyu kendinize yönelttiğinizde nasıl bir cevap veriyorsunuz? Çok değişik cevaplar verilebilir, ancak ebeveynler “annelik-babalık” duygularını yaşayabilmek için çocuklarına muhtaç olduğunu unutmamalı.

Fakat amaç ne olursa olsun hemen her ebeveynin ruhunda açıktan veya örtülü bir biçimde şekillendirdiği bir amaç vardır. “Analık veya babalık duygusunu yaşamak veya bu duyguya ihtiyaç hissetmek vardır.” Yani çocuk sahibi olunmak istenmesinin nedeni bir neslin yetişmesine katkı sağlamak da olsa, çocukları sevmek de olsa, toplumun beklentisi de olsa ortak amaç ebeveynlik duygusunu yaşamaktır. Hatta kimi zaman bazı ebeveynler tarafından biraz daha bencilce düşünülür. Şöyle ki: “İleride yalnız kalmama” düşüncesi de eklenir bu ebeveynlik arzusuna.

İşte bu noktada biraz durup düşünmenizi istiyorum. Sizler ebeveyn olma, diğer bir ifadeyle anne-baba olma gibi güzel duyguları zaman zaman sinirlendiğiniz, hatta bazen öfkenizi yenemeyip kendilerine fiziksel şiddet uyguladığınız, çok rahatlıkla bağırabildiğiniz, çevrenizdeki diğer insanlara kızdığınız halde acısını kendilerinden çıkardığınız çocuklarınız sayesinde yaşadınız ve yaşıyorsunuz. Toparlamak gerekirse çocuklarınızın doğumuyla, hatta anne rahmindeki yerlerini almalarıyla birlikte ebeveynlik coşkusu başlıyor. Sebepler dairesinde size bu ulvi duyguları yaşatan çocuklarla yaşanan olumlu münasebet ne oluyor da çocuk dünyaya geldikten ve sorunlar baş göstermeye başladıktan sonra sona eriveriyor. Ve en ufak bir sorunda, (ki çoğu zaman sorun kapsamında değerlendirilmeyen davranışlar ebeveynin sabırsızlığı nedeniyle sorunmuş gibi görünüyor). Yaşadığı bütün o güzel duyguları unutup, öfke kaynağı haline gelebiliyor. İsterseniz ebeveyn oluşunuzun size kazandırdıklarını şöyle birkaç maddede toparlamaya çalışalım.

Ebeveynliğin bireye kazandırdıkları

Şayet çocuklarınız yanınızdaysa hemen şimdi, değilse eve gidip onları gördüğünüz an lütfen bir düşünün. Ve sonra size böyle güzel ve faydalı bir armağan verdiği için önce verene teşekkürlerinizi sunun ve sonra da bu armağana zarar vermeden ve deforme etmeden bakın. Ve çocuklarımızın hangi yaşta olurlarsa olsunlar bize ihtiyaçları olduğu gibi bizlerin de hangi yaşta olursak olalım onlara ihtiyacımız olduğunu unutmayalım. Başlığımızı tekrarlamak gerekirse:

“ANA-BABALIK DUYGULARINI YAŞAMAK İÇİN OCUKLARIMIZA İHTİYACIMIZ OLDUĞUNU UNUTMAYALIM.”

Her şeyden önce bireyin ve özellikle de anne olacak bireyin ruhundaki pozitif duygu ve davranışlar harekete geçer.

Birey ebeveynlik ile kazandığı bu duyguları deforme etmeyecek olursa bu duygular sebebiyle bireylerin hayata bakış açıları olumlulaşır ve bu da hayattaki bireysel başarılarına ve mutluluklarına kaynaklık eder.

Çocuk sahibi olma eşler için kuvvetli bir ortak paydadır. Eşler arası münasebet için tek şart değildir. Fakat diyaloğun kuvvetlenmesinde önemli bir paya sahiptir.

İlk günlerden itibaren yaptığı hemen her yeni davranış ebeveyn için yeni bir mutluluktur. Bu denli küçük olmasına rağmen ebeveyni bu yeni davranışlar kadar mutlu eden neredeyse ikinci bir şey yoktur.

Çocukla birlikte aile içinde düzen ve disiplin oluşumu sağlanır.

Ebeveynlik ile yeni bir rol sahibi olan birey bu rolüne zorunluluk değil de güzellik olarak bakabilirse çocukla birlikte geçirilen dakikalar (çocuk ne kadar gürültü yapsa da) birey için rahatlama seansları olur.

Ebeveynlik bireyin olgunlaşma sürecine katkı sağlar.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4228

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 8] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Hamilelik süreciyle çocuk eğitimi başlar

Çocuk eğitimi esas olarak evlilik öncesine dayanır. Yani bireyler eş seçerken bile, ‘evlenmeyi düşündüğüm bu birey ileride benim çocuğumun annesi/babası olacak’ bakış açısı ile düşünmeli ve değerlendirmelerini ona göre yapmalıdırlar.

Tabii bunu yapabilmeleri için kendilerinin bu konu hakkında yani çocuk sahibi olma ve sonrası hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Bununla birlikte bireyler evlilik sonrasında ve ebeveynlik sonrasında çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. Bu sorunların yapıcı bir şekilde çözülebilmesi gerek aile huzuru ve gerekse çocuğun eğitsel süreci için oldukça önemlidir. Özellikle çocuk eğitiminde yapılacak bir yanlışın onarımı çok ciddi uğraşlar ve uzun zamanlar gerektirebilir. Bu sebeple hata yapmadan tedbiri alınmış bir süreçle ebeveyn olmak eğitimi hızlandırıcı ve kalıcılaştırıcıdır. Bu bakış açısı ile değerlendirildiğinde gebelik sürecinde çocuk eğitiminin başladığı fikrinin oldukça gerçekçi olduğu anlaşılır.

ANNENİN PSİKOLOJİSİ İYİ OLMALI

Anne-çocuk arasındaki ilk bağ çocuğun anne-rahmine düşmesi ile birlikte başlar. Anne bebeğini taşıdığının bilincindedir ve bebeğine dair duyguları oluşmaya başlar. Bu duygular ne denli pozitif olursa, yani bebek ne denli istenen ve beklenen bir bebekse bebeğin gelişimi ve gebelik süreci o denli pozitif olur. Öyleyse gebelik sürecinde çocuk eğitiminin en önemli kısımlarından biri annenin psikolojisidir.

Gebelik karmaşık duygular demektir

Bir kadın için en özel zaman dilimlerinden biridir, çocuğunu karnında taşıyor ve bunu hissediyor olmak. Özellikle annenin ilk gebeliği ise yaşanan duyguların tarifi neredeyse imkansızlaşır. Ağırlıklı olarak bu duyguları ifade eden kelime karmaşadır. Yani anne karmaşık duygular içindedir. Bir yandan seviniyor, diğer yandan heyecanlanıyor, öte yandan da korkuyor olabilir. Kimi zaman gelecek kaygısı içinde bocalarken anne, kimi zaman fiziksel görünümü için endişelenebilir. Veya anlam veremediği bir hüzünle dolabilir içi. Bütün bu duyguların yaşanması oldukça olağandır. Yeni üye annenin bedeninde olduğu kadar ruhunda da değişikliklere sebebiyet verecektir. Burada sorun olan nokta yaşanan bu karmaşık sürece verilen tepkilerdir. Gerek annenin gebelik olayını algılayışı ve gerekse yakın çevredekilerin – eş gibi- anneyi destekleyişleri gebelik sürecinin sağlıklı veya sağlıksız gelişmesine neden olur. Tabii burada benim vurguladığım sadece gebelik sürecinin ruhsal boyutu, bununla birlikte annenin biyolojik anlamda yaşadıkları da oldukça önemli ve destek gerektiren bu konudur. Yani annenin düzenli olarak doktor kontrollerinin yapılması gerekir. Bununla birlikte vücuttaki hormonal değişimin annenin ruhsal durumuna doğrudan tesir ettiği söylenebilir.

Yukarıda sıralanan ve ruhsal durumu ifade eden duygu değişikliklerinin gebelik sürecinde çocuğa negatif yansımaması, dahası pozitif yansıması ilk etapta bebeğin istenen ve beklenen bir bebek olması ile doğru orantılıdır. İstenmeyen bir gebelikte anne yaşadığı negatif süreçlerde daha sabırsız olabildiği gibi içten içe bebeği suçlayabilir. Bu da daha ilk günlerden itibaren anne-çocuk arası bağın yıpranmasıdır ki bu eğitim için kesinlikle negatif bir durumdur. İlk etapta annenin karnındaki bebeğe karşı istekli olması gerekmektedir. Bunun dışında çocuğuyla duygusal bağ kuma ve ebeveynin kendisini geliştirme çabası olmak zorundadır.

Ebeveynin yapması gerekenler

Hamilelik sürecinde her şeyden önce ebeveyn bedensel sağlığına önem vermeli gerekli kontrollerini aksatmamalıdır. Bu detayları konunun uzmanlarına havale ederek ben gebeliğin psikolojik ve eğitsel sürecine eğilmek istiyorum.

Gebelik her ne kadar sadece anne ile alakalıymış gibi görünse de babanın da sürece dahil olması gerekmektedir. Baba hem eşine gerekli desteği vermeli hem de çocuk eğitimi ve çocuğa yaklaşım konularında kendini geliştirmelidir.

Çiftler birbirleriyle rahatlıkla konuşabilmeli ve duygularını birbirleri ile paylaşmalıdırlar. Bu şekildeki bir davranış eşleri bebek bağlamında kaynaştıracağından aile içindeki huzur artacak ve çocuk bulunduğu ortamın pozitif izlerini taşıyacaktır.

Özellikle anne; bakış açısında negatifliklere yer vermemeli pozitif düşünmeli ve davranmalıdır. Çünkü annedeki en ufak bir gerilim doğrudan çocuğa yansıyacaktır. Özelikle annenin duygusal süreçlerinde istenmeyen yoğunlukta bir değişim yaşandığında (heyecan, sinir, üzüntü vb…) bu çocuğun sinir sistemine doğrudan yansıyacaktır. Çünkü bu tarz durumlarda annenin kan yapısı etkilenir bu da doğrudan çocuğun sinir sistemine etki eder. Dolayısıyla çocuk henüz doğmadan eğitsel süreci zorlayıcı bir durum yaşanmış olur.

Bütün bunların dışında ebeveynin karnındaki bebekle konuşması, ona tasavvuf musikisi vb… müzikler dinlettirmesi, çocuğuna kitap okuması gibi davranışlar hem anne- çocuk arası duygusal bağı kuvvetlendirir, hem de çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimine pozitif yansır. Aynı davranışları baba da yapmalıdır.

Ayrıca ebeveynin gerek çocuk bakımı, gerek çocuğun gelişim süreçleri hakkında bilgi sahibi olması annenin özgüveninin sağlanması için gereklidir. Tabii bunların yanında ebeveynin çocuk psikolojisi hakkında da bilgi sahibi olmak için araştırmalar yapması, kitaplar okuması ve eğitsel faaliyetlere katılması da yine yapması gerekenler arasındadır.
Sayı: 168
Bölüm: Anne Baba Okulu

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4325

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 9] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

İlk anne-babalık deneyimleri

Ve dünyaya ve sizin evinize yeni bir birey katıldı… Küçük, ama küçük olduğu kadar kendisine ayrılan zaman, eve kattığı mutluluk, yaşattığı heyecan vs. büyük. Bu dönemde gerek anne ve gerekse baba tatlı; fakat karmaşık denilebilecek duygular içinde olabilirler. Ancak kendi duygularında ne denli hızlı bir şekilde denge sağlayabilirlerse, o denli çocukla geçirilen zamanın etkili oluşu sağlanabilir. Şimdi isterseniz bu dönemde ebeveyn neler yaşar kısaca bir inceleyelim.

Annenin loğusalık psikolojisi

Loğusalık psikolojisi kimi zaman anneliğin ilk dakikalarında, kimi zaman ise ilerleyen zamanlarda kendini gösterir. Annenin kendisini farklı duygular içinde hissettiği bu dönemde yoğun desteğe ihtiyacı vardır. Anne vücudundaki hormonel değişime de bağlı olarak genellikle çok hassaslaşır. En ufak bir durumda üzülüp ağlayabileceği gibi, öfkelenip bağırabilir de. Bütün bunlar aslında ciddi bir sorunun göstergesi değildir. Fakat loğusalık döneminin karmaşasından sıyrılabilmek için annenin yakın çevresinden gelecek desteğe ve anlaşılmaya ihtiyacı vardır. İlk günlerde anne kendini yorgun hissedebilir ve bu sebeple yakınında işlerini halletmek üzere kendisine yardım edebilecek bir yakınının bulunması faydalı olur.

Bu dönemde özellikle babanın eşine her an destek vermesi ve eşiyle konuşması anne için oldukça önemlidir. Anne zaman zaman yaşadığı bu gerilimden dolayı çocuğunu suçlayabilir. Annenin bu dönemde çocuğunu benimseyememe gibi birtakım duygular içinde olduğu ve bu durumu annelik rolüne yakıştıramadığı için suçluluk psikolojisi içinde olabildiği görülür. Çünkü ona göre bir annenin bu duyguları yaşamaması gerekir ve bundan dolayı vicdanen rahatsızlık duyar. Fakat bütün bu duyguların olağan olduğu ve bir süre sonra geçebileceği unutulmamalıdır.

Yeni bebekle birlikte artık annenin uyku düzeni, fiziği ve sosyal hayatı değişmiştir ve bundan bebeği sorumluymuş gibi düşünebilir. Bütün bu düşünceler ilerleyen günlerde kaybolacaktır. Annenin biraz sabırlı olması ve kendisine pozitif telkinlerde bulunması önemlidir. Annenin kendini toparlayamaması durumunda bir uzmanla görüşülmesi en sağlıklı olandır.

İlk günlerde babalık psikolojisi

Babaların durumu annelere kıyasla biraz daha zordur. Çünkü annedeki değişiklikler olağan karşılanırken, babanın duyguları genelde anlaşılmaz ve hep eşine destek vermesi gereken birey olarak algılanır; fakat desteğe ihtiyacı olduğu düşünülmez.

Yeni gelen bu minik üye babanın da farklı duygular içinde olmasına sebep olur çoğu zaman. “Şimdi neler olacak hayatımızda, geçimini temin edebilecek miyim vb…” sorular babayı meşgul ederken, bir yandan da duygusal farklılıklar babayı meşgul eder. Babayla genelde ilgilenen olmaz; çünkü daha ziyade anne ile ilgilenilir. İlk günlerde babanın nerede uyuyacağı, yemek yiyip yemediği çok da önemsenmez ve bu durum babadaki duygusal gerginliği daha da artırabilir. Bunun dışında baba istediği her an bebeğe yakın olma şansına sahip olamadığını düşünebilir. Çünkü bebeğini sevebilmesi için karnının tok, altının temiz, gazının çıkartılmış ve uyumamış olması gerekir ki, böyle bir anı yakalamak oldukça zordur. Bu nedenlerle babanın da anlaşılmaya ihtiyacının olduğu unutulmamalı ve çevresi tarafından gelecek destek esirgenmemelidir. Bu şekilde baba kendini daha rahat hissedeceğinden eşine de daha fazla destek olabilecektir.

Bebeğe karşı sorumluluklar

Anne-çocuk arasındaki ilk duygusal bağ ilk dakikalarda kurulur. Özellikle normal doğum yapan annelerin ilk dakikalarda çocukları ile bütünleşmeleri sağlanmalıdır. Diğer doğumlarda ise mümkün olan ilk zamanda anne-bebek buluşması sağlanmalıdır. Bebek, bu ilk dakikalarda tensel temas halinde olmalıdır.

Bebeğe sık sık beden masajı yapmak bebeği ruhsal ve bedensel açıdan dinlendirecektir.

Babaların da ilk saatlerde bebekleri ile duygusal bağ kurmaya çalışmaları önemlidir.

Bebeğin ilk anlardan itibaren huzurlu bir ortamda bulunması için ebeveynler arası tartışmaların olmaması gerekmektedir. Aksi takdirde negatif etkilenen ebeveynler bunu bebeklerine yansıtacaklardır.

Ebeveynin çocuğuyla ilk dönemlerden itibaren konuşması ve bir süre sonra çocuğuna kitap okuması sağlanmalıdır.

Gerek ortamı, gerek ebeveyni yumuşatan ve gerekse bebeğin ruhunu okşayan dinletiler her zaman için faydalı olacaktır. Musikiler gibi…

Ebeveyn kendini geliştirme çabası içinde olmalıdır. Bu konuda kitap okumaya ara verilmemeli ve çeşitli eğitsel aktivitelere katılınmalıdır

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4339

——————————————————

Anne Baba Okulu – [DERS 10] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Çocuğunuzun ilk pedagoğu olmaya ne dersiniz?

Çocuklarınızı gözlemler misiniz? Veya çocuğunuzu gözlemlerken nelere dikkat etmeniz gerektiği hakkında bilginiz var mı? Ebeveynlerin büyük bir çoğunluğundan çocukları ile ilgili olarak şu tarz kaygıların ifade edildiğine şahit olurum.
– Sorun anlarında nasıl tepki vereceğimi kestiremiyorum.

- Bazen çocuğumun ne apmaya çalıştığını anlayamıyorum.

- Daha başarılı olması için ne yapmalıyım bilemiyorum.

Her şeyden önce bu soruların cevabı için çocuğunuzu tanımalı ve davranışının nedeni hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Bunun dışında bu kaygıların izale edilebilmesi için evvela çeşitli eğitsel faaliyetlerden istifade etmeli ve çocuk eğitimine ve çocuk psikolojisine dair çeşitli kitaplar okumalısınız. Gerek bu kitaplardan, gerek eğitsel süreçlerden ve gerekse ebeveynlik güdü ve tecrübelerinden edindiğiniz bakış açısı ile çocuğunuzun ilk pedagogu siz olmalısınız. Tabii buradaki ifademden bu işin uzmanı pedagoglara gerek olmadığı anlamı anlaşılmamalıdır. Çocukla ilgili net bir yargıya ulaşılması gereken durumlar karşısında ve psikolojik sorunlar karşısında ilgili uzmandan yani bir pedagog, psikolog veya çocuk psikiyatristinden destek alınmalıdır. Burada kastettiğim sadece annenin pedagog hassasiyetinde olması gerektiğidir:

Ebeveynin pedagojik rolü nasıl olmalıdır?

1. Objektif olmalı: Ebeveynlerin büyük bir kısmı çocuklarının normal üstü bir zekaya sahip olduklarını düşünürler. Bir kısmı da çocuklarının davranışsal anlamda problemli olduklarına öylesine inanmışlardır ki çocuklarının hemen her davranışını bu düşüncelere bağlar, dolayısıyla objektif değerlendiremezler. Her iki durumda da ebeveynin çocuğunu ve çocuğunun davranışlarını objektif bakış açısı ile değerlendiremediği ve çocuğuna hatalı yaklaşımlar sergiledikleri görülür. Bu nedenle ebeveyn çocuğunu gözlemlerken ve davranışlarını anlamaya çabalarken objektif olmayı ve her davranışı kendi konumunda değerlendirmeyi ihmal etmemelidir.

2. Çok yönlü gözlemlemeli: Çocuk farklı ortamlarda gözlemlenmelidir. Evde, parkta, yemek yerken, hastayken, yabancı biriyle birlikteyken vs. Aynı davranışın farklı zaman ve ortamlardaki yansılamalarını bilmek ebeveynin çocuğa doğru tepkilerle yaklaşmasını ve çocuğunu anlayabildiği için davranışsal anlamda mesafe kat edebilmesini kolaylaştırır.

3. Peşin hükümlü olmamalı: Nice ebeveynler vardır ki “çocuğum yaramaz” veya “saygısız” diyerek gerek kendi zihinlerini bulandırıp çocuklarını tanıyamamış ve gerekse çevresindekilerin kendi çocuklarına önyargıyla yaklaşmalarına sebep olmuşlardır.

4. Uzmanlara danışılabilmeli: Ebeveyn çocuğunu kapsamlı olarak ve objektif olarak gözlemledikten sonra çocuğunu daha iyi tanıyabilecek ve çocuğundaki normal dışı süreçleri daha çabuk fark edecektir. Nasıl çocuktaki fiziksel bir hastalık karşısında bir çocuk hekimine başvuruyorsa psikolojik, davranışsal ve gelişimsel bir sorun karşısında da ebeveyn gözlemlediği nomal dışı süreç için ilgili uzmanlara (psikolog, pedagog, psikiyatrist, özel eğitim uzmanı, konuşma terapisti gibi) danışacaktır.

5. Çocuğa değerli olduğu hissettirilmelidir: Ebeveynin her hareket ve ifadesinde çocukta “annem-babam bana değer veriyor” düşüncesini uyandırabilmelidir.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4355

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 11] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Anne-babalık vasıfları

Ne güzeldir anne-baba olmak. Fakat bir o kadar da zordur. Her bireyin birbirinden farklı hususiyetleri vardır. Herkes birbirine benzemek durumunda değildir. Fakat anne-baba olduktan sonra tüm ebeveynlerin birbirlerine benzemeleri gereken, özellikleri veya bir diğer ifade ile vasıfları olmak zorundadır. Aşağıda bu vasıflardan sadece bir kısmına yer verilmiştir. İlerleyen derslerde hem bu vasıflar zaman zaman detaylandırılacak hem de diğer vasıflar anlatılmaya çalışılacaktır. Bazı bireylerde gerek yaşam koşulları nedeniyle gerek yetiştirilme yöntemleri nedeniyle çeşitli negatif özelliklerin var olduğunu görürüz. Asabiyet, şiddete meyil, sabırsızlık vb. Aslında bu vasıflar zaten bireyde de tercih edilmeyen özelliklerdir. Ama anne-babalık rolleri aktif haldeyken kesinlikle devre dışı bırakılması gereken özelliklerdendir. Hemen her insanın zaman zaman sinirlenme hakkı olabilir veya öfkelenebilir. Fakat anne-babalık rolündeyken birey negatif olan tüm bu özelliklerini frenleyebilmelidir. “Ne yapayım, ben böyleyim” tarzı bir yaklaşım çocuk eğitiminin handikaplarından biridir. Bu nedenle davranışsal anlamda veya ruhsal anlamda çeşitli sorunlar yaşayan bireyler kendilerini kontrol etmeli, edemiyorlarsa çocuklarının yanında hatalı davranıp etkilerini çocuğa yansıtmamaları için gerekirse bir uzmandan destek almalıdırlar. Anne-babaların taşımaları gereken önemli vasıfları şöyle sıralayabiliriz:

* SABIR

“Sabır olmadan asla!” Sabırlı oluş veya sabırsızlık genelde çocuğun davranışlarına bağlı olarak değil ebeveynin ruhsal durumuna göre değişkenlik arz ediyor. Öyleyse aslında sabrımızı zorlayan çocuklarımızın davranışları değil, çocuklarımızın davranışlarına bizim ruhsal anlamda hazır olmayışımızdır, diyebiliriz. Mesela, bir baba bir gün önce hiç kızmadığı bir davranışa ertesi gün çok yorgun olduğu için kızabiliyor. Veya çocuğu suyla oynamayı seven bir anne suyla üstünü ıslatan çocuğuna sabırla yaklaşırken, ertesi gün çocuğa giydirecek temiz kıyafet kalmadığı için aynı davranışa sabır göstermeyebiliyor. Öyleyse burada üzerine su dökme davranışı değil annenin hazır olmayışı bu sabırsızlığı üretmiştir. Kendimden bir örnek verecek olursam. Benim kızımın en büyük eğlencesi dolu poşetleri boşaltmaktır. Makarna poşeti de olabilir, pirinç poşeti de. Henüz neden-sonuç ilişkisi kuramadığı için bunu bir oyun olarak algılıyor. Kızım yaklaşık 2 yaşında. Benim sabırla yaklaştığım bu olaya maalesef birçok ebeveyn öfkeyle yaklaşabiliyor. İstisna denebilecek durumlar vardır. Birtakım davranış sorunları olan ve ısrarla tercih edilmeyen davranışlarda bulunan çocuklar gibi. Bu durumda da çocuğu anlamak ve çocuğa yardımcı olmaya çalışıp sorunun çözümüne odaklaşmak, gerekiyorsa uzman desteği almak gerekir. Yani sabır göstermeyip tepkisel davranmak burada da çözüm değildir.

* SEVGİYLE YAKLAŞIM

Her anne-baba çocuğunu sever mutlaka, ama çok az anne-baba bunu çocuğuna hissettirebilir. Anne-baba, çocuğu sevdiğini ona hem söylemeli hem de hissettirmelidir. Burada baz alınacak nokta çocuğun kendi sevgi dilidir. Beden temasından hoşlanan çocuğa dokunmak, konuşmayı seven çocukla zaman ayırıp sohbet etmek gibi. Bunun dışında çocuğunuzla ilgili yapacağınız tüm işlerde sevgiyle hareket etme önemli bir unsurdur. Yani çocuğunuzu geçiştirmeden veya öfke duygularını sıfırlayarak çocuğa yaklaşma, çocuk için oldukça önemlidir. Çocukların hisleri çok kuvvetlidir. Kendilerinin her şeye rağmen sevildiklerini bilirlerse ebeveynlerini anlama adına daha fazla çaba harcarlar.

* SAYGI

Ebeveynlerin en büyük yanılgılarından biri çocuklarının bir birey olduklarını unutmalarıdır. Evet sevgili anne-babalar çocuklarınız da aynen sizin gibi çeşitli duygu ve düşünceleri olan bireylerdir. Onların da utanma duyguları ve onurları vardır. Bu nedenle size yapılmasını istemediğiniz hiçbir davranışı çocuklarınıza uygulamamalısınız.

* HOŞGÖRÜ

Hoşgörü gösterilecek kişinin kendi yavrunuz olduğunu düşünecek olursanız çocuklarınızın hatalı bile olsa birçok davranışlarına hoşgörü göstermeniz zor olmayacaktır. Çocuklarınıza her zaman hoşgörü gösterin. Tabii bazı hatalı davranışlar karşısında tatlı bir otorite kurmanız ve çocuğunuzun davranışının sonucuna katlanmasına olanak sağlamanız gerekebilir. Ama çocuğunuz bu kararlı halinizi görürken bile siz içinizde hoşgörünüzü daima zinde tutun. “O henüz çocuk” deyin veya “gençliğin bir hatası” olarak değerlendirebilin. Tavır koymanız gereken durumlarda çocuğunuza doğruları öğretme adına tatlı otoritenizi sergilemeli ve kararlı olmalısınız. Fakat bunu iyi kalplilikle yapmalısınız.

* TEBESSÜM

Bazı ebeveynler çocuklarını şımartmamak için onlara tebessüm etmezler. Umarım bu grup ebeveynlerden değilsinizdir. Çocuk tebessümle şımarmaz, bunu asla unutmayın. Samimiyetle çocuğa tebessüm etmek aradaki bağı kuvvetlendireceğinden ebeveynin çocuk eğitiminde daha çabuk mesafe kat etmesine neden olur. Kimi ebeveynlerin ise tebessüm etmiyor olmaları kasıtlı değildir. Ama bunu çocuk için bir ihtiyaç görmediklerinden genellikle çocuğa karşı nötr bir surat ifadesi takınırlar. Çevreye gülücükler saçan nice ebeveynlerin çocuklarının yanında yorgunluk gibi bahanelerle tebessüm bile etmedikleri görülür. Oysa tebessüm çocuğun kendisini değerli hissetmesini kolaylaştırdığı gibi, çocuğun bundan eğitsel anlamda pozitif etkilenmesini sağlar.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4398

—————————————————-

Anne Baba Okulu – [DERS 12] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Lütfen tepki vermeden önce düşünün

Sizce çocuğunuzu yeterince anlıyor musunuz? Çocuk anlaşılabilirse ona göre ebeveynin yaklaşımlarını ayarlaması daha kolay olacaktır. Şayet ebeveyn hâlâ çocuğuna karşı hatalı davranmaya veya en ufak bir hareketinde sabırsızlık gösterip tepkisel davranmaya devam ediyorsa henüz çocuğunu anlayamıyordur. Çocuğu niçin anlamak önemlidir? Bir başka ifade ile çocuk kendisi anlaşılmadan birtakım tepkilere maruz kalırsa bunun sakıncası ne olabilir?

Bunu hemen bir örnekle izah etmek istiyorum: Mesela bedeninizin bir yerinde bir şikayetiniz olduğunu ve bundan dolayı ilgili hekime başvurduğunuzu düşünelim. Örneği daha da özelleştirelim; ayaklarınız ağrıyor olsun. Bu örnek vücudunuzdaki bir başka ağrı için de düşünülebilir. Doktorunuza ayaklarınızın ağrıdığını söylediğinizde muhatabınız olan doktorun size çeşitli sorular sormasını, durumun ciddiyetine göre tetkikler yapması gerektiğini düşünürsünüz. Bütün bu aşamalarda sonra doktorunuzun rahatsızlığınızı anladığına ikna olursunuz. Ve doktora olan itimadınızdan dolayı dedikleri sizi zorlayacaksa bile veya hoşunuza gitmese bile sizin iyiliğiniz için olduğunu bilir ve dediklerini uygulamaya çalışırsınız. Tam tersini düşünün, ayaklarınıza dair şikayeti belirttiğinizi ve size hiç soru sorulmadan ve tetkikleriniz yapılmadan ilaç verildiğini düşünün. Bu durumda da genellikle hasta doktorun kendisini anlamadığı, kararında yanılmış olabileceğini düşündüğünden doktorun tavsiyelerini uygulamaz. Hatta bu davranışından dolayı doktoru eleştirebilir.

Aynen bunun gibidir çocuğun davranışlarının sebebini bilmeden, anlamaya çalışmadan tepki vermek. Çocuk bir şeyler yapmıştır. Fakat bunu yaparken bilinçaltındaki düşüncelerinin tesiri vardır. Mesela duvara resim yapan çocuk, bu davranışı ile duvarı güzelleştirdiğini ve annesinin böylece kendisini fark edebileceğini düşünebilir. Bu düşünce ve heyecanla duvara resim yapan çocuk resmi annesine gösterir. Bu durumda anne resmi karalama olarak nitelendirip ve bundan dolayı fiziksel veya sözel şiddete başvurursa çocuğun ruhunda derin izler bırakabilecektir. Bu tepkisiyle çocuğunu bu davranışından caydırmak isteyen anne belki de bu tepkisi dolayısıyla daha ciddi sorunların baş göstermesine sebep olacaktır. Aynen sorunu anlamadan ilaç yazan doktorun hastayı daha ciddi bir tehlikeye sürüklemesi gibi. Oysa anne önce çocuğu dinleyip anlamaya çalışsaydı hem çocuktaki sevgi boşluğunu fark edebilecek hem de ruhsal anlamda çocuğa zarar vermeden duvara resim çizmenin yanlışlığını çocuğa anlatabilecekti. Aynen tıpta olduğu gibi “önce anlayın sonra tepki verin”.

Önce ruhunu ve bilinçaltını çözmeye çalışın, sonra çocuklarınıza tepkilerinizi şekillendirin.

Bu sebeple lütfen dinleyip anlamadan çocuklarınıza tepki vermeyin.

Her davranışın müspet veya menfi bir amacı vardır

Amaç müspet olduğu halde ters bir tepki ile karşılaşan çocuğun duyguları deformasyona uğrarken zaten ebeveyni ile bağ kuramamış olur ve amacı menfi olan çocuğun duyguları büsbütün negatifleşir ve bağlar kopma noktasına gelir. Çocuk kimi zaman yaptığı davranışla ebeveyninden negatif tepki görür. Fakat buna rağmen ebeveyni ile olumsuz da olsa bağlantı haline geçmekten hoşlanabilir. Bu sebeple her defasında kızıyor olduğunuz halde çocuğunuz hatasında ısrar ediyorsa çocuk hâlâ anlaşılamamıştır demektir. Çocuğunu anlamaya çalışıp da yetersiz kaldığınızı düşündüğünüz zamanlarda da bir uzmana danışmak hata yapma riskinizi azaltır.

[ Çocuklar neden olumsuz davranır? ]

* İlgiyi üzerinde toplama arzusu.

* Ebeveyni üzme arzusu/intikam düşüncesi.

* Gücünü ispat.

* Kendini ifade etme.

Bunlara kardeş kıskançlığı, özgüven problemi, vs.. gibi alt başlıklar çıkarılabilir. Bazen bu maddeler bazı çocuklar için 50’ye bile çıkarılabilir. Ve unutmayın ki çocuğu ve davranışlarının amacını anlayabilirseniz yaşanması muhtemel sorunların büyük ihtimalle önüne geçmiş olursunuz.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4423

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 13] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Çocuklarınıza zayıf yönlerinizi göstermeyin

Kimdir zayıf ebeveyn, daha önce bunu hiç düşündünüz mü? Veya acaba ben zayıf bir ebeveyn miyim yoksa güçlü ve başarılı bir ebeveyn miyim, diye hiç düşündünüz mü?

Birçok ebeveyn, bulunduğu zaman dilimine bakarak kendisi hakkında fikir sahibi olmaya çalışır. Oysa ebeveynlikte amaç çocukla olan ilişkiyi gelecekte de pozitif kılmaktır. Bir başka deyişle çocuk büyüdüğünde (gençlik veya yetişkinlik yıllarında) ebeveynini düşündüğünde pozitif duygu ve düşüncelerle donanıyorsa ve ebeveynine karşı vefa duyguları taşıyorsa ebeveyn geniş vadede başarısını ve gücünü göstermiş olur, yoksa çocuk küçükken çocuğa karşı güçlü görünmek bir başarı değildir. Çünkü çoğu zaman yanlış yöntemlerle gücünü çocuğuna ispatlamaya çalışan nice ebeveynlerin çocukları vardır ki büyüdüklerinde ebeveynlerine kin duygularını da beraberlerinde büyütmüşlerdir. Yani başlangıçta ebeveyn amacına ulaştığını zanneder; ancak ilerleyen yıllarda çocuğuyla duygusal bir bağ kuramadığında dahası çocuğuyla negatif süreçler yaşadığında aslında hiç de başarılı olmadığını anlar ve “Ben nerede hata yaptım?” diye düşünmeye başlar.

Bütün bu sebeplerden dolayı çocuklarınıza zayıf yönlerinizi göstermemeli, başarılı ve güçlü bir ebeveyn olmaya özen göstermelisiniz.

Öyleyse gelin, zayıf ebeveyn modellerinden bahsedelim.

Amacına ulaşmada duygusal davranan ebeveynler

Bu tarz ebeveynler duygusallıklarını kullanmaya, daha çocuklarının bebekliklerinden itibaren başlarlar. Kesinlikle iyi niyetlidirler. Fakat masumane kullandıkları bu yöntem ileriki zamanlarda çocukları ile olan ilişkilerini zedeler mahiyette kendini gösterir. Başlangıçta çocuğa yemeğini yedirebilmek, soğuk havalarda üstünü giydirebilmek gibi gayelerle ileriki yıllarda çocuğun ders çalışması, eve erken gelmesi gibi gayelerle ebeveyn duygusallığını silah olarak kullanabilir. Mesela: Bebeği olan duygusal ebeveynlerin; “yemeğini yemezsen anne ağlar” veya “şapkanı takmazsan bak hasta olurum” gibi cümleleri sıklıkla kullanırlar. İlerleyen yıllarda çocuğun zayıf notu karşısında ağlayan ve öylece çocuğuna nasihatlerde bulunan ebeveyn modelleri hiç de az değildir. Veya çocuklarının hatalarından dolayı kalbi sıkışan, tansiyonu yükselen ebeveynler de oldukça fazladır. Yani çocuğun yaş dönemine göre ebeveynin verdiği duygusal tepki de değişir. İsterseniz empati kuralım ve ebeveynin bu tarz tepkileri karşısında çocuk ne düşünür bir bakalım.

Yemek yemediği için veya ilerleyen yıllarda zayıf not aldığı için ebeveyni ağlayan çocuk “Benim karnım aç değil veya bir sınavım daha var, bunu düzeltirim, hem bütün sınıf zayıf aldı, peki anneme ne oluyor?” diye düşünür; ama başlangıçta ebeveynini üzmemek için kendisine söylenileni o an için yapar. Fakat çocuk ergenlik dönemine girdiğinde ebeveynini aşırı duygusal ve zayıf olarak değerlendirir.

“Yemek yemiyorum diye hasta olan bir ebeveynim vardı, şimdi büyüdüm yaşadığım bu sorunu söylersem iyice hasta olur.” der ve sorunlarını ebeveyni ile paylaşmaz. Bir süre sonra evini sadece ihtiyaçlarını gidermek için kullanır; ama paylaşım yaşayacak güçte görmez ebeveynini.

Görüldüğü gibi ebeveyn başlangıçta amacına ulaşmış gibi görünse de ilerleyen yıllarda çocuğunu iletişim kurabilme adına kaybetmiştir. Dolayısıyla seçtiği yöntem ebeveyni başarısız kılmıştır.

İdeal ebeveyn modeli: Kararlı, istikrarlı ve iyi kalpli

Başarılı ebeveyn istikrarlı ve kararlı ebeveyndir. Fakat kararlılığını ve istikrarlı halini sergilerken olumlu yaklaşımlarda bulunmayı, iyi kalpli olmayı ihmal etmeyen ebeveyndir. Amacına ulaşmak için sertliği veya duygusallığı seçmeye gerek olmadığını düşünen, çocuğu anlayıp dinledikten sonra ona alternatif sunmayı bilen ve sonrasında kararlarını uygularken iyi kalpli üslubunu kullanan ve çocuğu rencide etmeyerek doğru yaklaşımlar sergileyen ebeveyn bütün zamanlarda amacına ulaşacaktır. Yani ancak bu şekilde başarılı ve güçlü ebeveyn olunabilir. Bu durumda çocuk ne kadar büyürse büyüsün ebeveynini, yaşadığı her şeyi kaldırabilecek güçte görür. Bu nedenle paniğe kapılmadan ve sinirlerinizi kontrol altında tutarak başlığımızdaki formülü hayatınıza geçirmelisiniz yani iyi kalpli, kararlı ve istikrarlı davranmalısınız.

Amacına ulaşmada otoriteyi kullanan ebeveynler

Bu ebeveynler gözleri ile bile çocuklarını korkutabilirler. Ebeveynin gözlerine bakarak ürken çocuklar vardır. Çocuk ebeveynine saygıdan o gözlerden mesaj alıyorsa ne âlâ; ama korkudan ebeveyninin istediğini yapıyorsa ne acı.

Katı otorite ile amacına ulaşmaya çalışan ebeveynler ise duygusallığın aksine sertlikleri ile yani sözel, fiziksel veya duygusal şiddet ile dediklerini yaptırmaya çalışırlar. Aynen yukarıdaki örnekte ifade edildiği gibi bu ebeveynlerin çocukları, “Benim karnım aç değil; ama annem niye böyle öfkeleniyor?” şeklinde düşünür ve ebeveynlerin bu sertliklerine bir anlam veremezler. Başlangıçta ebeveyn bu şekilde çocuğa dediklerini yaptırabilir. Çünkü çocuk ebeveyninin tepkilerine anlam vermese de korktuğu için ebeveyninin dediklerini yapar. Fakat biraz büyüdükten sonra ebeveynine bir şey anlatmamaya başlar. Çünkü ders çalışmıyor diye, yemek yemiyor diye aşırı sinirlenen bir ebeveyni olduğunu düşünür ve “artık benim yaşadığım sorunları ebeveynim hiç kaldıramaz” gibi düşüncelere kapılır ve o da ilerleyen yıllarda ebeveyni ile sadece ihtiyaçları konusunda iletişime geçer.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4742

—————————————————–

Anne Baba Okulu – [DERS 14] YASEMİN YALÇIN AKTOSUN

Çocukla olumlu ilşki geliştirme yöntemleri

Her ebeveyn, çocuğu ile olumlu ilişkiler geliştirmek arzusu içindedir. Ve bu nedenle birtakım davranışlara başvurur. Fakat bu amaçla yaptığı davranışlar kimi zaman ebeveyni amacına ulaştırmaz. Hatta daha kötü sonuçlarla baş başa bırakır. Şöyle ki; mesela ebeveyn çocuğunu mutlu edebilme uğruna “hayır” kelimesini hayatından çıkartarak çocuğuna yaklaşır; yani çocuğunun tüm isteklerine “evet” der. Ama bir süre sonra bu çocuğun, otokontrolü olmayan disipline edilmemiş bir halde ebeveynin karşısına çıktığına şahit oluruz. Başlangıçta bu durum çok fazla sorun gibi görünmez, fakat çocuk büyüdükçe sınırını bilmemesi ve her istediğini yapmak istemesi ebeveyni zorlar, aradaki ilişkiyi bozarcasına tartışmalara neden olur. Görüldüğü gibi aradaki ilişkinin iyi olması için başlatılan çocuğun her istediğine “evet” deme girişimi ilişkiyi zamanla çok daha fazla kötüleştirdiği gibi davranışsal anlamda problemli bir çocuğun var olmasına sebep olabilir.

Yine bunun gibi birçok yetişkin, çocuklara aldıkları hediyelerle yanaşmaya çalışır. Hediye her çocuğu memnun eder. Hediyeyi alan çocuk belki o süre zarfında kendisine hediye verene de yakınlaşabilir. Fakat bu ilişkilerin olumlu olacağı anlamına gelmez. Bu duruma maruz kalan çocukların yani kendilerine sürekli bir şeyler alınarak mutlu edilmeye çalışılan çocukların ise zamanla doyumsuz olduklarını ve mutlu olmakta çok zorlandıklarını görürüz. Yine bu durumda da ebeveyn zamanla çocuğunu mutlu edebilme adına ne yapacağını bilemediği için aradaki ilişki deforme olabilir.

Çocukla olumlu ilişkiler geliştirebilmenin yolu kesinlikle çocuğa sürekli bir şeyler almak veya her dediğine “evet” demek değil. Bu yöntem geçici olarak işe yarıyor gibi görünse bile zamanla gerek çocukta ve gerekse çocukla ebeveyn arasındaki ilişkide sorunlar oluşturabilir.

Çocukla iletişimin püf noktalarını; empati kurmak yani kendimizi onun yerine koyabilmek, karşılıklı saygı oluşturabilmek, her şeye rağmen onu sevmek ve bu sevgiyi ona hissettirmek oluşturur. Ayrıca çocukla hoşça vakit geçirmek için ona özel zaman ayırmak, ona değer vermek ve sıkıntı ve sevinçlerini paylaşmak da önemli başlıkları oluşturur. Önümüzdeki haftalarda bu konuları ayrı ayrı ele alacağız:

Empati kurun

* Empati, çocuğun anlaşılabilmesi, kendisine doğru davranılabilmesi için gereklidir.

Empati sempatiyi doğurur. Gerçekten de ebeveyn empati kurabilirse çocuğuyla ilişkileri pozitif olacaktır. Empati, bireyin kendisini karşısındakinin yerine koyabilmesi anlamına gelir. Kendisini karşısındaki muhatabın yerine koyabilen birey ise kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranacaktır. Bu da yaşanması muhtemel sorunları en aza indirir. Ebeveynlerin de bu kuralı kendilerine düstur edinmeleri çocukları ile kuracakları ilişkinin pozitif olabilmesi için oldukça önemlidir. Ebeveyn çocuğun herhangi bir davranışı karşısında kendisine şu soruyu yöneltebilmelidir: “Bu durumda bana nasıl davranılmasını isterdim?” Bu sorunun cevabını objektif bir biçimde verebildikten sonra çocuğuna yaklaşan bir ebeveyn çocuğun rahatsız olmayacağı ve dolayısıyla negatif etkilenmeyeceği davranışı seçmiş ve uygulamış olacaktır. Mesela birçok ebeveyn, çocuğunun negatif özelliklerini, şikayet babında kendisine yakın hissettiği birilerine anlatır. Aslında bu şekildeki bir davranış hem çocuktaki olumsuz davranışı çözümlemeyecek ve hem de çocukla ebeveyn arasındaki bağı zayıflatacaktır.

Ebeveyn bu şekilde çocuğunun negatif özelliklerini toplum içinde anlatmak yerine empati kurabilirse bu davranışın ne kadar rahatsızlık verici olduğunu fark edecektir. Evet bir düşünsenize mesela eşiniz sizi yakın bile olsa bir tanış grubunun yanında yeriyor. Ne hisseder ve eşiniz hakkında ne düşünürdünüz? Çocuğunuzun hissedeceği veya düşüneceği de bundan çok farklı olmayacaktır. Yine çok karşılaştığım hatalı davranışlardan biri çocuğa sıklıkla hatalarını uyarı mahiyetinde hatırlatmak yanlışlığıdır. Oysa ebeveyn çocuğa sık sık uyarı gönderdiği halde çocuk çoğu zaman bu hatalı davranışı terk etmez. Bu davranış yalan söyleme davranışı da olabilir, eşyalarını toparlamama davranışı da vs. yine bu durumda da ebeveyn kendisini çocuğunun yerine koyup şu şekilde düşünebilir: “Mesela eşim bana sürekli kötü yemek yaptığımı söyleyerek uyarırsa” hoşuma gider mi ve eşimin bu yaklaşımı bende ne gibi bir etki oluşturur? Yoksa yemekleri güzel yaptığımda bunu vurgularsa mı güzel yemek yapma arzum artar? Ebeveyn empati kurarak bunun muhasebesini yapabilirse çocuğunu da uyarılarla boğmak yerine teşvik edecek ve daha başarılı kılacaktır.

Ebeveyn, “Şu an bu pozisyonda çocuğum değil de ben olsaydım bana nasıl davranılmasını isterdim?” diye düşünebilmelidir.

http://ailem.zaman.com.tr/?bl=85&hn=4763

——————————————–

ANNE – BABA OKULU

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/annebabaokulgirisi.htm

ÇOCUĞUMUN ÖĞRENMESİNİ NASIL ARTIRIRIM DİYE DÜŞÜNMEYİN!…

1 . Planlarınızı Paylaşın:

Düzenli olarak yaptığınız aile toplantılarında, çocuğunuza model rolünde bir ebeveyn olarak kendi planlarınızdan bahsedin. Planlı olunduğu aktiviteler planlaması için yardımcı olun ve ders çalışma programının aralarına aile toplantıları koyun.

2 . Kitap Okuma Saatlerinin Kaydını Tutun:

Yatay eksende haftanın günlerinin yazılı olduğu bir grafik tutarak çocuğumuzu okuma konusunda motive edebilirsiniz. Çocuğunuzun en sevdiği kitaptan her akşam kaç sayfa okuyacağı konusunda hedef belirlenmesini sağlayın ve grafiği nasıl işaretlemesinin gerektiğini öğretin. Bu şekilde her gün okuduğu sayfa sayısının arttığını göreceksiniz ve daha da önemlisi çocuğunuza bu ilerlemesinden dolayı övdüğünüz zaman yüzündeki ışıltıyı sizde fark edeceksiniz.

3 . Problemlerine Yardımcı Olun (Sorunlarıyla İlgilenin):

Çocuğunuzun okulda sürekli tekrar eden bir problemi olduğunda, çocuğunuzun öğretmeniyle konuşun ve problemi çözmek için planlar yapın. Buna rağmen sorun hâlâ devam ediyorsa, çözülmemişse ilerlemesine engel olan belirli bir öğrenme problemi olup olmadığını anlamak için bir test uygulayın.

4 . Dinlenme Metodlarını Öğretin:

Eğer çocuğunuz sınav olurken panikliyorsa, ona küçük bir dinlenme, rahatlama tekniği öğretin. Önce, karnından yavaş ve rahat nefes almasını söyleyin. Daha sonra, nefesini verirken fısıltıyla D-İ-N-L-E-N demesini söyleyin. Çocuğunuza gerginliği ve vesveseleri arttığında bu yeni metodu uygulaması için cesaretlendirin. Bunu aynı zamanda siz de uygulayabilirsiniz.

5 . Sınavlarda Kendime Güvenmesi Gerektiğinin Tahşidatını Yapın:

Bazı çocuklar herhangi bir sınava tam olarak hazır olduklarını hissetmek için aşırı çalışma ihtiyacı duyarlar. Eğer sizin çocuğunuzda bu kategorideki çocuklardan biriyse, sınav gününden günlerce önce tekrar etmesini sağlayan, makul bir ders planı hazırlamasına yardımcı olun. Çocuğunuzun kendine güvenini kuvvetlendirecek uygulama sınavlarına girmesini sağlayın.

6 . “Araştır, Sor, Oku, Anlat, Tekrar et” Metodunu Çalışma Aracı Olarak Kullanın:

Sayısal sözel veya herhangi bir ders ile alakalı bir konuya çalışmaya başlamadan önce, çocuğunuza önce o konunun genel olarak ne hakkında olduğunu anlaması için araştırması gerektiğini, daha sonra konudaki başlıklar hakkında kendi kendine sorular üretmesi gerektiğini, bir sonraki aşmada bu sorunlara verilen cevapları okumasını, daha sonra verilen bu cevapları kendi kendine anlatmasını ve en son olarak da bütün öğrendiklerini tekrar etmesi gerektiğini öğretin veya sağlayın.

7 . Televizyon İzleme Vaktini Sınırlayın:

Çocuğunuzun her hafta kaç saatini TV önünde geçireceğine karar verin. TV rehberinden, programları ve showları çocuğunuzun önceden seçmesini sağlayın. Uygun zamanlarda tekrar izletmek için özel programlar kaydedin.

8 . Aile Olarak Yılda Bir Hafta TV’den Uzak Kalmayı Planlayınız:

Yılda bir hafta TV izlemeyin. Bu süre daha zevkli işlerin yapılmasına ve yeni şeylerin öğrenilmesine vesile olabilir.

9 . Çocuğunuzla Beraber TV İzleyin:

Programın içeriğini çocuğunuza açıklayın. Çocukların gerçek ve hayali ayırt etmelerine yardımcı olun. Reklamları tartışın ki çocuğunuz bilinçli bir tüketici olabilsin.

10 . Beraber Okuyun:

Bütün ailenin aynı anda katılabileceği bir okuma saati ayarlayın. Çocuklar, anne-babalarını okurken görmeye ihtiyaç duyarlar. “Söylediğimi yap”, ifadesinin “Yaptığımı yap” kadar etkili olmadığını unutmayın. Okuma kelime dağarcını arttıracaktır ve sohbetleri zevkli hale getirecektir.

11 . Öğretici Oyunlar Oynayın:

Bekleme zamanlarında ve diğer boş vakitlerde, çocuğunuzun düşünmesini harekete geçirmek için aklınızda bir oyun hazır olsun. Twenty Question (20 soru), Categories (sınıflar) ve I Spy (casusluk yaparım) sınıflandırma becerilerini ve yöntemini öğretir. En erken yaşlardan başlayarak, çocuğunuzun aletlerin çalışma şeklini, kavramları ve çevresindeki nesnelerin özelliklerini anlamasının nasıl geliştiğini gözlemleyin.

12 . Mantıklı Hedefler Belirleyin:

Bir çocuk için C’den A’ya derece atlamak imkansız gibi görünür. Her seferinde çocuğunuzun her gece çalışması için destekleyin ve gösterdiği çaba için her gün onu tebrik edin. Gelişmeyi göreceksiniz.

13 . Soruları Cevaplayın:

Öğrenme saat 3’te bitmez. Soruları öğrenme deneyimine çevirin. Eğer çocuğunuzun sorunlarının cevabını bilmiyorsanız bir kaynak kitaba baş vurun. Bir gezi planladığınızda önce biraz ev ödevi yapın. Beraber gideceğiniz yerin tarihini araştırın. Görülmeye değer yerlerin listesini yapın ve bu yerin neden önemli olduğunu bulun.

14 . Matematiği Gerçekçi Yapın:

Çocuğunuz, gerçek yaşam durumları yansıtan kelime problemine sahip olduğunda, gerçek araçları kullanın. Oturma odanızı adımla ölçün. Belli bir hızla gidilirse, büyükannenin odasına gitmenin ne kadar süreceğini hesaplayın. Matematiği gerçek hayatta ilişkilendirmek, çocuğunuzun öğrenme için ilkeleri ve sebepleri anlamasını kolaylaştırır.

15 . İyi Bir Dinleyici Olun:

Çocuğunuzun, size her gün okumasını sağlayın. Onu sadece yanlış okuduğu kelimeleri düzeltmek için dinlemeyin. Biriyle bağlantılı kavramlar hakkında o durumda karakterlerin başka neler yapmış olabileceği hakkında, daha sonra ne olabileceği hakkında konuşun. Çocuğunuzun, benzer temalarda okumuş olduğu hikayeleri hatırlamasını ve onları karşılaştırmasını sağlayın.

16 . Birlikte Sesli Okuyun:

Çocuğunuz okumaya başladıktan sonra ona kitap okumayı sürdürün. Şiir ve klasiklere de yer verin ve çocuğunuza okutturun. Sizin çocuğunuza okuduğunuz kitapların çoğu daha sonraları en sevilen ve tekrar tekrar okunan kitaplar arasında yer alır.

17 . Okul İşlerinde İstekli Olun:

Çocuğunun gittiği okulun faaliyetlerini destekleyen velilerden olun. Özel durumlarda okulda bulunacak telefon konuşmalarında bulunarak okula yardımcı olun. Çocuklar anne ve babalarını okulda görmekten çok hoşlanır. Ayrıca okulun sizin yardımınıza ihtiyacı var.

18 . Öğretmenlerle Konuşun:

Çocuğunuzun öğretmeniyle görüşmek için bir sorun çıkmasını beklemeyin. Diyaloğu ilk günlerden başlatın ve devam ettirin. Okulun ve öğretmenlerin yaptığını takdir etmek, bunu onlara hissettirmek çok önemlidir. Ufak bir teşekkür pek çok yol aldırır. Öğretmenlerin de olumlu tepkilere ihtiyacı vardır.

19 . Konuşmayı Genişletin:

Küçük çocuklar konuşmaya başladığı zaman onlara baş sallayarak yada tek kelimelik cevap vermeyin. Çocuğunuzun kelime dağarcığını genişletin ve onları düşünmeye sevk edecek cevaplar verin. Sonraları, çocuğunuzun uzun cümleler kurmasına ve düşüncelerini detaylarıyla açıklamasına yardımcı olun.

20 . Çok Pratik Yaptırın:

Mükemmellik amaç değildir. Büyüklerle kurulan en küçük bir diyalog, oyunlarda rol alma gibi faaliyetlere çocuğunuzun pratik yapmasını sağlayacaktır.

21 . Her gün Matematikle Uğraşın:

Çatalları saydırarak, kurabiyeleri toplatarak, malzemelerin ölçülerini verdirerek, termostatı ayarlayarak vb. çocuğunuza matematiğin önemini sezdirin.

22 . Okul Takip Çizelgesi Tutun:

Çocuğunuzun her yıl çalışmasını gösteren bir çizelge belirleyin ve böylece onun neleri öğretmekte olduğunu anlayabilirsiniz. Bu şekilde sık sık tekrarladığı hataları ya da dikkatsizlikleri saptayarak gerektiği zaman bu çizelgenin size yardımcı olmasını sağlayabilirsiniz.

23 . Okul Çalışmalarını Sağlayın:

Çocuğunuz okulda olamadığında ev ödevlerini gözardı etmeyin. Çocuğunuzun ödevlerini düzenlemesinin önemli bir yeri vardır. Bu çocuğunuzun çalışmalarını saklı tutmasına ve hergün sınıfta olanların önemli olduğunun sizin tarafınızdan bilinmesine yardımcı olacaktır.

24 . Ev Ödevi Planı Yapın:

Çocuğunuza ödevlerini yapması için iyi bir ışık ve aydınlatma sağlayın. Düzenli bir zaman ayarlayın. Çocuğunuzun yaptığı ödevleri zamanında ve doğru biçimde övün.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/anababaokulu.htm

——————————————————————

ANNE – BABA EĞİTİMİ, Doç. Dr. Hasan YILMAZ, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Bir insanın bu dünyada sahip olabileceği en değerli varlığı çocuklarıdır. Hepimizin çabası ve endişesi çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmektir. Bu çabalarımızın bir parçası onların iyi bir eğitim almalarını sağlamaktır. Bugün bir anne-babanın yapabileceği en değerli yatırım, çocuklarına iyi eğitim imkanları hazırlamaktır. Eskiden ana-babalar, çocuklarını çok sevdikleri için, ileride sıkıntıya düştüğünde işine yarasın, zorluk çekmesinler diye, evler, arsalar, mülkler, miraslar bırakıyordu. Çocuklarımızın bu mirası korumakta zorluk çektiğine birçoğumuz tanık olmuşuzdur. Halbuki bugün çocuklarımıza sağlayabileceğimiz en önemli mirasın eğitim olduğu kabul ediliyor. İyi bir eğitim almış ve kendine güvenen çocukların istediğini elde edebileceğine inanıyoruz.

Bir çocuğun eğitiminden istenen sonucun alınabilmesi, ancak aile ile eğitim kurumunun sıkı ve samimi işbirliği ile gerçekleştirilebilir. Bir çocuğun eğitiminin sadece onu bilgi sahibi yapmak ve sınavlara hazır hale getirmek olmadığının bilinmesini istiyoruz. Çocuklarımızı sınavlara hazırlamanın yanında onların duygusal, sosyal, bedensel, ahlaki ihtiyaçlarının ve sorunlarının karşılanması da eğitimlerinin önemli parçalarını oluşturmaktadır. Başka bir ifade ile biz; kendi kendine yeten, atak, girişken, sorumluluk alan, soru soran, araştıran kurallara niçin uyması ya da uymaması gerektiğini bilen, hakkını arayan, gerektiğinde itiraz eden, liderlik vasıflarına sahip, kendisi ve çevresi ile barışık bir insan yetiştirme felsefesine inanıyoruz.

Paylaşmak istediğimiz düşüncelerimiz sizlerin haberdar olmadığı bilgiler değil. Bütün anne-babaların iyi niyetli olduklarından ve çocukları niçin iyi şeyler yapmak istediklerinden hiç şüphemiz yok. Bununla birlikte bilimsel araştırmalar, çocuklarımızın dengeli ve sağlıklı gelişimlerinin ve eğitimlerindeki başarıların, aile içi ilişkilerden ve ana-baba tutumlarından birinci derecede etkilendiğini söylemektedir. Bu itibarla çocuklarımız ile ilişkilerimizi ve ana babalık anlayışlarımızı, aşağıda özetlenen bilgiler çerçevesinde yeniden gözden geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz:

1- Sadece “seni seviyoruz” demekle yetinmeyiniz. Sevgi, duygu ve düşüncelerin paylaşılmasıdır. Evinizin sevinçlerine ve sıkıntılarına onu ortak ediniz. Sevgi saydam olmalıdır. “İçinden sevmek” şeklinde bir sevgi biçimi yoktur.

2- Çocuğunuza sevginizi karşılıksız veriniz. Çocuk şartsız sevilmelidir. “Ön şartlı sevgi” diye bir sevgi biçimi olamaz.

3- Sevginiz hoşgörüdür, fakat vurdumduymazlık ve boş vermek demek değildir. Çok sevmek adına her davranışı hoşgörü ile karşılamanın çok olumsuz sonuçları olacaktır. 4- Sevgi, çocuğun kendisini tanımasına ve yeteneklerini geliştirmesine yardım etmektir. Onun kendini tanımasına, ifade etmesine ve yeteneklerinin farkına varmasına ortam ve fırsatlar hazırlayınız.

5- “Sen benim söylediklerimi yap, gittiğim yoldan gitme” yaklaşımı son derece yanlıştır. Unutmayınız; çocuklarımız bizim söylediklerimizden çok yaptıklarımızı benimserler. Çocuklar sizin söylediklerinize değil, yaptıklarınıza dikkat eder.

6- Çocuklar ile sağlıklı ilişki kurabilmenin en iyi yolu, önce onu duymak, dinlemek ve söylediğini anlamaya çalışmaktır. Lütfen çocuklarınızı dinleyiniz. Dinlemek onlarda “önemsenmek” ve “değerli görülmek” anlamlarına gelir ve “ait olma” ihtiyacını ve duygusunu karşılar.

7- Çocuğunuzun içinde bulunduğu gelişim dönemine ait ihtiyaçları ve sorunları da vardır; onların öncelikle bu dönemdeki ihtiyaçları karşılanmalı ve yaşadığı döneme ait sorunlarının çözümünde yardımcı olunmalıdır. Özellikle psikolojik ve sosyal alanda, çocuğunuzun gelişim dönemine ait özelliklerini ve ihtiyaçlarını öğreniniz ve bunları karşılayınız.

8- Çocuğun sağlıklı eğitimi ancak eğitim kurumu ile ailenin etkin işbirliği ile gerçekleşir. Çocuğunuzun eğitim gördüğü kurumları sıklıkla ziyaret ediniz ve öğretmen ve uzmanlarla görüşünüz..

9- Çocuğunuzda mülkiyet fikrini oluşturunuz ve özel hayatın gizliliği ilkesini, onun özel yaşantısına saygı göstererek kazandırınız. Bu anlamda, çocuğunuza ait eşyaları izinsiz almamak, odasına kapısını vurarak girmemek gibi davranışlar çok önemlidir.

10- Çocuğunuzu bazen tanık, bazen de yargıç olarak kullanmayınız. Yakın çevremiz ile ya da eşimiz ile olan tartışmalarımızda çocuklarımızdan tanık, yargıç ya da iletişim aracı olarak yararlanmak, onların ruh sağlıklarına ciddi zararlar verir.

11- Ona faal olma fırsatı tanıyınız. Bütün işlerini onun yerine siz yapmayınız. Unutmayınız, gelişme, olgunlaşma ve öğrenme ancak yaşantılar yolu ile gerçekleşir. Çocuklarımızın “problem çözebilen”, “baş etmeyi” bilen, ve “kendi kanatları ile uçabilen” bireyler olabilmesi onlara etkin olma fırsatları tanıdığımız oranda gerçekleşir.

12- Kontrolsüz bir biçimde TV programları izlemesine göz yummayınız. Seviyesine hiç uygun olmayan cinsel içerikli ve saldırganlık dolu programları izlemesine, yapıcı ve seçenek getirici bir yaklaşımla engel olunuz.

13- Korkuya dayalı bir eğitim uygulamayınız. Korkutularak yetiştirilen çocukların zamanla korkan ve korkutan insanlar olacağını hatırlayınız.

14- Ufak tefek hatalarını görmemezlikten geliniz ve toleranslı olunuz. Ondan kesinlikle mükemmel olmasını beklemeyiniz. Aldırış etmiyor gibi görünseler dahi, bizim düşünce ve görüşlerimiz çocuklarımız üzerinde çok etkilidir. Onlardan mükemmel olmasını beklemek, psikolojik sağlıklarını bozacaktır.

15- Çocuklarınızı “iyi komşu çocukları ile” kıyaslamayınız. Çocukların ruh sağlıklarında kalıcı olumsuz etkiler meydana getiren önemli yanlışlarımızdan birisi de kıyaslamaktır. Eleştirileriniz acımasız olmamalı, yapıcı olmalıdır. Tenkitten çok taktir etmek konusunda cömert olmak zorundayız. Eleştirmek gerektiğinde ise, eleştirimizi doğrudan çocuğumuza veya onun kişiliğine değil, yaptığı davranışa yöneltmek gerekir.

Sevgili anne-baba;

Önemli olan mükemmel bir anne baba olmak değildir. Bu konuda kendini geliştirme isteğini duyan ve çaba harcayan; yaptığı hataları gördüğünde bunda ısrar etmeyerek, hatadan dönme olgunluğunu gösterebilen ana-baba olabilmektir.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/anababaegitimi.htm

——————————————————————–

SEVGİLİ ANNE VE BABALAR

Çocukları kendinize karşı saygılı yapmak için;

Ona karşı daima güler yüzlü olun küçük kabahatlerini cezalandırmayın, niyetinin ne olduğuna bakın. Onun hislerine değer verin ve bunu gösterin.

Çocukların kendinize güvenini kazanmak için;

Onları babaları ile korkutmayın, babasından ve annesinden her olumlu hareketinde destek göreceğini anlatın onların sevinçlerini paylaşın acılarına ortak olun, size bir şey sorduklarında ilgiyle cevap verin.

Çocukların size güvenmesini sağlamak için onlara boş vaatlerde bulunmayın vaadinizi yerine getirir eşler olarak birbirinize saygı gösteriniz çocuklarınızın önünde birbirinize karşı davranmayınız.

Çocukların size saygı göstermesi ve iltifat etmesi için;

Çocukların kusurlarını, suçlarını alay ve hakaretle karşılamayın, her şeylerini tenkit etmeyin zira tenkit edilen çocuk çekingen olur. (Olumlu tenkitler hariç)

Çocuklarınızın sözünüzü dinlemeleri için;

Emir verirken yerine getirip getirmediklerine bakın onlardan yerine getirebilecekleri şeyler isteyin, kuru tehdit savurmayın.

Çocukları kardeşlerini sevmeleri için birini cezalandırırken, öbürünün mükafatlandırmayın bu düşmanlığa yol acar. Birini severken ve takdir ederken aynı şeyleri diğerlerine de yapın. Birbirlerine hakaret ettikleri zaman hemen araya girin ceza verirken suçun kimde olduğuna bakın.

Çocuklara insanları sevdirmek için;

Onlara daima iyi insanlardan bahsedin dünyadaki yardımlaşmadan ve iyiliklerden bahsedin.

Çocukları yumuşak ve merhametli yapmak için;

Herkese ve çocuğa yumuşak davranın, zayıfları koruyun, bıçak ve tabanca taşımayın.

Çocukları kıskanç yapmamak için;

Çocuğun yanında durumu iyi olanları çekiştirmeyin. Varlıklı, işi yerinde, mutlu insanların başkalarını düşünmeyen insanlar olduğunu söylemeyin.

Çocukları tabiattaki güzelliklerle karşı duyarlı yapmak için;

Onlara Allah’ın sanat harikalarıyla dolu olan tabiatla ilgilenince bu meraklarıyla alay etmeyin. Çiçekle, böcekle, kurtla, kuşla ilgilenmesini teşvik edin. Onlara çok küçük yaşta okuma yazma öğretmeyin, seviyesinin üstünde bilgi vermeyin. Ders çalışmadığı için bedensel ceza vermeyin.

Çocukların hayal ve kabus görmemeleri için;

Onlara sihirden, büyüden, peri masallarından, Kaf dağının ardındaki devden, kötü kalpli cadıdan vs. bahsetmeyin, ve bu tür film ve dizilerden uzak tutun.

Çocuklarınızın inatçı olmamaları için;

Onların her istediğini yerine getirmeyin. Çünkü böyle bir durumda istediği şeyi alamayan çocuk inatlaşabilir. Yalnızca onların haklı isteklerini yerine getirin. Eğer çocuk ‘illa da istiyorum’ diye tepinmeye başlar ve sizde bundan sonra istediğini yerine getirirseniz çocuk haklı haksız her istediğini elde etmek için tepinir.

Çocuğun yalancı olmaması için;

Yalan söylemeyin. Ona sürekli yalanın kötülüğünden bahsedin daha küçüktür diye yalanlarını hoş görmeyin. Eğer çocuk suçunu itiraf ediyorsa onu cezalandırmayın. Çünkü bazı durumlarda çocuk sırf cezadan kurtulmak için yalan söyler.

Çocuğun kimseye iftira atmaması için;

Çocukların yanında kimseyi çekiştirmeyin. Çocukların nankör ve somurtkan olmamaları için her şeyin iyi yönünü gösterin hayattan ve kaderinizden şikayet etmeyin.

Çocukların gayeli, enerjik ve hayata sıcak bakan bir fert yapmak için;

Onlara ders yönünden fazla baskı yapmayın, bunun yerine dersin öneminden bahsedin oyun oynamak istiyorlarsa onlara gerektiği kadar izin vermeyin. Onun hoşlandığı ve yeteneği olduğu mesleğe yönlendirin. Çocuğu sosyal faaliyetlere katın. (spor faaliyetleri, folklor, satranç, resim vb.)

Çocukların tutumlu olmaları için;

Nereye sarf ettiklerine bakmaksızın bol para vermeyin. Çocuğunuzun harcamalarını nereye yaptığını inceleyiniz. Kumbara alarak harçlıklarını bir kısmını biriktirmeleri için (ara-sıra bir miktar atarak) sağlamaya çalışınız.

Çocuklara güven duygusu yerleştirmek için;

Çocuklar kendilerini size beğendirmek isterler. Bunun için kendince ev işi yapar, hoplar, zıplar, bütün bunları taktir edin ve olumlu iş yapmaları için teşvik edin. Kendi başlarına iş yapmalarına olanak hazırlayın. Bu onları hayata hazırlayacaktır. Başaramayacakları işleri vermeyin.

Çocuklarınızı düzene ve temizliğe alıştırmak için;

Yataklarını, oyuncaklarını, kitaplarını ve evi düzelttiklerinde tebrik edin ve onlara ödül verin. Ama her zaman ödül vermeyin. Zira ödül araç olmaktan çıkıp amaç olabilir. Çocuklara dürüstlük aşılayın mutluluğun sadece parada ve zenginlikte olmadığını canlı bir örnek ile anlatın.

Onların cimri olmamaları için;

Paraya çok değer vermeyin. Fakirleri, miskinleri, bakıma muhtaçları koruyun. Çocuğunuzun yanında yardıma ihtiyacı olanlara yardım edin. Bu onlarda merhamet duygusunu gelişmesine yol açar.

EĞER

-Bir çocuk düşman bir çevrede yaşarsa kavgacılık öğrenir.

-Bir çocuk korku içinde yaşarsa korkmayı öğrenir.

-Bir çocuk kıskançlık içinde yaşarsa nefret etmeyi öğrenir.

-Bir çocuk vermeyi öğrenirse sevmeyi öğrenir.

-Bir çocuk ona cesaret veren bir çevrede yaşarsa kendine güvenmeyi öğrenir.

-Bir çocuk onu öven bir çevrede yaşarsa oda taktir etmeyi öğrenir.

-Bir çocuk sevilirse sevmeyi öğrenir.

-Kendine değer veren bir çevrede büyürse bir gayesi olduğunu öğrenir.

-Daima dürüst muamele görürse adaletli olmayı öğrenir.

-Daima dostluk güler yüz ve anlayış gösteren bir çevrede yaşarsa dünyanın içinde yaşanacak güzel bir yer olduğunu öğrenir.

ALTIN KURALAR

-Gülünç duruma düşürülen çocuk çekingen olur.

-Tenkit edilen çocuk her zaman kendini kabahatli bulur ve kendine güveni olmaz.

-Kendisine inanılmayan çocuk, yalancı ve dolandırıcı olur.

-Kin ve nefret içinde yaşayan çocuk, düşmanca duygular geliştirmeye başlar.

-Kendisine sabırla muamele yapılan çocuk, hoşgörülü olur.

-Unutmayın ki; çocuk anne ve babasının ortak eseridir.

SAYIN VELİ;

Yaşamda herkesin başkalarının yardımına ihtiyaç duyduğu dönemler vardır. Bunu çekinilecek bir olay ya da olumsuz bir durum olarak kabul etmemek gerekir. Güvensizlik, arkadaşlık, cinsiyet, ruh sağlığı gibi durumlar insanı zaman zaman rahatsız eder. Bunlara benzer başka sorunlarda eklenebilir. Bütün bunlar insanı mutsuz kılar, verimli çalışmayı engeller, yaşamın temellerini eksik oluşturur. Okul çağında, özellikle de çocuğunuzun birden bire değiştiği ortaöğretim çağında bu gibi durumlarla sıklıkla rastlayabilirsiniz. Yaptığımız test ve anketlerde, öğrencilerimizin genel görüş bildirimlerinden elde ettiğimiz sonuçlar bizi bu noktalarda siz sayın velilere bazı öneriler getirme fikrini oluşturdu.

Bu dönemdeki çocuklarımızın arkadaşlarına ve öğretmenlerine olduğu kadar siz sayın velilerden de yadım ve destek ihtiyaçları vardır. Gerek aile ve gerek okul eğitimi için gereken en önemli ilke SEVGİ’ dir. Çocuğa karşı gerçek ilgi ve sevgi göstermek iyi bir eğitim ortamının en önemli koşuludur. Yapılan araştırmalarda; çocuk sevdiği kimsenin ya da kendisi ile ilgilenen kimsenin, ona sevgisini verebilen kimsenin güvenini yitirmemek için; onun hoşuna gidecek davranışlarda bulunacak, kendini sürekli yenileyecek ve onu örnek alacaktır. Böylece davranışlarını geliştirir, zamanla kişilik çatışmasından kurtulur güven hissetmeye başlar. Bu nedenle; evde anne-baba, okulda öğretmenler çocuğun duygusal güvenini kazanmasına önem vermek zorundadırlar.

Çocuğunuzla sağlam bir ilişkinin temeli KAYITSIZ ŞARTSIZ SEVGİ’ dir. Ancak böylesi bir sevgi, çocuğunuzdaki potansiyeli tam olarak ortaya koymasını, çocuğunuzdaki davranışların tam olarak anlayabilmenizi, yaramazlıklarına-hırçınlıklarına karşı tutumunuz yolunu çizmenizi, sevgisizlik-güvensizlik-başarısızlık nedenlerini belirlemenizi sağlar.

Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu, disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum bırakmayın. Her ortamda ve her fırsatta sevginizin-desteğinizin varlığını hissettirin. Bu sayede gerekli sabrı ve çaresizlikten doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarında bulabilirsiniz.

Ruh sağlığı güçlü yetişen bir gençlik, başarılı ve mutlu bir toplum oluşturur. Bu nedenle evde anne-baba olarak yapabildiğinizin tüm özverilerinizin tekrar bir gözden geçirilmesini; Kendi eksikliklerinizi ya da yanlış gördüğünüz davranışlarınızı değerlendirmeniz sizin ve çocuğunuzun sürekli bir gelişimini sağlayacaktır.

Hepimiz bu çocukluk döneminden geçtik belki ancak; gelişen ve değişen yaşam standartlarımız yeni neslin farklı olmasına sebep olabiliyor. “Ben senin yaşındayken ……” diye başlayan hiç bir cümle akılda kalmaz, bilakis yeni neslimizi sıkar ve bocalamalarına neden olabilir. Bu aşamada çocuğumuzun ruhsal gelişmesine yapabileceğimiz en büyük yardımlardan biri, kendi manevi hayatınızı çocuğunuzun gelişim düzeyine göre paylaşmanızdır. En uygun yöntem ile onunla şu anki yaşamınızın iyi ve kötü yanları ile mutlu ve mutsuzluklarınız ve hatta onunla ilgili duygularınızı paylaşmanız ile onun eğitimine önemli bir adım atabilirsiniz. Çocuğunuzun ruhsal gelişimine yardımcı olabilecek olayları sonradan değil de şu anda yaşanırken paylaşmak; çocuğunuzun kendi deneyimleri ile öğrenmesine yardımcı olacağı gibi sizin deneyimlerinize de katılmasından dolayı aranızdaki bağın kuvvetlenmesini sağlayacaktır.

Bir çocuk duygusal açıdan doymak için anne ve babası ile (ve başkalarıyla) göz iletişiminden yararlanır. Anneler ve babalar sevgilerini bir iletme yöntemi olarak, çocuklarıyla ne kadar çok gözle iletişim kurarlarsa, o çocuk o kadar çok sevgiye doyar, duygu dağarcığı da o oranda gelişir. Gözle iletişim; Çocuğunuz ile kurabileceğiniz en önemli kontak yöntemidir. Bu sayede sözlerinizi, duygularınızı, amaçlarınızı vb. ona aktarabilirsiniz. Onunla iletişim kurmaktan korkmayın.

Ergenlik belirtilerinin ortaya çıktığı 12-15 yaşlarında çocuklarımızın ilk gençlik döneminde olumsuz davranışların yoğun yaşandığı görülür. 15-17 yaş arası güvensizlik ve çekingenliğin belirgin olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde; hırçınlık, ders çalışmama ve başarısızlık, sorumluluklardan kaçma, can sıkıntısı, tepkilerini sert dile getirmesinden görüş ayrılığından doğan kuşak çatışması, çabuk karamsarlığa düşme, alıngan ve huzursuzluk, gezme ve eğlencelerden kısıtlandığında yalan söylemesi, kardeş çatışmasının yoğun yaşanması, güvensizlik, başaramama korkusu,sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kuramama vb davranışların çok görülmesi normaldir. Bu çağda gençlerimiz yeni arayışlar içinde bunalırken bir yandan da kendi bedeni ile ruhsal gelişimini dengelemeye çalışmakta, ancak doğal olarak tepkilerinde belirgin iniş ve çıkışlar oluşturmaktadır. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırken öte yandan çocuksu tavırlardan sıyrılamamanın verdiği rahatsızlığı yaşamak, davranışlarındaki sebatsızlığı açıklayabilir. Çocuklarımız bizden farklı ve ayrı bir kişilik geliştirebilirler. Bunu makul ve olgun karşılamak, hoşgörü ve sevgi ile yaklaşmak, bazen de bocalamalarında onlara destek olmak, güven aşılamak gerekir. Sözcüklerle anlatılan bir hayat felsefesinin, deneme ve yanılma ile öğrenmenin yanında daha az etkili olduğunu düşünürsek; burada amacımızın yanılma paylarını en aza indirgemek ve başarı sağlayarak onlara güven duygusunu aşılamaktır. Doğal olarak hata yapacaklardır. Her ortamda kollanan, yapma sorumluluğu ona verilen ancak sizlerin tamamladığı davranışlarının sonuçlarını yaşayarak görüp öğrenmesini sağlayın.

Çocuklarımızın dünyasının, bizim yaşadığımız gerçek dünyadan farklı olduğunu her zaman sezinleriz; ancak onların dünyasına inmeye bir türlü cesaret edemeyiz nedense… Belki yetişkinliğimizin bize gerekleridir bu. Çocuklarımızla tam bir yetişkin gibi konuşur, hatalarımızı kabul etmeyiz. Çocuklarımızda bizim hatalarımızı görmemeleri için var gücümüzle uğraşırız. Badende onlara ağır ithamlarda bulunabiliriz. Eğer yetiştin hatasız ve doğru ise çocuğun da bu ithamların gereklerini yerine getirmesi çok doğaldır. Bunun yanında özür dileyen, hatalarını kabul ederek doğruyu birlikte tartışarak bulmaya çalışan yetişkin, çocuğunun dünyasına inebilmiş demektir. O zaman sorunlar birlikte tartışılarak, çözüm formülü birlikte keşfedilir.

Kısaca; okullarda verilen eğitim-öğretim çalışmalarının, ailedeki eğitim ve öğretim ile desteklenmesi, çocuğunuzun başarısında sizin de çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz; sevgi, ılımlı yaklaşım, güven ve destekle adımlarını daha sağlam atmasına yardımcı olabileceğinizi bilmeniz çok önemlidir. Bu doğrultuda getirebileceğimiz birkaç öneri aşağıda sıralanmıştır.

Çocuğunuzu iyi tanıyın, onun yapabileceği düzeyde verim bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını düzenlemeyin. Verimli olarak ders çalışabilmesi için çalışma ve dinlenme saatlerinin programlamlanması gerekmektedir. Planlı olarak çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli. Ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir bilgi ancak bir sonraki bilgi ile transfer edilebilirse öğrenilmiş olur.

Çocuklarınızın sınıf geçmesi önemli değildir. Önemli olan bir üst öğretim ve eğitime kendini hazır görerek güçlü bir şekilde geçmesidir. Çocuklarımız temelsiz yetişirse, bir sonraki eğitimlerine de hazırlıksız devam ederler. Bu da nedenli sağlıklı bir gençlik oluşturur tartışma konusudur. Özellikle bu yaşlarda yönlendirilen çocuklar; ilgi, yetenek ve çeşitli alanlara göre kaydırılmalı, alternatiflerini belirlemesinde yardımcı olmalı, başarılı olabilecekleri iş yaşantılarına yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.

Çocuklarınıza kıyas getirmeyin, sürekli başkaları ile kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve gelişmeye kapalı çocuktur. Onlara olumsuz eleştiriler getirirseniz bir süre sonra olumsuz davranışları kendilerinde bir görev bileceklerdir. Çünkü yetişkin her zaman doğru söyler ve hata yapmaz ilkesini kabullenmiştir. Yapıcı ve teşvik edici her söz, onlara bir adım daha ileri gitmelerini sağlayacak sizin güveninizden emin olacaklardır.

Çocuklarınızın sizin isteklerinizi yapması için korkutmayın, ağır cezalardan ve baskıcı tutumlardan uzak durun. Yüksek sesle verilmeye çalışılan hiç bir öğüt dinlenmez. Sevgi ve ılımlı bir yaklaşımla, yapabileceğiniz arkadaşça tavırlarınızla iletmek istediğiniz mesajı tam olarak verebilirsiniz.

Anne ve baba olarak ortak kararlar alınız ve davranışlarınızda her zaman doğru ve tutarlı olunuz. Çelişkili davranışlarınızla çocuğunuz her zaman bocalayacak ve doğruyu bir başkasında arayacaktır.

Aile içi problemlerin, tartışmalarınızın çocuğunuza yansıması; huzurlu bir ortamda yetişemeyen çocukların geleceklerini de bu doğrultuda düzenlemelerine sebep olacaktır. Çocuklar önünde yapılan tartışmalar, okul ve öğretmenler hakkındaki eleştiriler çocukta bocalamaya, tatta öğretmenlerini eleştirme hakkına sahip olmasından kaynaklanan eğitim başarısızlığına ve okuldan soğumasına neden olacaktır.

Çocuğunuzun devam durumunu ve okul ile ev arasındaki geliş-gidiş saatlerini sürekli kontrol altında tutun. Zararlı alışkanlıklar hakkında iyi bir örnek olun ki söyledikleriniz sadece lafta kalmasın. Ülkemizde zararlı alışkanlıklara başlama yaşı bir hayli inmiştir. Bu yaşlarda uyarılan ve gerekli tedbirleri alınan çocuklarımızın sağlıklı bir gençlik oluşturması için tüm imkanlarımızı zorlamalıyız.

Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılarken tutarlı ve titiz olunuz. Her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için, onlardan beklentilerinizin gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ediniz.

Çocuklarınızın yaş konum itibarı ile cinsel gelişimlerine başlamış durumdalar. Onların sorabileceği cinsellikleri ile ilgili konulara da hazırlıklı olunuz. Yalın ve dürüst bir şekilde makul olarak cevaplayınız. Korkup çekinebileceği bir ortam yada sır ve gizlerle dolu bir hale girmesini engelleyiniz. Bu konudaki ılımlı ve destek verici yaklaşımınız, çocuğunuzun çevreden yalan yanlış bilgiler almasını engeller. Bu çağdaki çocukların beden ve ruhsal gelişimleri doğru bir orantıda olmayabilir. Beden gelişiminin bir anda hızlanması, ruhsal gelişiminin ise daha yavaş olması bazı hırçınlıklara ve asiliklere sebebiyet verebilir. Bu durumu anlayışla karşılamak ve mantıklı bir yaklaşım ile aşılmasına yardımcı olmak çocuğunuzun cinsel kimliğini kazanmasında en önemli görevdir.

Çocuklara karşı sabır, soğukkanlılık, anlayış, sebatlık ve sevgi ile yaklaşın, bu onların sizin ile olan ilişkilerinde daha yakın olmalarını sağlayacakladır. Yüksek sesle söylenen emir verici sözler, ağır eleştiriler ve azarlamalar asla fayda getirmeyeceği gibi çocuğunuzun sizden kopmasına ve uzaklaşmasına hatta bir çok konuda yalana başvurmasına sebep olacaktır.

Çocuğunuzun derslerinde ve davranışlarında daha iyiye yöneltilebilmesi için öğretmenleri ile sıkı bir ilişkiye girilmeli, toplantılara mutlaka katılmalı çocuğunuzun gelişimi ile ilgili konularda takipçi olmanızda yarar vardır. Öğretmenlerin alınmasını istediği ders araç ve gereçlerin zamanında temin edilmesine önem veriniz. Çocuğunuzun kılık ve kıyafetine, temizliğine özen gösteriniz.

Çocuğunuzun sağlık durumu ile yakından ilgileniniz. Hastalıklardan bir kısmı çocuğun yaşam enerjisini önemli ölçüde azaltarak onu dermansız bırakabilir. Bir kısmı ise, neden oldukları devamlı acı ve ağrılar yüzünden çocuğun ilgi ve dikkatini ders konuları üzerinde toplamasına engel olabilir. (Çocuğunuz asılsız bedensel yakınmalarda bulunuyorsa bunlarında dikkate alınması gerekir. Bu yakınmalar aslında onun sorunlarını dolaylı olarak anlatış şekli olabilir.)

Çocuğunuzu kahvaltı etmeden yada yemek yemeden kesinlikle okula göndermeyiniz. Özellikle orta öğretim çağındaki çocuklar, hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi içindedirler. Bu konuda titiz olunuz.

En iyi dinlenme, uyuyarak yapılan dinlenmedir. Özellikle düzenli olarak planlanan uyku çocukların yaşamında büyük önem taşır. Sinir sisteminin dinlenmesi ve enerji toplayabilmesi uyumaya bağlıdır. Bu sebeple çocuğunuzun uyku saatlerinin düzenli olmasına önem veriniz.

Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını mümkünse aylık veya haftalık olarak belirleyiniz. Böylelikle kendisini yönetmeyi öğrenecek, sorumluluk kazanacaktır.

Çocuğunuzun yaşamında en önemli çevre, aile çevresidir. Çocuk yaşamında en etkili örnekleri ailesinden alır. Anne ve baba olarak tüm davranışlarınızda örnek olduğunuzu unutmayınız. Çocuklarınızın belirli davranışlarını da anne ve baba olarak farklı davranışlar göstermeyiniz. Ortak bir karar alarak ikinizde davranışlarınızda örnek ve tutarlı olunuz. Onun eleştirilerini dinleyerek makul bir şekilde cevaplandırınız. Hatalarınızı düzeltme yönünde onunla tartışınız, gerekirse özür dilemeniz bile çocuğunuzun gözünde sizi yüceltecektir.

Çocuğunuzun gerekli tüm sorunları için sınıf ve okul rehber öğretmenlerine başvurunuz. Bu konuda size yapılan çağrılara mutlaka uyunuz. Onunda sorunlarını gerektiğinde sınıf ve okul rehber öğretmenlerine anlatması için teşvik ediniz. Sizin ve çocuğunuzun sorunlarınızın gizliliğe önem verilerek çözülmeye çalışılacağından emin olunuz.

Çocuklarınızın çoğu evde, aileleri tarafından ders çalışmaya ikazlarının fazlalığından yakınmaktadırlar. Sürekli dersine çalış ikazı olumsuz etki yapabileceği gibi aynı zamanda çocuğunuzun çalışma azmini de kıracaktır. Çocuğunuzun programlı çalışmaya alıştırılması, dinlenme, eğlence saatlerinin planlanması için onu yönlendirilmesi, dersi öğrenmesi için çalışması gerektiği aşılanmalıdır. Aksi taktirde saatlerce bilinçsiz olarak çalışılan bir konu sadece zaman israfıdır. Ders öğrenmek için çalışılır, öğrenmede ancak bir başka öğrenilen bilgiye transfer edilirse pekişir. Ancak öğrenilen bilgi yaşamda uygulanabilir. Planlı çalışma ise her zaman düzeni ve bilgiyi oluşturur.

Çocuklarımız, kendilerine güvensiz olmaktan ve sosyalleşememekten rahatsızlar. Nedenlerini düşünürsek, çözüm yine bizlerde. Çocuğunuza değer verdiğinizi, ona güvendiğinizi, sorumluluklarını yerine getirebileceğinden emin olduğunuzu ona her fırsatta belirtin. Ona ve fikirlerine değer verin, onu dinleyin, sosyal yaşantısında faal olması için onu destekleyin. Okul ve çevresindeki sosyal faaliyetlere katılması için teşvik edin. Ona değer verdiğinizi, güvendiğinizi her ortam ve fırsatta övgülü sözlerle dile getirin. Çocuğunuzun şımarmasından korkmayın; bilakis size ve düşüncelerinize layık olmaya çalışacaktır. Ona olan güveninizi gösteremezseniz, ondan nasıl güven bekleyebilirsiniz ki…

Çocuğunuzun ders çalışma ortamını hazırlamasına yardımcı olunuz. Mümkünse bir çalışma odası oluşturunuz. Eş dost toplantılarınızı onun programına uygun hale getirmeye gayret ediniz, ev işlerini ya da alış-veriş sorumluluklarını ders çalışma saatlerinin dışında oluşturunuz. Başarabildiği bir boş zaman etkinliğinin mutluluğunu birlikte paylaşıp, onunla gurur duyduğunuzu her fırsatta belirtin.

Çocuğunuzun arkadaş çevresi, onun gelişimi ve sosyal hayatının oluşumunda çok büyük etkendir. Okul dışı zararlı arkadaşlıklar, farklı problemleri de beraberinde getirir. Zararlı alışkanlıkların bu yaşlarda büyük merak konusu olduğunu, kişiliklerinin oluşma döneminde yanlış yönlendirilebileceklerini unutmayınız. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıklarda beklentilerini aza indirgeyerek mutlu arkadaşlıkların oluşumunu gerçekleştirebileceklerdir. Çocuğunuzu sık sık eleştirmekten kaçınınız. Bunu başkalarının, hatta arkadaşlarının yanında yapmayınız. Beğendiğiniz ve taktir ettiğiniz yönlerini ona söyleyiniz. Çocuklarınız arasında kıskandırmadan mütekabil azimlerinin artacağından ya da komşu çocuğu ile kıyaslandığında daha iyiye yöneleceğini sanmak yanlıştır. Onu kendi yapısı ve kişiliği ile kabul ediniz. hiç kimse bir başkası olmak istemez, herkes bir başkası gibi olmak için çalışsaydı; hiç kimse olmazdı.

Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz. Anlattıklarını büyük bir sabırla dinlemeye çalışınız. Mutluluklarını veya Mutsuzluklarını onunla paylaşınız. Son olarak; çocuğunuz sürekli bir büyüme ve gelişme içinde olduğunu unutmayınız. Sizin çocuğunuz olsa da; sizden farklı bir kişilik geliştirmekte. Onlara karşı sabırlı, soğukkanlı ve anlayışlı olunuz. Deneme ve yanılma yolu ile öğreneceklerdir. Kusurları ve olumsuz hareketleri olacaktır. Çocuklarımızın, bizim gibi düşünüp bizim gibi hareket ve tavırları göstermiş olsalardı, ailede ve okulda eğitime gerek kalmazdı.

Okuldaki eğitim ve öğretim çalışmalarının ailedeki eğitim ve öğretim çalışmaları ile desteklenmesi gerektiğini, çocuğunuzun başarısında sizinde çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz ve ona gereken yardımları yapmanızın başarısını olumlu yönde etkileyebileceğini kabul etmeniz gerekiyor. Ancak bu mantıkla yola çıktığınızda onlara istediklerini verebilir ve onlardan istediklerimizi alabiliriz.

UNUTMAYIN; SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLARAK DOĞMAK ONLARIN ELİNDE DEĞİLDİ, ANCAK SEÇME HAKLARI OLSAYDI, SİZDEN BAŞKA KİMSENİN ÇOCUĞU OLMAK İSTEMEZLERDİ

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/annebabalar.htm

—————————————————————-

ANNE BABALARA ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ÖNERİLER

Anneler ve babalar;

Çocuklarınız sürekli bir büyüme ve değişme içindedir. Sizin çocuğunuz olsa da sizden ayrı bir kişilik geliştirmektedir. Onu tanımaya ve anlamaya çalışın.

Çocuğunuz, yaşamı deneme ve taklit yoluyla öğrenir. Ona ayak uydurmakta zorluk çekebilirsiniz. Onları oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarında özgür bırakın. Onu her yerde ve her zaman koruyup kollamayın. Onu, küçük diye şımartmayın. O zaman çocuğunuz hep çocuk kalmak ister. Çocuksu davranışlar sergiler.

Her istediğini istediği zaman elde edemeyeceğini onlara öğretin. Onlara, yerli yersiz söz vermeyin. Sözünüzü tutamazsanız sizlere olan güveni azalır. Çocuğunuza kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığını görünce onu sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakları ona, “aile kuralı” olarak benimsetin. Çünkü hiç kısıtlanmayınca ne yapacağını şaşırırlar. Ona karşı tutarsız davranışlar sergilemeyin. Çünkü onlar, tutarsız davranışlarınız karşılığında hem bocalar hem de onlardan yararlanırlar.

Çocuğunuza sürekli nasihat vermeyin. Onlar nasihatinizden daha çok davranışlarınızdan etkilenirler. Yanlış yapmaktan korkmayın. Çünkü çocuklar, bunları çabuk unutur. Birbirinize karşı saygı ve sevgiyi koruyun. Aranızda saygı ve sevginin azaldığını görmek onları yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Çünkü onlar yüksek sesle konuşulanları pek duymazlar. Yumuşak ve kesin sözler, onlarda daha iyi iz bırakır. “Ben senin yaşında iken….” vb. sözlerle asla kulak asmazlar.

Kendinizle özdeşleştirmeyin. Onları olduğu gibi kabul edin. Yanılma payı bırakın. Küçük yanılgılarını büyük suçmuş gibi başına kakmayın.

Korkutup, sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandırmaya çalışmayın. Yaramazlıkları için onları kötü çocukmuş gibi yargılamayın. Yanlış davranışları üzerine durarak düzeltin. Ceza vermeden önce mutlaka onu dinleyin. Suçunu aşan cezalar vermeyin.

Onu dinleyin. Çünkü öğrenmeye en yatkın olduğu anlar, soru sorduğu anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Gerçekleri söyleyin. Soru sorma şevkini kırmayın ve özenle cevaplandırın.

Onları, yeteneklerinin üstünde işlere zorlamayın, başarabileceği işler için güdüleyin. Ona, güvendiğinizi belli edin, onu destekleyin ve çabasını övün.

Onu başkalarıyla karşılaştırmayın, umutsuzluğa kapılmasın. Yaşının üstünde olgunluk beklemeyin.

Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Öğrenmesi için zaman tanıyın. Dürüst davranmadığı zaman, çok fazla üstüne gitmeyin. Onu, yalan söylemeye sevk etmeyin.

Sizi çok bunaltsa da soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızabilirsiniz, ama onu aşağılamayın. Yoksa o da sizi yabancıların yanında güç duruma düşürebilir.

Çocuğunuza karşı haksızlık ettiğinizi fark ettiğinizde, ona açıklamaktan korkmayınız. Açıklamalarınız, sizi ona daha çok yakınlaştırır. Bunu zayıflık olarak görmeyin ve kullanmasından korkmayın.

Unutmayın ki, çocuğunuz sizi olduğunuzdan daha iyi görür. Kendinizi ona karşı yanılmaz ve erişilmez olarak göstermeye çabalamayın.

Ondan “örnek çocuk” olmasını beklemeyin. Çünkü o, sizden kusursuz olmanızı beklemiyor. Sevecen ve anlayışlı olmaya çalışın.

Çocuğunuza zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Yemek yedirirken rahat davranın ve sağlıklı yiyecekleri alternatif olarak sunun. Çocuğunuz onlar arasından seçimini yapacaktır. Çocuğunuzun yeme isteğini yükseltin. Yediğinden emin olduğunuz yemek veya yemek çeşitlerini mutlaka sofrada bulundurun

Yemek saatinden önce abur cubur şeylerle onun karnını doyurmayın. Yemek saatinde, onun acıkmış olması gerekmektedir.

Yemeklerin görüntüsünün iştah açıcı olmasına dikkat ediniz.

Tatlıyı (çikolatayı, şekeri…) yemeklere karşı rüşvet olarak kullanmayınız. Böylece tatlının yemeklerden daha çekici olduğunudüşünmezler. Yemek ya da yemekler arasında seçim yapabilirler. Herkes için yemek pişirmeyin, onun sevmediği yiyecekleri yenileriyle karıştırın. Yemek saatlerinin bütün ailenin zevk aldığı bir zaman dilimi olmasını sağlayın.

Çocuklarınız, dövüşür, atışır ve kavga ederler. Kavgayı önleyemezsiniz ama onunla baş etme ya da daha aza indirmek sizin elinizdedir.

Çocuklar genellikle günün belli saatlerinde ve belli durumlarda kavga ederler. Kavganın gerçek nedenini saptamak için ailenizi çok iyi gözlemleyin ve bunlara çözüm bulmaya çalışın

Çocuklarınız kavga ettiği zaman hakemlik yapmayın, “kim başlattı” vb. sözlerle tartışmanın içine girmeyin. Onlara kavgalarla baş etme sorumluluğunu verin. Odadan çıkın, onların sizi kullanmasına izin vermeyin. Ancak olayın kötüye gittiğini hissettiğiniz durumlarda araya girin.

Unutmayın; olayın ne kadar dışında kalırsanız çocuklarınız da kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmede o kadar yaratıcı olacaklardır. Çocuklarınıza birbirlerine sevgilerini göstermelerini onlara öğretin.

Çocuklarınız, zaman zaman şiddet duygusuna kapılabilirler. Bunu engelleyemezsiniz. Ama şiddet davranışlarını engelleyebilirsiniz. Bunun için çevreyle ilişkilerinde şiddet hareketlerine sapmalarını engelleyecek kurallar koyun ve bunları ödün vermeden uygulayın.

Şiddet duygularını bastırmayın, duygularını size dökmesine fırsat verin. Böylece onları rahatlatmaya çalışın. İçten içe şiddet ve nefret duygularının gelişmesini engeller.

Çocuklarınıza kitap sevgisini, küçük yaşlarda kazandırmaya çalışın. Çünkü onlar 0-6 yaşta ne almışlarsa 70 yaşında da o birikim iledir. Kitaba karşı ilk ilgi ve merakın uyanması, okuma öncesi dönemine rastlar. Çocuğun eline verilen bol renkli, resimli kitaplar, ona anlatılan çeşitli öyküler, masallar, oyun oynama düşlerine seslenen dizeler, tekerlemeler bu dönemde çok önemlidir.

Çocuğun resimli kitabı eline alıp, kendi kendine yüksek sesle bir şeyler okuyup anlatıyormuş gibi yapması, çözemediği gizemli harflerin ardından çeşitli dünyaların da olduğunu, kavradığını gösterir. Okumayı öğrendikten sonra, harflerin ötesinde heyecan uyandırıcı, şaşırtıcı renkli dünyaların kimsenin yardımı olmadan kendi kendine çözümlemeye başlar. Artık kitap okuma çocuk için ayrılmaz bir bütün olur.

Okumak; düşünerek, benimseyerek, özümseyerek bireyin hayat görüşünü belirler. Çocuklarınızın sevgi, dostluk, barış ve iyi değerleri içeren konulu kitapları okumasını sağlayın. Vurdulu, kırdılı, ezberciliğe dayanan, kin ve nefret konulu kitapları okumalarına izin vermeyin.

Çocuk kitaplarında çevre, barış, eğitim, sevgi ve aşk, kadın erkek eşitliği, insan hakları, kuşaklar arası çatışma, geleneklerle hesaplaşma gibi kavramlarına yer verilmelidir. Bağnazlık ve ön yargıdan uzak olmalı, ırk üstünlüğü ve din ayrımı gibi inançlar aşılanmamalı, yurt sevgisi ve ulusal değerler aşılanmalıdır.Uluslararası düşmanlıklar körüklenmemeli, yiğitlik abartılmamalıdır. İnsan, çocuğa olumlu ve olumsuz yönleri ile tanıtılmalı, katı ahlak kuralları yerine insani değerler, hoşgörü ve esneklik esas alınmalıdır.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/annebabalaraoneriler.htm

—————————————————————————

ÇOCUĞUNUZ İLE VAKİT GEÇİRİN, MİNE ÖZKAMALI

Yapılan araştırmalar özellikle ilk beş yaşta olmak üzere çocukların gelişimi üzerine anne ve babaların duygusal açıdan vakit ayırmasının çok önemli olduğunu göstermektedir. Özellikle bu yıllarda çocukların merkezi sinir sistemi gelişimine çok olumlu katkıları olduğu belirtilmektedir. Anne ve babanın günlük işlerin yoğunluğunu bir tarafa bırakıp sadece çocuklarına ayırdıkları vakit olması gerekmektedir. Babaların çocuklara vakit ayırmada zorluk çektikleri değişik nedenler ile çocukları ile daha az zaman harcadıkları sık karşılaşılan bir durumdur. Ayrılan bu vakit çocuğunuz ile ilgili kısa ve uzun vadede bir çok fayda sağlayacaktır, bu faydalar o kadar çok ki hemen birkaç tanesini sayabiliriz.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun özgüven gelişimi açısından çok önemli olmaktadır, çünkü ona vakit ayırmanız ona verdiğiniz değeri göstermektedir. Bilinç dışına “ben sana değer veriyorum, çünkü vakit ayırıyorum” mesajı vermektesiniz. Varlığı ile yokluğu hesaba katılmayan ve sanki o evde yokmuş gibi davranmak çocuğun kendine olan güvenini dolaylı olarak negatif etkilemektedir. Özellikle çocuk sayısının fazla olduğu ailelerde her bir çocuğun eşit şekilde vakit ayrılması önemlidir. Çocuk sayısının az olduğu veya tek çocuklu ailelerde ise diğer kardeşler olmadığı veya sayı az olduğu için çocuğun daha fazla sıkılacağı hesap edilerek zaman geçirme görevi anne babaya biraz daha fazla düşmektedir.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun stres ile daha kolay baş etmesine ve karşısına çıkan zorlukları daha kolay yenmesine yol açacaktır. Özellikle erişkinlik dönemine kadar yapılan araştırmalara baktığımızda çocukluğunda anne baba ve aile ile yakın bağları olan ve daha fazla vakit geçiren kişilerin karşılaştıkları stres durumu ile daha kolay mücadele ettikleri ve depresyon gibi durumlarda daha kolay iyileştikleri görülmüş. Bu durum çocuğunuzun kısa ve uzun vadede stres karşısında daha güçlü olmasını sağlayacaktır.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun ile aranızda bir yakınlık sağlayarak onun size karşı daha rahat duygusal ifade sağlaması ve buna bağlı olarak onun duygusal anlamda ve iç dünyasında hissettiklerini daha kolay anlamanızı sağlayacaktır. Diğer türlü sizden uzak, duygularını size ifade edemeyen, içe dönük, bir çok sorunu olduğu halde aile ile paylaşımı olmayan bir çocuk haline gelecektir. Uzun vadede bu durumun bir çok psikiyatrik soruna yol açması muhtemel gözükmektedir.

Çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil kalitesi önemlidir diyebiliriz. Özellikle çalışan anneler için önemli bir sorun olan vakit meselesi sık sorulan sorular arasındadır. Burada önemle vurguladığımız konu; Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vaktin kalitesini artırarak onun bu konudaki ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilirsiniz. Günlük hayat akışı içerisinde kendinize bir program yapıp yemek yemeye, TV izlemeye, uyumaya ve buna benzer bir çok yaptığımız günlük işler yanında çocuğunuza vakit ayırmayı unutmayınız. Her yaş grubuna göre hem anne hem baba olarak ayıracağınız vakit çocuğunuzun mutluluğunu sağlayacak ve onun normal psikolojik gelişimine katkıda bulunacaktır. Aksi takdirde çocuğunuz sizden davranış problemleri ile vakit isteyecek ve onunla zoraki ilgilenmek zorunda kalacaksınız.

Sağlıklı nesiller için çocuğa ayrılan vaktin önemi büyük olup klinik gözlemlerimiz bizi anne babaların vakit ayırma konusunda ki eksikliklerinin olduğunu göstermektedir. Anne babalar çocuk yanımızda iken vakit ayırmış oluyoruz gibi düşünebilirler. Burada şunu vurgulamak gerekir, vakit ayırmak dediğimiz şey ”sadece” çocuğunuz için ayırdığınız vakittir. TV izlerken veya kendi işinizi yaparken çocuğunuzun yanınızda bulunması elbette ki tamamen yalnız olmasından iyi olmakla birlikte yeterli değildir. Önemle vurgulamak gerekir ki çocuklar onlara sağlanan maddi imkanlar ile geçici mutluluklar sağlayabileceklerdir. Asıl mutluluk çocuk için onu sevenler ile belli zaman dilimlerinde bir arada bulunmaktır.

Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk ile hayata daha olumlu ve mutlu bakabildikleri, daha az zarar verici davranışlarda bulundukları, insanlara karşı daha sevgi dolu oldukları, arkadaşları ile daha uyumlu halde oldukları gösterilmiştir.

Bazen tam tersi olarak çocuklara anne babalar o kadar çok vakit ayırmaktalar ki o zamanda çocuklar bunalmakta, anne babalarına daha kolay karşı gelmekte, çok aşırı müdahale olduğu içinde onların yaşlarına uygun bireyselliklerinin gelişiminde sorunlar yaşanmaktadır. Bu konuyu çok abartıp hayatın ve ailenin ”tek gündemini” çocuk veya çocuklar yapmamak önemlidir. Çocukların kendi başına da geçirdikleri zamanın onların gelişiminde önemli katkıları vardır. Bu konuda denge önemlidir.

Kısa vadede olumlu etkilerinin yanı sıra uzun vadede etkileri oldukça fazla olduğu bilimsel çalışmalar ile gösterilen bu konuda son olarak şunu söylemek istiyorum; Çocuğunuz size ne kadaryakın olursa kötülüklere o kadar uzak olacak, sizin ile birlikte ne kadar mutlu olursa hayatın diğer alanlarında da o kadar mutlu olacak, sizinle ve ailesi ile bağları ne kadar sağlam olursa onun tüm hayatı boyunca problemleri daha az olacaktır. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaştığı ve insanların bireysel meşguliyetlerinin arttığı günümüzde adı geçen konular için en önemli tehlike çocuklar ve onların duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması olmaktadır. Bu günden atılan tohumlar yarınlar için çok güzel sonuçlar verecektir . Eğer bu konuda bir gayret yok ise yarın oldukça geç olabilir.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocugunuz.htm

—————————————————————

ÇOCUK EĞİTİMİ Mİ ANNE BABA EĞİTİMİ Mİ? Prof.Dr. Harun AVCI

Çocuğunuz öfkeyle karşınıza dikiliyor ve size meydan okuyor mu? Onun nereye gittiğini bilmiyor, meraktan çatlıyorsunuz ve gelince de size hiçbir şey söylemek istemiyor mu? Evde hiçbir şey yapmak zorunda olmadığını, doğmayı kendisinin istemediğini ve bu sebepten sizin ona bakmakla yükümlü olduğunuzu söylüyor mu? İnanç ve değerleriniz çocuğunuzun inanç ve değerleriyle çatışıyor mu? İsteklerini yerine getirmediğinizden şikâyet ediyor mu? Bu soruların hepsine “hayır” cevabı verecek anne-babaların sayısı çok azdır. Çünkü her çocuğun çeşitli istekleri olur, davranışla ilgili veya hissî problemleri bulunabilir. Meselâ, arkadaşı veya kardeşiyle iyi geçinemez, sürekli yeni eşya veya giyim ister, okul ve ödevler sıkıcı gelir, sizin uygun görmediğiniz kişilerle arkadaşlık eder; hattâ yatma kalkma saati, yemesi, odasını düzenlemesi, hafta sonu ve boş zamanını nasıl değerlendireceği konularında anne-babasıyla anlaşamaz.

Bu tip problemler karşısında siz, ona emirler vererek yönlendirmeye mi çalışıyorsunuz? Uyarıp gözdağı mı veriyorsunuz? Yoksa nasihat edip, nutuk çekip, çözüm teklifleri sunup, ahlâk dersi mi veriyorsunuz? Ya da yargılıyor, suçluyor, tenkit ediyor ve aynı düşüncede olmadığınızı mı söylüyorsunuz? Veya ad takarak, alay ederek utandırıyor musunuz? Yoksa aynı düşüncede olduğunuzu belirtmeyi, övmeyi, her yaptığını desteklemeyi ve güven vermeye çalışmayı mı tercih ediyorsunuz? Veya onun davranış ve düşüncelerini analiz edip yüzüne karşı yorumlar mı yapıyorsunuz? Ya da onu oyalıyor, konuyu saptırıyor, sorular sorarak anlatmak istediklerini mi sınırlıyorsunuz?

Bu soruların en azından bazılarına “evet” demek ebeveynlere ters gelmez. Oysa bunlar anne-baba ile çocuk arasında iletişim kurulmasını engeller. Emir ve yönlendirme, çocuğa duygularının ve ihtiyaçlarının önemli olmadığını anlatır. O haliyle kabullenilmediğini iletir. Bu ise çocuğu kırar, kızdırır ve düşmanca hareketlere sebep olur. Gözdağı vermek, çocuğu korkak yapar ve küstürür. Yerli yersiz ahlâk dersi verilen çocukta suçluluk duygusu uyanabilir. Hep nasihat etmek ve çözüm teklif etmek, çocuk için, “anne-babam benim çözüm bulma kabiliyetimin olmadığını düşünüyor” anlamına gelir. Böylece çocuk düşünmeye değil, anne-babasına bağımlı kalmaya yönelir ve aşağılık duygusuna kapılabilir. Çocuklar nutuk dinlemeyi de, hatalarının yüzlerine vurulmasını da sevmezler. Bunlar ona, onu küçük gördüğümüz, yetersiz bulduğumuz düşüncesini verir. Yargılamak, eleştirmek ve suçlamak, çocuklara kendisini yetersiz, aptal, değersiz hissettirir. Tenkit, çocuklarda sevilmedikleri duygusunu uyandırır. Ad takmak, alay etmek ve utandırmak, çocukların kişiliği üzerinde olumsuz etki yapar. Söylenenin tersini yapıp kendisini haklı çıkarmaya çalışabilir. Oyalamak ve konuyu saptırmak, onunla ilgilenmediğimiz, saygı duymadığımız ya da reddettiğimiz zannını uyandırır. Aşırı iltifat da çocuklar üzerinde olumsuz tesire sahiptir. Sürekli övülen çocuklar övülmediklerinde bunu kabul edilmeme veya yargılanma olarak algılayabilirler. Arkadaşlarının yanında övülen çocuk utanır ve rahatsız olur.

O halde ebeveyn olarak ne yapacağız? Çocuklarla ilişkilerimiz neye dayanacak? Onları nasıl etkileyeceğiz? Bu konuda çok farklı şeyler söylenmiştir. Ama mesele, iki önemli esas üzerine oturtulabilir. Birincisi, “etkin dinleme” yoluyla, çocuğun açılmasını, duygularını dışa vurmasını sağlamak, onu belli söylem ve davranışa iten esas faktörleri anlamak ve çözüm yolunu çocuğun kendisine buldurmaya yardımcı olmaktır. İkincisi, onunla nasıl konuşacağımızı, düşüncelerimizi ve isteklerimizi nasıl ileteceğimizi bilmek ve ona göre davranmaktır. Bu ise “sen-iletisi” yerine “ben-iletisi”dir.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocugunuzunegitimi.htm

——————————————————–

AİLEDE İLETİŞİM, Kemal GÖKCAN/EDİTÖR

Giriş:

Aile toplumun en küçük ve en temel birimidir. Aileyi toplumsal bir sistem,toplumsal bir birim , toplumsal bir birlik,grup,insan topluluğu olarak tanımlayan sosyologlar olduğu gibi,toplumsal bir kurum olarak tanımlayanlar da vardır.

İletişim,tüm canlılar ve insanlar arasında yüzyıllardan beri süre gelen temel bir olgudur. İletişim hem bireysel,hem kurumsal düzeyde toplumsal yaşamın temel ve vazgeçilmez bir özelliğidir. Bireyin gelişiminde ve eğitiminde önemli bir işlevi olan aile,iletişim bakımdan da çok önemlidir. Çocukların iyi bir gelişme gösterebilmeleri anne-baba ile çocuklar arasında etkili bir iletişimin kurulmasına bağlıdır..

Ancak aile,ülkeden ülkeye,kültürden kültüre farklılıklar gösterdiği gibi,aynı ülke içinde de kentten kırsal kesime,ekonomik duruma ve yörelere göre de farklılıklar gösterir. Bu nedenle ailenin kesin ve evrensel tanımını yapmak,sosyolojik,coğrafik ve ekonomik farklılıklar göz önüne alındığında pek olası görülmemektedir.(1)

Bütün toplumlarda hemen her birey,bir aile grubunun içinde doğar ve orada yetişir. Her toplumda değişik örgütleniş biçimleri gösterse de bir aile sistemi vardır. Ailenin bilinene en basit tanımı,bir birine kan bağı ile bağlı bireylerin oluşturdukları bir grup olarak yapıla bilir. (2)

Birsen Gökçe’nin tanımı ise şöyledir; “Aile,anne-baba-çocuklar ve tarafların kan akrabalarından meydana gelmiş ekonomik ve toplumsal bir birliktir.” (3)

Ozankaya’nın tanımı, “Aile ,içinde insan türünün belli bir biçimde üretildiği topluma hazırlanma sürecinin belli bir ölçüde ilk ve etkili biçimde gerçekleştiği,cinsel ilişkilerinin belli biçimde düzenlendiği,eşler ve anne-babalarla çocuklar ve diğer yakınlar arasında belli bir ölçüde içten,sıcak,güven verici ilişkilerin kurulduğu,yine içinde bulunulan toplumsal düzene göre ekonomik etkinliklerin az ya da çok bir ölçüde yer aldığı bir toplumsal kurumdur.” Şeklindedir. (4 )

Görüldüğü gibi ailenin tek ve evrensel tanımını yapmak güçtür. Yalnız kesin olarak bilen bir şey vardır ki,aile toplumda ki en eski ve en temel kurumlardan biridir. Ailenin temel bir toplumsal kurum olarak görülmesinin iki temel nedeni vardır. Birinci neden,insan türünü üretmesi ve devam ettirmesi,ikinci neden ise ailenin başka kurumların da kaynağı olmasıdır. Çağımızda başka kurumlar tarafında üstlenilen bazı hizmetler önce aile içinde gelişmektedir. Bu hizmetler; ekonomik etkinlik,eğitim,eğlence,dinleme,toplumsal denetim vb.’dir. Ailenin toplumsal kurum halinde oluşması,kendi kendine yeterli bir örgüt olmak dan çıkıp,yavaş yavaş genişleyen toplum içinde özel görevleri olan bir birim haline gelmesi ile oluşmuştur (5 )

Aile ile ilgili başka bir kavramda akrabalık ilişkileridir. “Akrabalık, bireylerin sosyal ilişkilerinin gerçekleştiği evlilik,kan bağı veya soy-sop ilişkilerine dayalı bir sistemdir.” (6)

Aile her iki yönlü birimdir ve bir yönü ile erkek ve akrabaları,diğer yönü ile kız ve akrabaları içerir . akrabalığı ilk temelleri biyolojik bağlardan kaynaklanır. Evlilik sonucu kadın ve erkek arasında oluşan ilişki ise toplumsal içeriklidir. Bu nedenle akrabalığı doğmasında kan bağı ve toplumsal anlaşma bağı gibi etkenin belirleyici olduğu görülmektedir.

Aile Türleri; baba egemenliğine dayalı “babaerkil”,anne egemenliğine dayalı “anneerkil” ve anne –babanın eşit egemenliğine dayalı “eşitsel aile” aile olarak 3 tip aile görülmektedir. Günümüz toplumlarında aile kurumunun sınıflandırılabilmek için; “geleneksel aile” ve “çekirdek aile” tipleri ayrımı yapılmaktadır. Geleneksel aile tipi için; bu alanda ,geniş aile,eski aile,köy ailesi ve geleneksel aile terimleri de kullanılmaktadır. Çekirdek aile için ise şehir ailesi,küçük aile,dar aile,modern demokratik aile ve çağdaş aile terimleri kullanılmaktadır.

Aile,insan yaşamında en önemli ve ilk toplumsallaşma kurumudur. Toplumsallaşma,bireysel ve toplumsal öğelerin karşılıklı etkinleşmesini içerir. ( 7 )Toplumsallaşma olgusu her şeyden önce bir toplum içinde oluşmaktadır. Birey o toplumun bir üyesi olarak toplumda ki rollerini üstlenmekte ve topluma eğemem olan kuralları benimsemektedir. Birincil toplumsallaşma etmeni olan aile,tüm değişmelere karşın bu özelliğini korumaktadır. Çünkü birey toplum içinde aile ortamında doğar ve büyür. Bireyin ilk deneyimlerinin kazandığı ilk tutum ve davranışlarının belirlendiği ortam ailedir. ( 8 ) Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takılan davranış,ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Bu dönemde çocuk toplumun bir bireyi olacağını öğrenirken aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele de gereksinim doğar. Kişiliğin oluşumu için gerekli olan özdeşleştirme aile içinde ki üyeler ile gerçekleşir. Çocuk toplumda alacağı rollere de bu dönemde de hazırlanır. (9 )

Ailede kadının geleneksel olarak cinsiyet temeline dayalı iki rolü vardır. Bunlar anne ve eş rolleridir. Baba ise üretim ve koruma ile görevli,dış çevrede ki sosyal ve fiziksel sorunları çözen kişidir. Bu nedenle aile içindeki ekonomik güçü temsil eden erkek belirleyici,kadın ise düzenleyici bir roldedir.

Günümüzde kadınlar ev kadını,iş kadını,anne ve eş olarak aile içindeki rollerini sürdürürken,erkekler ağırlıklı olarak iş erkeği rollerini sürdürmektedirler.

Aile – İçi İletişim ; İletişim,tüm canlılar özellikle de insanlar arasında yüzyıllardan beri süre gelen temel bir olgudur. İnsanlar zaman içinde daha etkili iletişim araçları ,yöntemleri becerileri geliştirmektedirler. Bireyin gelişinde ve eğitiminde bir çok görevi ve işlevi olan aile,iletişim bakımından da çok önemli bir kurumdur. Çünkü çocukların iyi bir gelişme gösterebilmeleri için anne-baba çocuklar arasında etkili bir iletişim kurulması gerekmektedir. Etkili bir iletişim, aile üyelerinin karşılıklı olarak bir birlerini düşüncelerini ve duygularını anlamalarını sağlar,işbirliği,yardımlaşma ve paylaşma davranışlarına yol acar,çocukların gelişmesi için uygun bir ortam oluşmasına neden olur. İyi bir iletişimin gerçekleştiği aile ortamında çocuklar daha özerk ve bağımsız bir kişilik geliştirirler. Düşünme,düşünce ve duygularını açıklama özgürlüğü ve alışkanlığı kazanırlar. Buna karşılık etkili bir iletişimin oluşturulamadığı,iletişim engellerin yer aldığı bir ortamda çocukların gelişim engellenir. Çocuklar özgürce düşünemeyen , düşünce ve duygularını açıkça dile getiremeyen bağımlı bir birey olurlar. İleride çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. Bu nedenle aile bireyleri arasında,özellikle anne-baba ile çocuklar arasında etkili bir iletişimin kurulması çok önemlidir. ( 10 )

İletişim,aile sisteminin işleyişinde ve işbirliği,karar verme gibi işlevler için gereklidir. Aileler ile yapılan çalışmalarda da iyi iletişimin bulunduğu ailelerde,aile ilişkilerinden sağlanan doyumu daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. İyi bir iletişim ailede kişilerin birbirlerine daha iyi tanımalarına,kaynakların kullanımda beraberin sağlanmasına,davranışlarda koordinasyona amaçların belirlenmesine,kişilerin kendilerine ve diğer kişilere saygı duymalarına olanak sağlamaktadır. İletişimin aile empati,uyuşum ve saygı aktarımda çok önemli bir yeri vardır. Aile içinde sevgi,mutluluk,neşe,kızgınlık,üzüntü,korku vb gibi duyguların aktarılması ancak üyeler arası etkileşim ile olur. Karşısında ki ile empati kurma,onu anlama veya onu anlayamama gibi aile işlevlerinin sağlıklı veya sağlıksız olmasında çok önemli yeri olan davranışların temelinde,iletişim vardır. ( 11 )

Ailede Eşler Arası İletişim ; Ailenin temeli karı-koca arasındaki ilişkidir. Sağlıklı bir ilişki,iki kişinin bilinçli olarak,düşünüp taşınıp,sorumluluk içinde aldığı karara dayanır. Sağlıklı ilişki içine giren bireyler,diğerini değerli ve onurlu görür,onu olduğu gibi kabul eder bu kişiler kendi sınırlarının farkındadırlar,sürekli etkileşim ve dayanışma olmaktan çekinmezler,olgun insanlardır. Evliliğin yaşaması için,kendi gereksinimleri ile “Yuvanın” gereksinimleri arasında bir denge kur ararlar bu disiplin sayesinde eşler uzun vadeli mutlulukları,kısa vadeli geçici doyumlara yeğlerler kendi davranış,düşünce ve duygularından kendilerini sorumlu tutarlar. Doğru bildiklerini söylemekte ısrar ederler ve gerçekçi olmaya özen gösterirler manevi yaşama zenginleştirmeyi,kendi bencil sınırları içine kapanıp kalmamaya özen gösteririler . İki olgun insan anne- baba olmaya karar verdiği zaman,davranışlarıyla olgun insan modelini çocuklarına gösteririler. Bu kişilerin kendilerine ve diğerlerine saygıları vardır. Çocuk yetiştirmeyi dünyanın en sorumlu görevi kabul ederler. Böyle anne-babanın kurduğu aile içinde yetişen çocukların gereksinimleri doğal olarak karşılanır. Çocuklar bu güven ve sevgi ortamı içinde kendi benliklerini bulabilmek için değişik deneyimlere girebilme cesareti gösterirler. Bu aileler de çocuklar,anne-babanın kendi gereksinimlerini gidermek aracı olarak kullanılmazlar . Sağlıksız ailelerde ki mutsuz anne ve mutsuz baba ise kişisel becerileri ve girişimleri kendi gereksinimlerini karşılayamadıkları için,gereksinimlerini karşılamada çocuklarını araç olarak kullanırlar çocukların kendi gereksinimleri ve kişisel gelişimsel potansiyelleri böyle anne-babalar için önemli değildir. Bu tür ailelerde çocuklar gelişemezler ve kendi kişiliklerini bulamazlar. ( 12 )

Ailede Anne-Baba ve Çocuklar arası iletişim: Anne-Babanın ve aile içindeki diğer bireylerin çocukla olan iletişimi ve etkileşimi çocuğun aile içindeki yerini belirler.Aile çocuğun ilk sosyal deneyimini edindiği yerdir.Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır,bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır.Sosyal uyum üzerindeki çalışmalar,ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu kanıtlamıştır.Evlerinde yakın bir ilgiye,demokrasinin birleştiğini gören çocuklar,en etkin,özgür ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde en başarılı çocuklar olmaktadırlar.Buna karşı daha sert bir denetim altında tutulan yada eğitim yöntemleri değişken olan ailelerde büyüyen çocuklar ise karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek istemekte ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorluk çekmektedirler.Dengeli,duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında,yeterli güven,sevi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar,gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler.Hor gören cezalandıran ya da hem sevip hem de soğuk davranan anne ve babaların çocukları bağımlı bir kişilik yapısına sahip olmaktadırlar.Çocuğun aile üyeleri ile olan ilişkileri,diğer bireylere,nesnelere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırlar,benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.Aile aynı zamanda çocuğa,aile ve toplumun bir üyesi olduğu bilincini aşılar ve uyum biçimlerinin temellerini atar.Anne-Baba-Çocuk ilişkisi,temelde anne ve babanın tutumuna bağlıdır.Çocuklar arasında uyum bozukluğuna yol açan birçok olaya,yeterli ve uygun olmayan ilk anne-baba-çocuk ilişkilerinin neden olduğu saptanmıştır.Anne ve babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimi şimdiki tutumlarında etkili olabilir.Çocukluk yılarında kendi anne babasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan,yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları bu kötü deneyimler nedeni ile olumsuz olabilir büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar,iyi aile ilişkileri içinde yetişmiş bireylerdir.Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler,mutlu,arkadaşça,bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar.Anne ve babanın sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar,büyük bir sevgi açlığı gösterirler,bu açlıkta bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik dönemin de gencin,sorunlarını kolaylıkla çözebilmesi ve zorluğa uğramadan aşabilmesi,geçmişteki olumlu aile ilişkilerine bağlıdır.Çocukluk döneminde sevgi ve güven duygusuyla yetiştirilen çocuk,mutlu bir ergen adayıdır.Daha o dönemde anne ve babasıyla başarılı bir iletişim kurabilen çocuk,zorlu ergenlik döneminde de aynı arkadaşça ilişkilerini sürdürerek,kişisel sorunlarını kolaylıkla çözebilir. (13)

Ailede İletişim Sorunları,Nedenleri ve Çözüm Önerileri: Aile-içi iletişim çok önemli olduğu halde yeterince üzerinde durulmayan bir konudur.Yaygın olarak görülen iletişim biçimi “gereksinme iletişimi” denilen durumdur.Bu iletişim durumunda,iletişimi belirleyen etmenler günlük gelişen geresinimmelerdir.İletişim kodları da buna uygun sözcük formatlarıdır.Yemekte ne olduğu,çocukların okuldaki durumları,günlük olayların kısa notları,telefon faturaları ya da beklenmeyen olaylar kısa konuşmalarla aktarılırken,birlikte olunan zamanın çoğunu TV izlemek,TV program yorumları,gündemdeki konuların kısa değerlendirilmeleri ev içi iletişim mesajları olmaktadır.Daha derinlerde yer alan beklenenler,düş kırıklıkları,geleceğe ilişkin duygular,insanlar arasındaki olumlu ya da olumsuz iletiler günlük iletişim içinde kendine yer bulmamakta,bu nedenle de mesajlar örtülmekte,duygular sessizce geçiştirilmektedir.Aile-içi iletişiminin düşük yoğunluğu,sıklığı,azlığı giderek insan arası ilişkileri de zayıflatmaktadır.Aile içinde yabancılaşma görülmekte,etkin iletişim aile dışındaki gruplar arasına kaymaktadır.Baba iş yerindeki arkadaş grubuyla,anne kadınlar arasındaki gruplarla,çocuklar da arkadaş gruplarıyla etkin iletişim kurmayı yeğlemekte,duygu ve düşüncelerin paylaşımın da ev dışına taşımaktadır. Ev içinde zayıflayan iletişime karşın buna karşın ev dışında canlanan ilişkiler,insanlar arasında ki yapancılaşmayı artırmaktadır. Bu durum da değişen insan davranışlarını fark etmeyi engellemektedir. Bu durumun yarattığı doyumsuzluk,evde ki bütün bireylerin davranışlarına yansıyarak ev içi gruplaşmalarına yol açmaktadır. Anne-oğul,baba-kız ya da çocuklar arası koalisyonla anne – babaya karşı cepheleşme eğilimleri ortaya çıkmaktadır. Bu durum iletişimi büsbütün bozmakta sosyal rolleri sertleştirmektedir. Bütün bunların çözümü,ev içinde eşitlikçi,sosyal rolleri arkadaşça yumuşatan ,aile disiplini kimseyi yaralanmadan kurup yürüten,anlayışlı,şevketli,ilkeli bir aile yapısını kurup sürdürebilmektedir. Eşler arasında ki anlayış ve davranış bütünlüğü iletişimi güçlendirerek çocukların sosyal rollerin benimsemelerine yol acar. Böylece aile – içi iletişimde aile dışındaki iletişimde doğru bir temele oturmuş olur.

Dipnotlar
(1) Genel İletişim”(2003).Ankara Pegem A.Yayıncılık 260 (11 ):10 S.217
(2) Özkalp,Enver.Sosyolojiye Giriş.Eskişehir: Anadolu Üniversitesi ESBAV Yayın No: 87,1987.
(3) Gökçe,Birsen.a.g.e
(4) Ozankaya,Özer. Toplumbilime Giriş.Ankara: A.Ü. S.B.F Yayın No: 431,1979.
(5) Lundberg.George A.,Clarence C.Schrag,Otto N.larsen.Sosyoloji Cilt:II.Çeviren Özer Ozankaya,Ankara:Ayyıldız matbaası,1970.
(6) Özkalp,Enver.a.g.e.1990
(7) Kağıtcıbaşı, Çiğdem. “Türkiye’de Ailenin Sürekliliği ve Değişimi”.Türkiye’de Ailenin Değişimi Toplum Bilimsel İncelemeler. Ankara: Türk Sosyal Bilimler Derneği Yayınları Editör: Türköz Erder,1984.
(8) Aziz,Aysel.Toplumsallaşma ve Kitlesel İletişim. Ankara: A.Ü .BYYO Yayın No: 2,1982.
(9) Yavuzer,Haluk. “ Çocuğun Toplumsal ve Duygusal Gelişimlerinde Ailenin Rolü” Aile Çocuk 1982-1983 Seminer Konferansları. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları 1983.
(10) Dönmezer,İbrahim. Ailede İletişim ve Etkileşim. İstanbul : Sistem Yayıncılık ,1999.
(11) Bulut,Işın Ruh Hastalığının Aile İşlevlerine Etkisi. Ankara : T.C. Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Yayınları Genel Yayın No: 74,1993.
(12) Çüceloğlu,Doğan. a.g.e.
(13) Yavuzer,Haluk.Çocuk Psikolojisi. İstanbul:Remzi Kitapevi 19.Basın,2000

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ailedeiletisimler.htm

———————————————————————

Anne-babaların her zaman hatırlaması gereken 10 altın kural

KAYNAK: http://www.aile.org.tr

Modern çağın çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen anne-babaları basılı medya, kitaplar, Internet ve diğer kaynaklarda yüzlerce öneri ve teori ile karşı karşıya kalıyorlar. Bunlardan bir kısmını yaşamlarını kolaylaştıran ve ebeveynlik becerilerini destekleyen olumlu, kullanışlı bilgilere dönüştürürken, bir çoğu da kafalarının karışmasına neden oluyor.

Aslında anne-babalar çocukları için en doğru olanın ne olduğunu biliyor ve bunun tüm bu bilgi ve teorilerde öngörüldüğü kadar karmaşık olmadığının da farkındalar. Yine de yanlış yapma endişesi ile her zaman kendilerine güvenemeyebiliyorlar.

Aşağıda, zaman zaman bir ebeveyn olarak kendinize güveninizin zayıfladığını ya da kafanızın karıştığını hissettiğiniz dönemlerde başvurabileceğiniz ve çocukların en temel ihtiyaçlarını karşılamanızda size yardımcı olacak altın kurallar yer alıyor.

1- Çocuğunuzun en önemli istek ve ihtiyaçlarından biri ona zaman ayırmanızdır.
Kısa, yoğun etkileşimler günlük rutinleri paylaşmanın yerini tutmaz. Buna ilave olarak, aile yaşamınızın günlük rutinlerini çocuğunuzla paylaşmalısınız. Örneğin çamaşırları makineye atmak; yıkanmış çamaşırları asmak; bulaşıkları yerleştirmek; yemek pişirirken, arabayı yıkarken, temizlik yaparken size yardımcı olması; birlikte alışverişe çıkmak; akraba, komşu ziyaretlerinde veya banka ya da postaneye giderken size eşlik etmesi, ailece yenen akşam yemekleri gibi… Ayrıca kaybedilen zamanı maddi şeylerle telafi edemeyeceğinizi unutmamalısınız. Para yerine koyulabilir, ancak zaman asla geri getirilemez.

2- Mükemmel olmaya çalışmayın.
Anne-baba olarak elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edin. Ancak kusurlarınız olabileceğini, zaman zaman hatalar yapabileceğinizi de kabul edin. Çocuğunuzun mükemmel bir anne-babaya değil, onu seven, koruyan ve kabul eden bir anne ile babaya ihtiyacı vardır. Ayrıca herkesin hata yapabileceğini ve hataları hoş görebilmeyi bilmek ve bu hataları birer öğrenme fırsatı olarak değerlendirebileceğini anlamak, çocuğunuza verebileceğiniz paha biçilmez bir yaşam dersi olacaktır.

3- Çocuğunuz için söylediklerinizden çok, yaptıklarınız anlam taşır.
Uzun konuşmalar ve nasihatler nadiren akılda yer eder, oysa davranışlarınız etkili, net mesajlar verir. Örneğin çocuğunuzun dürüst ve şefkatli bir insan olmasını istiyorsanız, öncelikle siz dürüst ve şefkatli davranan biri olmalısınız.

4- Konuşmaya başlamadan önce çocuğunuzu dinleyin.
Konuştuğunuz konu ne olursa olsun, siz ne kadar çok dinlerseniz, çocuğunuz da size o kadar çok şey anlatır. Elbette bu da karşılıklı konuşmanızın çok daha etkili ve anlamlı olmasını sağlar.

5- Özgüven ruh sağlığının temel taşıdır.
Çocuğunuz, yalnızca yaşına uygun olmak kaydı ile, kendi seçimlerini yapabilme ve kararlarını verebilme olanağını bulabilirse net ve sağlam bir özgüven duygusuna sahip olabilir. Örneğin, çocuğunuzun hatalı davranışlarını düzeltmeye çalışırken, ona iki doğru seçenek sunabilir ve bunlardan birini kendisinin tercih etmesine izin verebilirsiniz.

6- En etkin ceza, zamanında verilen, geçici olarak uygulanan ve çocuğun neyi, neden onaylamadığınızı anladığı cezalardır.
Çocuğunuza doğru davranışları, sınırları ve kuralları öğrenmesi için ceza vermeyi gerekli gördüğünüz durumlarda, bu cezanın hatalı davranışla ilişkili ve orantılı bir ceza olma gerektiğini; cezanın amacının intikam almak ya da çocuğu üzmek değil, doğruyu anlamasına yardımcı olmak olduğunu; cezanın geçici bir süreyi kapsaması gerektiğini ve çocuğunuzun hangi davranışını onaylamadığınızı ve beklentinizin ne olduğunu açık bir şekilde anlamasını sağlamayı kesinlikle ihmal etmemelisiniz.

7- Çocuğunuz size bir soru sorduğunda, konu ne olursa olsun basit ve güvenilir bir cevap verin.
Ölüm, doğum ve benzeri zor konulardaki soruların uzun uzun açıklamalar gerektirdiğini düşünebilirsiniz. Ancak aslında çok fazla ayrıntı ve bilgi vermek bir varil suyu bir bardağa doldurmaya çalışmaya benzer: Bu kaynakların israf olmasına ve alıcının yorulmasına neden olur. Çocuğunuzun yaşına ve gelişim düzeyine uygun kısa, net ve doğru bilgileri vermeniz her zaman için yeterli olacaktır.

8- Yaşadığınız çevreye saygı göstermeyi günlük yaşamınızın önemli bir parçası haline getirin.
Siz kısıtlı kaynaklarımızı özenli ve doğru kullanırsanız, çocuğunuz da bunu öğrenecektir. Elbette ki bu da onun sağlıklı, mutlu ve uzun bir yaşam sürmesine katkıda bulunacaktır.

9- Çocuğunuz yaşamı içerisinde birçok kişi ile ilişki kuracaktır.
Arkadaşlar, öğretmenler, akrabalar, komşular ve belki de üvey anne-baba ya da kardeşler gibi farklı birçok kişi ile ilişkiler kuracaktır. Ancak tüm bu ilişkilerin arasında sizinle olan ilişkisinin her zaman eşsiz, özel ve kalıcı bir ilişki olacağını unutmamalısınız. Dolayısıyla sizin öncelikle bu ilişki içerisindeki rolünüze odaklanmanız en doğrusu olacaktır.

10- Çocuğunuz anne-babalığınızı ödüllendirmek zorunda değildir.
Anne-baba olmanın sağladığı tatmin duygusu içten kaynaklanır. Zaman zaman bu tatmini hissetmekte zorlanıyorsanız, dünyanın en zor ve en önemli işine soyunduğunuzu unutmayın. Anne-babalık büyük mutluluklar, derin üzüntüler ve her şeyden de önemlisi büyük ve kalıcı bir tatmin içeren bir iştir.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/annebabakural.htm

KAYNAK: http://www.aile.org.tr ait olup,izin hakkı alınmıştır.
—————————————————————————–

Anneler için evde disiplini sağlama yolları

Evde Disiplin

1-Çocuğunuzun dünyasına girin,onu dinleyin. Onun duygularını keşfetmeye çalışın.

Onların zihin yapıları,merakları ve ruh dünyaları yetişkinlerden farklıdır.

Bu yüzden ‘Bu konuda sen ne düşünüyorsun?’ gibi sorular sorarak

Onların duygu ve düşünce dünyalarını öğrenmeğe çalışmalıyız.

3-Hoş görülü ve kararlı olun.

Hoş görülülük çocuğunuzun kendisini daha iyi hissetmesine ve sınırlarını öğrenmesine ve işbirliği ruhuna sahip olmasına neden olur.

4-Neden soruları yerine Ne –Nasıl sorularını sorun

‘ ‘Bunu neden yaptın ? ’’, ‘ Neden sinirlisin?’’ v.b. sorular çocuklara yargılayıcı ve tehdit edici gelebilir.Bunun yerine ‘Ne oldu ?, ‘Nasıl oldu ?’

gibi sorular sorarak onların duygu ve düşüncelerini öğrenerek ,kendi çözüm yollarını üretmelerine,düşünce güçlerini geliştirmelerine yardımcı olunmalıdır.

5-Çocuğunuzu dinleyin.

Bir takım yorumlar yapmadan,neler hissettiğini dinleyerek,çocuğunuza bazı duygulara sahip olmasının son derece doğal olduğunu gösterin.Çocuğunuzun kelimeleri arasındaki duygularına kulak verin.

6-Tutarlı olun

Aile olarak kendinize özgü ,açık olarak belirlenmiş,süreklilik gösteren kuralları belirleyin.Tutarlı olduğunuz zaman çocuğunuz şaşırmayacak ve olumlu davranışlar sergileyecektir.Farklı zamanlarda farklı kararlar alıyorsanız ve bu kararlarınızın mantıklı ve tutarlı bir sebebi varsa onu açıklayın ki çocuğunuz sözlerinizde tutarsızlık görmesin.

Örneğin;Yarım saat önce pencereyi kapatmasını söylediniz.ama şimdi aç diyorsanız bunun mantıklı nedenini de belirmelisiniz.

7-Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın.

Her çocuk ayrı bir dünyaya sahiptir.Ayrı ayrı yetenekleri ayrı ayrı zekaları ve ayrı ayrı ruh yapıları vardır.Bu yüzden başka insanlarla olumsuz bir şekilde kıyaslanmak bırakın çocukları büyük insanlar bile üzülür.

8-Sorun meydana getiren davranışların kaynağını bulun

Sorun meydana getiren davranışların kaynağı bilinirse;Sorunların çözümü daha kolaylaşacaktır.Yanlış çözüm yolları problemin çözümünü kolaylaştırmayacağı gibi problemi büyütebilir ve daha başka sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

9-Hatalarını yüzüne vurmak yerine onlara yalınlık gösterin.

10-Karşılıksız sevin ve sevginizi hal ve hareketlerinizle gösterdiğiniz gibi dilinizle de söyleyin.

11-Çocuklarınızı evinizdeki problemlerde çözüm üretme sürecine katılmalarını sağlayın.

12-Çocuğunuza özel olduğunu gösterin.

13-Gerektiğinde hayır demesini bilin

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/annecocukdisiplin.htm

———————————————————————–

Çocuğun Problemlerini Anlamada verdiği İpuçları

Problem saptama:

Çocukların bazı problemlerini anlamada güçlük çekeriz. Çoğu zaman bizim kolayca anlamayacağımız şeyler yaparlar.İrkilir, şaşırır,kalırız.

Belki de açıkça kavrayamadığımız sorulara yanıt isteriz; aile yaşamımızın

Bu sorunlarla bulandığını sezeriz. Umutsuzluğa kapılıp açıklamalar ve hemen etkili olabilecek çareler ararız.

Bu şaşrtıcı olaylara birkaç örnek vermek istiyorum;

1 3 yaşındaki kızınız baygınlık geçirinceye kadar, nefesini tutarak öfke krizleri geçirmektedir.

2 4 yaşındaki oğlunuz birden kekelemeye başlamıştır.

3 5 yaşındakı kızınız tek başına oynamamakta, beklerle hayalı arkadaşlıklar kurmakta hep bebeklerle konuşmaktadır.

4 6 yaşındaki oğlunuz yalan söylemektedir.

5 8 yaşındaki kızınız çok çekingen ve utangaçtır. Hiç arkadaş edinemez.Çoğunlukla yalnızdır.

6 Çocuklarınız aslında birbirleriyle iyi geçinirler,ama bır araba yolculuğuna çıktığınızda, kavga gürültü edip, sızı çıleden çıkarmaktadırlar.

7 13 yaşındaki kızınız çok az yemek yiyiyor ve oldukça zayıf. Önüne koyduğunuz yemeği itiyor.

8 Ergenlik çağına gıren oğlunuzun okuldaki verimi gittikçe düşüyor ve sınıfta kalma tehlikesiyle karşı karşıya..

9 14 yaşındaki oğlunuz birdenbire kız gibi davranmaya başladı.

10 16 yaşındaki kızınızın önüne gelenle düşüp kalkmaya başladığnı duydunuz.

Bütün bu davranış biçimlerini anne- babaların İŞARETLER olarak kavramaları oldukça önemlidir.

Çocuklar, aile arasındaki alışılagelmiş konuşmalarda sözcüklerle anlatamadıkları duygularını, sorunlarını davranışşlarıyla açığa vurmaya çalışırlar.

Çocuklar, kendileri için çok karmaşık ya da korku verici duygularını ya da ihtiyaçlarını anne-babalarına genellikle yukarıda belirttiğim yollarla aktarmaya çalışırlar.

Her İŞARET bir BİLDİRİM aracıdır!

Çocukların demek istediği, genellikle DİKKAT! LÜTFEN BANA KULAK VERİN, BENİ ANLAYIN! anlamında, anne-babalara iletmek istedikleri mesajdır.

Çocukların verdiği bu veya buna benzer mesajlar, büyümenin göstergeleri olduğu gibi bazıları da ciddi problemlerin habercisidir.

Bu gibi problemlerde yaşın yani hangi gelişme döneminde olduğunun da rolü vardır.

Küçük çocukların “ yatak ıslatma”, “öfke nöbetleri”,”yalan söyleme” gibi ürkütücü olmayan olmayan problemleri olabilir. Ama ayni veya buna benzer işaretleri büyük bir çocuk kullanıyorsa, bu aileye büyük bir uyarıcı olabilir.

Anne –baba olarak bu tür işaretleri doğru bir şekilde adlandırmak zordur. Çocuğun bu tür işaretlerinin nasıl algılandılandığını uzman bir danışmana aktarılmalı ve birlikte çocuğun verdiği işaretler çözümlenmeye çalışılarak çocuğa yardım edılmeye çalışılmaladır.

Bu durumlarda çocuğu anlamaya çalışmak çok önemlidir.

Çocukları anlayabilmek te, DÜNYAYI ÇOCUKLARIN GÖZLERİYLE GÖRMEYE ÇALIŞMAKLA MÜMKÜNDÜR!

Bu da kolay değildir. Çünkü buna kalkıştığımızda , dünyayı yetişkinlerin ölçütlerine göre kurduğumuzun farkına varırız….

Biz yetişkinlere, çocuğun henüz olgunlaşmamış bakış açısıyla düşünebilmek zor gelir.

Ama buna rağmen yine de çocuğun problemlerini çözmek için, onun dünyasına girebilmek

mümkün olabilir.

Çocuklarımızın sorunlarına, kendimizi onların yerine koyup (empati) yaklaşarak yanıt ya da çözüm arayabilirsek yardımcı olabiliriz…

Kendinizi dört yaşında ailenizin tek çocuğu olarak düşünün bır an için..

Çevrenizde sadece birkaç çocuk var. Genellikle anne-babanızla birliktesiniz. Ara sıra da akrabalarınızla biraraya geliyorsunuz. Arkadaş nasıl edinilir pek bilmiyorsunuz. Çevrenizdeki o birkaç arkadaşınızla da olumsuz birkaç deneyiminiz oldu. Sizinle alay ettiler ve dışladılar..

Şimdi de anne-babanız sizi 15-20 çocuğun bulunduğu bir yuvaya vermeye karar verdi. Bu kadar yabancı çocukla birarada olma düşüncesi bile size korku veriyor.

Bu korkunuzu anne-babanıza nasıl yansıtacaksınız?

Onların sizin bu korkunuzu anlamalarını sağlamanız için ne yapmalaısınız?

Yuvaya gitmektense,evde kalıp onlarla- ya da tek başınıza oynamak istediğinizi nasıl ileteceksiniz?

Çocuk yetiştirmenin beraberinde getirecği güçlüklere karşı önceden tam önlem alabilmek olanaklı değildir.

Her çocuğun yapısının ayrı olmasının yanısıra, yürümeye başladığı andan itibaren, yapacağı deneyleri ve karşılacağı olayları önceden belirlemek mümkün değildir.

Ama yine de, çocukların problemlerini anne-babalar kendileri rahat etsin, diye değil, çocuğa yardımcı olmak için çözmelidir!

Çocukların problemlerini önleyici değil,ama koruyucu bazı önlemler vardır.

Bunlar bir reçete gibi kağıt üzerinde kesin belirlenmiş kuramlar değildir.

Bu koruyucu önlemlerin en önemli öğesi esneklik olması gereken,sürekli dinamik bir etki ve tepki sürecidir.

Zaten anne-baba olmak kolay bir olgu değildir.

Anne-baba olmak, dalgalı bir denizin sularına kendimizi atmak demektir. Yüzme bilmiyorsak boğulabiliriz.

Çocukluğumuzda ve geçliğimizde, kendi anne-babalarımızın eğitim ve davranış biçimlerini beğenmesek te, zaman zaman kendi çocuklarımıza onlar gibi davrandığımız olur..

Çoğu zaman tepkisel olarak ya da çaresizlikle davranırız.

Genelde çocukların problemleri birikip patlak verdiğinde çareler aramaya başlarız.

O zamanda, bildiğimiz tek yöntemi, kendi anne-babamızın yöntemini uygularız.

Burada tüm anne-babalarımızın bizi yanlış eğittiğini ima etmek istemiyorum.

Ancak, şimdiki çocuklar bizim çocukluğumuzdaki çocuklar olmadığı şimdiki dünya da bizim çocukluğumuzdaki dünya değil. Anne- babalarmızın yöntemleri o gün için başka eğitim yöntemlerini bilmedikleri için kendilerine göre doğru olanı iyi veya kötü uyguladılar. Halen kendi anne-babalarımızın eğitim biçimlerini uygularsak, bu dar görüşlülüktür.

Bu dar görüşlülüğün kurbanı da bizim çocuklarımız olur.

Çocukları olumsuz sorunlarla karşılaşmaktan korumak isteyen anne-babaların aile içinde uygulayabilecekleri bazı kurallar vardır.

Bu kurallar kesin olmamakla birlikte herhangi bir durumda korumanın temelini oluşturabilecek ipuçları niteliğindedir.

Bir bunalım/ problem oluşmadan önce uygulanması gereken kurallar da diyebiliriz bunlara;

1.GÜNLÜK AİLE OTURUMU

Aile bireyleri günün herkese uygun olduğu bir zamanda bir araya gelmesi ve birbirleriyle konuşabilecek zamanı ayırmaları..

Bu oturumlar akşam yemeği,kahvaltı,yatağa gitmeden önce, okuldan,işten eve geldikten kısa bir süre sonra olabilir..

Bu oturumlar, saatlerce sürecek nasihatlerle dolu olmamalıdır. Zamanın süresi değil, nasıl değerlendirildiği önemlidir.

Konuşmayı açmak için, “Günün nasıl geçti? “ gibi soruyla başlanabilir.

Bu oturumlarda çocukların kendilerini yeterince ifade etmelerine olanak verilmeli. Konuşmaları asla kesilmemeli.

Anne babalar onlar konuşurken, onları daha iyi tanıma olanaklarını elde ederler.

Çocukların anlattıklarnda, onların dünyasını keşfedebilirler…

Diğer yandan çocuklar da anne-babalarının sevinç, üzüntü ve kaygılarından haberdar olurlar..

2.ETKİN DİNLEME

Normal bir dinlemenin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ama, ETKİN DİNLEMENİN ne demek?

Etkin dinlemeninhem zamana, hem de iç huzura ıhtiyacı vardır.

Zaman baskısı altında koşuşturma içindeki anne-babalar için çocuklar ve gençlerin sözlerini sakinlikle dinlemek pek kolay değil..

Ama, yine de çocukların ve gençlerin içlerini dökebilmeleri için birtakım olanaklar yaratmak ve onlara şans tanımak gerekir.

“Şu anda sana ayıracak zamanım yok.”dememek gerekir..

Etkin dinleme göz göze olmalı..

Çocuk konuşmasını bitirinceye kadar dinlenmeli ve kendisinin dinlendiği kendisine yansıtılmalıdır.

Bu yansıtma, çocuğun söylediklerini kendi sözcüklerinizle yinelemenizle bile olabilir.

“Sen bu konuda ne düşünüyorsun?” gibi kısa ve etkin bir soruyla bile dinlediğinizi çocuğa yansıtabilirsiniz.

Etkin dinleme kolay bir yöntem değildir,ama ısrarla alıştırması yapılması gereken bir yöntem ve kısa bir zamanda verimli etkisini gösteren bir yöntemdir.

3.ÇOCUĞUN ARKADAŞLARINI TANIMA

Küçük çocuklarda bu kolaydır. Ama, ergenlik dönemindeki çocuk ve gençlerde bu ne kadar güç olursa olsun, çocuğu daha iyi anlayabilmek için,onun arkadaşlarını da tanımak gerekir.

Çocuğunarkadaşlarının etkisi büyüktür.Hatta çocuğun düşünce dünyasına arkadaşları egemen olabilir.

Başlangıçtan itibaren, okul arkadaşlarını eve davet etmek/çağırmak bir gelenek haline gelmelidir.

Doğum günü kutlamaları iyi bir olanaktır bunun için. Ailece boş zamanların değerlendirilmesinde çocuğun sevdiği bir arkadaşının da katılması sağlanmalaıdır.

Çocukların aileleriyle de arkaşlıkların geliştirilmesi bir araya gelmeler oldukça önemlidir.

Çocuğun anne-babasının bilgisi dışında ilişkilerinin olmaması daha iyidir.

Çocukların aileleri ve arkadaşları hakkında olumsuz konuşmalar yapmamak yerinde olur.

4.ÖDÜLLER VE CEZALAR

Belli durumlarda her çocuğun ödüllendirilmesi ya da cezalandırılması gerekir.

Olumlu ya da olumsuz bir davranış biçiminin ne gibi sonuçları olacağını bilmek hem çocuk, hem de anne-baba için yararlı olur. Ödüller ve Cezaların belirlendiği bir SOSYAL ANLAŞMA yapılması önemlidir.

Çocuk oyunun kurallarını bilirse, kendini daha çok güven içinde hisseder.

Kötü bir davranışıyla, ne gibibir cazayla karşı karşıya kalabileceğini önceden bilebilir.

Daha büyükçe ve ergenlik dönemindeki çocukların bazı durumlarda kendi kendilerine nasıl bir ödül ya da ceza vereceklerini sormak, bunların belirlenmesinde onlara söz hakkı vermek, çok iyi bir yöntemdir.

Bu yöntem uygulandığında, çoğu zaman anne-babadan daha katı oldukları görülmektedir.

Bu ödül ve cezayı kendi kendilerine belirleme yöntemi sayesinde, davranışlarının sorumluluğunu da üstlenme becerisini kazanırlar. Bu da yetişkinliğe doğru önemli bir adımdır.

5.BİRLİKTE YAŞAMAK

Anne-baba ve çocuklar birlikte birçok şey yaşarlar…

Çocuklarla bu yaşadıkları üzerine konuşuluyor mu?

Yaşananlar sık sık anılıyor mu?

Çocuklar yaşadıklarını, başka yaşantılarla karşılaştırabiliyorlar mı?

Koruyucu önlemlerden biri de çocukla yaşanan olaylar üzerine konuşmaktır.

Yaşanan olaylar üzerine çocukla konuşmak, onunla iletişimi geliştirir, aileye bağlılık ve aileye ait olma duygusu verir.

Bu iletişim köprüsü özellikle ilk çocukluk dönemlerinde önemlidir.

Çocuklar,ailenin yaşam biçimi ve değer ölçülerine yakınlık gösterir…

6.ÇOCUKLARIN BAĞIMSIZLIK KAZANACAĞI ÖDEVLER

Çocukların,olgunluk derecelerinin en önemli belirtilerinden biri BAĞIMSIZ OLMA YETENEĞİ dir.

Çocuklara,anne-babaya olan bağımlılıklarına karşı etkin görevler verildiğinde, onların sorumluluk duygularının gelişmesine yardımcı olunur.

Ancak, çocukların yaşlarına ve kapasitelerine uygun sorumluluklar verilmesine dikkat edilmelidir.

Anne-babaya bağımlılık mümkün olduğu kadar erken giderilmeye başlanmalıdır.

Çocuklar hata yaparsa,azarlanmamalı,suçlanmamalı,kendi kendilerine HATALARDAN ÖĞRENME OLANAĞI verilmelidir..

Bağımsızlık duygusu, gittikçe artan sorumluluk duygusuyla gelişir.

7.OLUMLUYU DA OLUMSUZ GİBİ GÖREBİLMEK

Her karşıtlığın, her sorunun bir olumlu ve bir olumsuz yanı vardır.

Telaş içindeki anne-baba çoğu zaman çocuklarının eğitim sorunlarında yalnızca olumsuz yanlarını görürler.

Sorunları her yönüyle ele alabilecekleri zamanı kendilerine ayıramazlar.

Koruyucu önlemlerden en önemlilerinden biri de bir sorunun her iki yanını da görebilmektir.Olumlu yanlar göz önünde bulundurulduğunda, eğitim sorunlarıyla oluşan gerilimli hava ortadan kalakabilir. Ocuk da olumsuz düşünmeye yönlendirilmeyeceğinden, iletişim kolaylaşır. Sorunlar hem olumlu, hem de olumsuz yanlarıyla ele alış yöntemi yerleşirse, çocuğun kendi sorunlarıyla daha kolay başa çıkmasını sağlayacak yeni görüşler elde etmesi sağlanacaktır.

Sürekli olumsuz düşünme, çocukta aşağılık duyguları oluşturur.

8. SORUNLARI ÖNCEDEN TAHMİN ETMEK

Doğal gelişim sürecinde çocuk,anne-babanın öneceden bildikleri bazı sorunlarla karşılaşacaktır. Bu özellikle ergenlik dönemine ilişkin sorunlardır.Çocuklar bunlara hazırlanırsa, pek çok karmaşık sorunun çok baş ağrıtmaması sağlanabilir.

Ergenlik döneminde kurallara ve yasaklara uyulmaz genelikle. Anne-baba da çocuğu yönlendirecekleri yerde, konumlasrının verdiği emretme gücünü kabaca kullanmaya kalkmamalıdırlar. Bunun yerine kendilerinin o çağlardaki deneyimlerini çocuklarına anlatıp onunla iletişim kurmaya çalışmalıdırlar. İletişim sağlanırsa bazı problemlerin öünü alınmış olur.

9. AİLE SICAKLIĞI

Anne-baba sevgisinin önemini herkes biliyor. Ama her çocuk acaba hep sevgi ve şefkat içinde mi büyüyor. Hiç aile sıcaklığı hissetmeden büyüyen çocukların sayısı az değildir.

Çocuğuna ya da eşine açıkça “ Seni sevıyorum.” Diyebilen kaç kişi var içinizde.. Bu “seni seviyorum.” Bile yeterli değil çoğu zaman. Aile bireylerinin karşılıklı sevgiyle ısındığını hissedebilmesi için çocuğa yakınlık göstermenin çeşitli yolları vardır.

Küçük çocuk uyumadan kucağa alınır, ninniler söylenir, masallar anlatılır. Daha büyük çocukla yolda giderken elinden ya da omuzundan tutulur. Çocuğun beklemediği bir anda gülümsenir, ona bağlılık ve güven duygusu verilir. Heyecanlı ve korkulu bir anında eli tutulur, sarılınır. İyi bir davranışta bulunduğunda öpülür. Sevginin böyle ince likle duyurulabilmesi çocuğun belleğinde olumlu izler bırakır. Bedensel dokunmayla anne-babanın yakınlığını hissetmek çocuk için önemlidir. SEVMEK DOKUNMAKTIR !

Kendi çocuğuna “Özür dilerim,yanılmışım.” Diyebilmekte sevginin bir parçasıdır.

Sevgi ve güvenle beslenen insanlar hatalarını açıklayabilir. Ocuklarıyla böyle konuşabilen anne-babalar yetkilerini kaybedeceklerini sanmamalı; aksine çocuğunun daha çok saygısını kazanırlar.

KENDİNİ SINAMA: ÇOCUĞUMA NE DERECE ÖRNEK OLABİLİYORUM?

En önemli koruma önlemlerinden biri de, çocuğa iyi örnek olabilmektir.

Çocuklarına örnek olup olamayacaklarını araştırmak için anne-babaların kendi özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir.

Ahlaki Değerler

1.Davranışlarımın ahlaki değerelendirmesini yapıyor muyum?

2.Kesin değer ölçülerine göre mi yaşıyorum?

3.En yakınlarım,onları buna zorlamadan aynı değer ölçülerine göre mi yaşıyorlar?

4.Ayrı görüşlerde olsak, başkalarının ilkelerini geçerli sayabiliyor muyum?

Davranış Biçimi

1.Her zaman yetişkin biri gibi davranıyor muyum?

2.Sorunları iyice düşünerek ve akıllıca çözmeye çalışıyor muyum?

3.Bir sorunun her yönünü göz önünde bulundurabiliyor muyum?

4.Ani ve düşünmeden davrandığım durumlar ender mi?

5.Genellikle serinkanlı mıyım?

Yaradılış

1.Sorunları akılla çözen bir insan mıyım?

2.Sıkıntı, ya da öfkeme hakim olabliyor muyum?

3.Tepkilerim önceden bilinebiliyor mu?

4.Eleştiriye dayanabiliyor muyum?

5.Başka insanlarla iyi anlaşabiliyor muyum?

Uyum Sağlama

1.Yenilikleri kolayca hazmedebiliyor muyum?

2.Haksız olduğumda, bunu açkça syleyebiliyor muyum?

3.Bir kavga sırasında,sorunun her iki yanını da görebiliyor muyum?

4.Gerektiğinde ilkelerimi konuma uydurabiliyor muyum?

5.Güçlüklerle başa çıkabiliyor muyum?

Hoşgörü

1.Hoşlanmadığım insanlarla da beraber olabiliyor muyum?

2.Başkasının değişik bir dünya görüşü olasını kabullenebiliyor muyum?

3.Kendiminkinden başka bir yaşama biçimini hoş görebiliyor muyum?

4.Eşimin, ya da çocuklarımın kendi benden bağımsız hareket etmelerine izin verebiliyor muyum?

5.İnsanlar sorunlarını benimkinden daha değişik yöntemlerle çözünce ,bunu kabul edebliyor muyum?

Çocuklarımızın problemleri olduğunda onlara yardımcı olabilmek için önce onları anlayabilmek gerekir.

Onları anlayabilmek için de,önce kendi çocukluk dünyamıza göz atmamız gerekiyor.

Her insanın bir bebeklik,küçük çocukluk,okul çocuğu ve gençlik dönemi vardır.

Çocuklarımızda bizim çocukken yaşadığımız şekilde yaşıyor ve aile içindeki ve çevrelerindeki olayları algılıyorlar.

Onlarında duygu,düşünce ve arzulardan oluşan enerjileri bir bütün olarak içlerinde yaşıyor.

Eğer çocuğun gelişme çağlarındaki güven gereksinmeleri karşılanmamışsa,her gelişme aşamasında biriken enerji bloke edilmiştir.

Bu bloke edilen enerji çoğunlukla engellenen duygulardan oluşmaktadır.

Bebeklikte en büyük temel duygusal gereksinim GÜVEN dir.

Eğer bu gereksinim yeterince karşılanmamışsa,çocuk bir sonraki döneme

Yaralanmış olarak girer.

Yaşamın ilerki dönemlerinde,insan yeni bir durumla karşılaştığında,bebeklik ya da çocukluk döneminin sorunları yeniden gündeme gelir….

Çocukların bakımı,eğitimi ve yetiştirilmesi tartışmasız, en iyi bir biçimde sıcak bir aile yuvasında gerçekleşir..

Bu nedenle, aile toplumun en etkili bir eğitim kurumudur.

Çocuğun kişiliğinin temelleri aile içinde atılır. Çocuğun toplumun değer yargılarına ve niteliklerine uygun bir insan olarak yetişmesi öncelikle aile içinde sağlanır.

Yani, bir toplumun kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılması, önce aile de başlar; yuvada,okulda ve çevrede devam eder..

Çocuğun beslenme,bakılma,korunma,sevilme,güven duyma ve eğitilme gereksinimleri aile tarafından karşılanır.

Çocuğun güç durumlarında hep yanında olur ve ona destek olur. Gerektiğinde, çocuğu denetleyerek,sınırlar koyarak,kurallara uymasını sağlar.

Anne-baba kız ve erkek çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olarak,onların hem kişiliklerinin gelişmesine, hem de kendi cinsel kimliklerini bulmalarına yardımcı olur.

Aile, insan ilişkilerinin sahnelendiği bir tiyatro sahnesi gibidir.

Çocuk, bu sahnede, insan ilişkilerini tüm karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar…

Çocuk, insan ilişkilerini belirleyen ANLAŞMA, UZLAŞMA, PAYLAŞIM ve İŞBİRLİĞİ gibi olumlu nitelikleri ailede kazanır.

Tabi bunun yanısıra, ANLAŞMAZLIK, ÇEKİŞME, ÇATIŞMA, YALAN SÖYLEME gibi olumsuz durumlarda takınacağı olumsuz tutumları da ailede öğrenir.

Çocuk,özellikle okul öncesi çağda, anne-babasının yoğun etkisi altındadır. Onların olumlu ve olumsuz yanlarını özdeşim (onlara benzeme) yoluyla içine sindirir.

Ancak,çocuk hep alıcı değildir. Onun doğuştan gelen yapısı ve özellikleri de vardır.

Anne-baba çocuğun bu doğuştan gelen bazı özelliklerini tanır ve onun tutumlarına yön verir.

Çocuk, oldukça keskin bir gözlemcidir.

Anne-babasının birbirleriyle,kendisiyle,kardeşleri,akraba ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini sürekli gözlemler ve değerlendirir., kendine göre sonuçlar çıkarır ve tepkiler gösterir.

Bu nedenle, aile içindeki ilişkilerin temelini, anne-babanın birbirlerine karşı tutumları oluşturur.

Onların sevgi,saygı,güven,anlayış ve hoşgörüyle sürdürdükleri EŞ İLİŞKİLERİ ailenin ve evin genel havasını belirler.

Aile bireylerini birbirine bağlayan ortak inaçlar değerler ve davranışlar, aile yapısına biçim verir.

Problemler genellikle çelişkiler nedeniyle ortaya çıkar.Çelişki nedir?

İki insan veya gruplar ya da toplumlar arası ilişkilerde birbirleriyle herhangi bir kuralın,aktivitenin ya da uygulamanın başkasının ya da başkalarının durumuna , ihtiyaçlarına /çıkarlarına uygun düşmemesidir.

Aile içindeki çelişkiler

Aile hiyerarşik bir grup yapısına sahiptir. Günlük yaşantıda bu grup yapısında huzursuzluklardan büyük,küçük tartışmalardan, kavgalara varan çelişkilere rastlanır.

Her ailede bir otorite,kurallar ve disiplin olmalıdır. Bu baskıcı bir aile yönetimi demek değildir. Zaman zaman aile içinde kurallara uyma konusunda çelişkiler çıkabilir. Bu yine aile içinde demokratik bir yöntemle görüşülebilir ve çoğunluğun benimdediği kurallarla uzlaşmaya varılır.

Aile içinde eşler arası,kardeşler arası, anne-baba ve çocuklar arası çelişkiler, problemler yaşanabilir. Bunlar gayet normaldir. Doğda çelişkilerle doludur. Çelişkiler, değişmeyi, gelişmeyi getirir.

Özellikle aile içi ilişkilere, çelişkilere bilinçli yaklaşıldığında aile bireylerinin kendilerini değiştirip geliştirmelerinde bir şans olarak değerlendirilebilir.

Aile içindeki anlaşmazlıklarda önce anne-babaların herhangi bir çelişkide sevgi ve saygı temelinde bir uzlaşma yolu bulması gerekir..

Aile içi ilişkilerde;

- bireylerin ilgilerini,hislerini ve duygularını anlamaya ve tanımaya çalışmak,

- birlikte yaşamın ve aile bireyleri arasındaki bağlantının ve iletişimin geliştirilmesi,

- bireylerin çelişkileri ciddiye alıp onlarla uzlaşabilme ya da çözüm bulma yeteneklerini geliştirmesi oldukça önemlidir.

*Bu yazı sitemize aittir kaynağını belirtmeden ve izin alınmadan alıntı yapılmamasını rica ederiz.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocugunsorunlarinianlama.htm

———————————————————————————

Çocuklara Güven Duygusu Nasıl Verilmelidir? Prof.Dr.Kemal Çakmaklı

http://www.bebekkokusu.com/

Güven duygusu yeterli olmadan ba­şarılara imza atabilmek öyle kolay bir şey değildir. Çocuklar ve gençler he­nüz yetişkin değillerdir. Psikososyal yönden erginliğe ve olgunluğa ulaşmış değillerdir. O, adı üzerinde çocuktur. Çocuk ile yetişkinlik arasında bir ko­numdadır. Bir erişkine çocuk denilse bu yerine göre hakaret kabul edilebi­lir. Çünkü çocuk tabii ki olgunlaşmamış, gelişmesi devam etmekte olan anlamlarındadır. Çocuklar ve gençler henüz psikososyal gelişim evreleri içersinde olduklarından elbette o anne, baba, ebeveyn, öğretmen, idareciler vd. gibi kimselerin yardımları­na, sevgilerine, yerine göre korumalarına ihtiyaç duyacaktır. Ona güven duy­gusunu vermede bu insanlar usta olmalıdırlar. Çocuğun ve gencin sosyal çevresini oluşturan bu bireyler onlara güven duygusu vermekle de görevli­dirler.

Annelik, babalık, öğretmenlik, ebeveynlik, idarecilik tek kelimeyle onun büyüğü olmak kolay değildir. Bunun sorumlulukları vardır. Bu sosyal çevre bireyleri çocuklara ve gençlere güven duygusu aşılayabilecekler yahut da bu­nu beceremeyeceklerdir. Bazı çocuklar ve gençler de kendi kendilerine gü­ven duygusu kazanabilme de yetenekli olabilirler. Bu doğuştan getirilen tür­lü yeteneklere de bağlıdır. İnsanlar içersinde deha seviyesinde olabilen değerler de pek seyrek de olsa çıkmaktadır. Böyle özelliğe sahip insanlar için durum farklıdır. Ama böyle yüksek yeteneklere sahip kimseler is­tatistik olarak söylersek son derece azınlıktadır. “Aşığa Bağdat sorulmaz ufukları aşar gider” şarkı sözünde belirtildiği gibi, onlar adeta burada belir­tildiği şekilde hedeflerini aşıp gidebileceklerdir. Deha seviyesine ulaşmış, nice değerli dünya liderleri vardır ki hiç uygun olmayan şartlarda yetişmiştir, yine de evrene damgasını vurabilmiştir. Bunları olumlu işler yapmış büyükler için söylemekteyiz. Olumlu işler yapmamış fakat o da dünyada ün­lü olmuş, dünyayı kana bulamış nice başka özellikteki bireylerde vardır ki bunların anlatıldığı yer psikopatoloji kitaplarıdır. Nereden bakarsak baka­lım, insanların çok büyük bir kısmı çocukluk ve gençlik dönemlerinde çev­relerinin kendilerine verdikleri türlü psikososyal yaklaşımlara göre bir yön bulmaktadırlar. Pekiyi öyle ise onlara güven duygusu kazandırabilmek için ne yapacağız. Mademki güven duyguları kazanmaları gerekiyor, mademki çevresindeki yetişkinlere bu konuda görevler düşmektedir, öyle ise bunları

Öğrenelim. Özetle şunlar verilebilmelidir:

1. Onun bizim çocuğumuz, gencimiz olduğundan dolayı sevinç ve mutluluk duyduğumuzu onlara şu veya bu şekilde hissettirebilmeliyiz. Şu veya bu şe­kilde ne demektir. Yani her vesileyle anlamındadır. Onlarla konuşmalarımız­da, onlardan beklentilerimizde vs. Her türlü fırsatı kullanarak yeri, geldiğin­ce her vesileyle bunu yapabilmeliyiz. Onun bizim çocuğumuz bizim genci­miz olduğundan dolayı normal olarak sevinç ve haz duymamız normaldir. Bu sevinci ve hazzı duyamamak anormalliktir. Normalde herkes çocuğunu gencini sever ve sevmelidir de, onun sevilmeyecek davranışları ve halleri varsa da yine bu sevgi karşılıksız olarak sürdürülmelidir. Sevginin bir tarifi de karşılıksız verilmesi gereğidir. Zaten çocuk ve genç artık sevilmeyecek tu­tum ve davranışlar içersine girmişse bunda onu yönetenlerin de durumları, onunla etkileşimleri de yerine göre suçlanmalı, eleştirilmelidir. Aile “Ben bu çocuğumdan yahut gencimden dolayı sevinç ve mutluluk duymuyorum, o benim canıma yetti” diyebilir.

Hemen belirtelim ki bu normal bir ifade değildir. Çocuk ve genç elbette başta ailesi olmak üzere çevresine beraberinde bazı fedakârlıkları da yap­maları görevini verecektir. Ama bunu bir fedakârlık olarak değil de görev olarak yapmak gereklidir. Biz yetiştirenlere olan borcumuzun bir bakıma ödenmesidir bu. Bizleri nasıl ki yetiştirdilerse biz de çocuklarımızı gençleri­mizi yetiştireceğiz ki böylece biz de toplumumuza karşı ve yapmamız gere­ken görevlerden birisini daha yapmış olabilelim. Çocuk sahibi olmak iste­yen insanların belki büyük bir kısmı “Bir çocuğum olsun toplumumuza kar­şı görevlerimi yapayım, ailem beni nasıl yetiştirdiyse ben de böylece onlara karşı borcumu ödeyeyim” gibi düşünmeyebilir.

Öyle ise çocuğa ve gence güven duygusu verebilmenin birinci yolu onunla olmaktan dolayı duyguları­mızın olumlu olduğunun ona hissettirilmesi olayıdır. Çocuk ve gencin ken­di kendine güven duymasında bu bize göre en önemli ve birinci olarak bi­linmesi gereken husus olmaktadır. Çocuk ve genç “annem, babam, ailem beni seviyor, ben ailenin önemli bir üyesiyim, ben olmazsam onlar pek üzü­lür, perişan olurlar, ben aranan istenen bir kimseyim” diyebilmelidir. Bu duy­gu onlara kazandırılmalıdır.

2. Çocuk ve genç yenilgiye düşülmeden daha çok sevilmelidir. Yani çe­şitli sabırsız davranışlarla onlar eleştirilip durulmamalıdır. Sevginin yalnız çocuk ve gençler için değil tüm insanlar için gerekli bir ihtiyaç olduğu bilin­melidir. Konuyu uzatmak istemiyorum ama sevgi hayvanların, bitkilerin bile çok ihtiyaç duydukları özel ve güzel bir kavramdır. Sevgi ile hayvanla­rın ıslah edildiğine dair örnekler çoktur. Yalova’da bir serada yani çiçek ye­tiştirilen camlı odalarda, bir bahçıvan hem işini yapar ve hem de radyodan sık sık şarkı türkü dinlermiş, radyonun sesinin ulaştığı yerdeki çiçeklerin da­ha güzel büyüdüğünü gözlemiş, uzmanlar olayı incelemişler ve anlamlı bir şekilde şarkı sesi ile büyüyen çiçeklerin daha güzel ve kaliteli olduğu gerçe­ğini tespit etmişler. Ben bir hayli duydum, sayın okuyucularımızdan da du­yanlar olmuştur, evlerinde çiçek yetiştiren bahçıvanlığa meraklı kimi ha­nımlar çiçekleri ile konuşuyorlarmış onlara güzel olduklarını söylüyorlarmış, onları seviyorlarmış, böyle yapıldığında çiçeklerin daha iyi gelişme göster­dikleri görülüyormuş.

Sonuç şudur: sevgi bu kâinatın temel taşlarındandır. Sevgisiz hiçbir şey olmaz denilebilir. Burada da çocuklara ve gençlere kendi kendilerine güven duyabilmeleri için yenilgiye düşmeden yani usanmadan, bıkmadan, zaaf göster­meden, unutuvermeden yeterli sevgi gösterilebilmelidir, verilebilmelidir.

Sevgi nedir, sevgi nasıl gösterilir diye de sorulacaktır. Son derece yerinde sorudur. Sevmek hak­kını vermektir. Çocuğun ve gencin ailesi üzerindeki hakkının ne olduğu in­celenmeli, öğrenilmelidir ve çocuklara ve gençlere bu hakları verilmelidir. Birinci hakları çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları konularında ebeveynlerinin ve kendisine vasilik eden­lerin bilgili ve duyarlı olmalarıdır. Hak demek yalnız parasal meseleler için anlaşılmamalıdır.

3. Daha çok sevgiye ihtiyacı olan çocuk ve gence daha çok sevgi göste­rilmelidir. Eğer bunlar kardeş ise, aralarında kıskançlık duygusunun geliş­memesi için bu sevgi bir diğerinin olmadığı zaman daha çok verilmek sure­tiyle yerine getirilmelidir. Bu da açıktır. Biraz süratlenmek için artık uzun açıklamalara girmeyeceğiz. Çünkü daha anlatılması gereken pek çok konu­muz bulunmaktadır. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki her çocuğun ve gencin sevgiye ihtiyaçları farklı farklı olabilmektedir. Belki kaba bir benzet­me ama bir fikir verebilir. Bazı insanlar bir kap yemekle doyarlarken bazıla­rı da biraz daha yemek isteyebilir. Buna benzetilebilir. Herkese doyana kadar yemek vermek gibi bir benzetme yapabiliriz. Ama söylediğim gibi yemek ile sevgi aynı kefeye konulmamaktadır. Bu sadece bir örnektir. Öyle ise sevgide kısırlık, cimrilik yapılma­malıdır.

Bu yapılırken de çocukların ve gençlerin aralarında bir kıskançlık doğma­masına azami özen de gösterilmelidir. Sevgi kuvvettir. Sevgi karanlık yolları aydınlatan bir ışıktır. Bu ışık ile güven duygusu arasında kuvvetli “bir bağ var­dır. Sevilen, ilgi gören, sevgiye doyan çocuklarda güven duygusu daha ça­buk gelişmektedir. Kendine güven duygusu olmayan çocuk ve gencin de ha­yatta başarılı olması hayli zordur. Yetişkin psikiyatrisinde de kendi­ne güven duyamamak sorunuyla hekime gelen vakalar sayı olarak az değil­dir. İncelendiği zaman görülmektedir ki o kimse sevgiden uzak kalmış, ço­ğu zaman da hep aşağılanmış, hor görülmüş kimselerdir. Karıkoca ilişkile­rinde de bu hal sıkça görülebilmektedir.

4. Meşgale terapisi yapılmalıdır. Yani çocuklar ve gençlerin boş zamanla­rı kendileri, aileleri ve çevre için en faydalı bir şekilde değerlendirilmelidir. Eli boşluk çok kötü bir olaydır. “Eli boşluk her kötülüğün anasıdır” diye çok güzel bir atasözümüz de vardır. Çocukların ve gençlerin kendilerine güven
duyabilmelerinde meşgale terapisi (occupational therapy) meşguliyetle tedavi etmek oldukça yaygındır. Boş zamanı olmayan dünyada belki hiç kim­se bulunmayacaktır. Herkesin kendine göre bazı boş zamanları olabilecek­tir. Bunları en yapıcı bir şekilde değerlendirmek için de güzel planlar yapılabilmelidir. Mutluluk, kendine güven başarısının üzerindedir. İnsanın mutlu olabilmesi için, kendine güven duyabilmesi için önce başarması lazımdır. Tembel tembel oturan bir insanın kendi kendine güveni haliyle giderek körlenecektir.

5. Yarı meslek ağırlığında bir uğraş türü olan hobi’ye çocuğun ve gencin sahip olabilmesi için aileler çok gayret etmelidirler. Herkesin kendi­ne göre bir mesleği, uğraşı olanı vardır, olmalıdır, olabilir. Hobi yarı meslek ağırlığında bir uğraş türüdür. Yani insan bu hobisiyle para kazanmaz ama ileride başı sıkıya gelirse bu hobisi sayesinde kendisine bir başka ekmek ka­pısı bulabilir. Örneğin bir doktor bu hekimlik mesleğinin yanında iyi bir bes­teci ve müzisyen olabilir. Bir nevi arabanın el freni gibi diyebiliriz. Büyük fren tutmazsa, el freni bir dereceye kadar yardımcı olabilir. Çocuğun ve gencin kendi kendilerine gü­ven duyabilmeleri için boş zaman faaliyetlerinin daha üstünde olan yarı meslek ağırlığında bir uğraş türlerinin becerilerinin olabilmesi çok faydalı­dır.

Buna daha açık bir ifade ile ikinci bir meslek de diyebiliriz. İnsanın ikin­ci mesleğinin olması güven duygusu kazanabilmelerinde oldukça faydalıdır. Unutulmamalıdır. Görüldüğü gibi bunlarda çocuk küçüklüğünden itibaren düşünülmelidir ve aileleri tarafından yapılabilmelidir. Güven duygusu “ken­dine güven duy” demekle olmamaktadır. Bunun da bir alt yapısı vardır. Eğer ol demekle oluverecek olsaydı bunca terapistlik alanlarına ne ihtiyaç ola­caktı.

6. Çocuğun ve gencin ailesinin, özellikle anne babasının birbiriyle iyi ge­çinen insanlar olması bunların kendi kendilerine güven duyabilmelerinde ciddi önemli unsurlardan birisidir.

Kan-koca arasında geçimsizlik olabilir, olmaması iyidir ama ne yazık ki olabilmektedir. Bir dereceye kadarı olağan sayılabilir. Çünkü iki değişik kişi­lik bir arada yaşamaktadır vs. Ama bunlar normal hayatı sarsmamalıdır. Bizim eşe tavsiyemiz şudur. Kan-koca olarak birbirinizle ilgili sorunlarınızı ço­cukların olmadığı zamanlarda konuşunuz. Örneğin o uyurken olabilir, çocuk okuldayken de olabilir. Ama çocuğun yahut gencin yanında kan-koca sorun­larınızı ortaya dökmeyiniz. Münakaşa etmeyiniz. Bunun çocuklarınız ve gençleriniz üzerine çok zararı olacaktır. Dolayısıyla bu zarar dönüp dolaşıp yine size fatura edilecektir. Kan-koca her zaman tartışıp durmamalıdır. Karı-koca pürüzlü meseleler varsa bunları görüşmeleri için haftanın belli bir gün ve saatini belirlemelidirler, örneğin her salı saat 22.00-24.00 arasında bir gündemle toplanılması gibi, bu süre içersinde görüşülecek meseleler eşler tarafından bir kağıda notlar halinde yazılır ve toplantı günü geldiği zaman bunlar sıra ile ele alınır ve görüşülür. Nasıl ki işyerimizde her zaman toplan­tı olmamaktadır. Haftanın, ayın muayyen gün ve saatinde yapılması gibi, bu­rada da böyle bir takvim söz konusu olabilmelidir. Böylece o toplantı günü­ne kadar zaten çok meseleler güncelliğini kaybedecektir, belki unutulacak­tır. Eğer öyle olmazsa da o zaman toplantıda enine boyuna tıpkı işyerlerimiz-de yaptığımız toplantı gibi ciddi boyutlarda gerçekleştirilebilecektir. Bu gü­zel bir yöntemdir. Sonuçta çocuğun ve gencin kendi kendilerine güven duyabilmeleri için anne ve babalarının birbirleri ile iyi geçinmeleri çok gerekli ve fayda­lıdır. Karı-koca kavgalarının çocuklar üzerindeki olumsuz yönlerinin başla­rında onların kendi kendilerine güven duygularını zedelemesi olduğu unu­tulmamalıdır.

7. Aile, çocuklar ve gençler arasında eşitliğe değil adalete riayet etmeli­dir. Bu ne demektir? Kardeşler arasında-tabii eğer kardeşler varsa- eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir. Bunun onların kendilerine güven duymalarıyla olan ilişkileri şöyledir:

Diyelim yedi ve oniki yaşlarında iki çocuğu olan bir aile vardır. Yedi yaşın­daki çocuğun ihtiyacı yaşı beş yaş daha ileri kardeşinden farklı olabilecek­tir, örneğin küçüğe çikolata büyüğe harçlık olabilir vs. büyüğe büyük, küçü­ğe küçük hediye verilmelidir. Herkesin ihtiyacı oranında, durumuna uygun değerlendirme yapılmalıdır. Bir memur ile onun amiri, müdürü durumunda olan iki kimsenin aynı ücreti almaması gibi bir olay burada da vardır. Birisi o kadar yıl çalışmış, dereceler sahibi olmuş bir kimsedir, çocukları büyü­müştür, ihtiyaçları artmıştır vs. diğeri ile genç, yeni memurdur. Görüldüğü gi­bi burada eşitlik yoktur adalet vardır. Derslerine çok çalışmış, sorulan iyi bi­len bir öğrenci ile bunun aksi olan bir kimseye aynı notun verilmemesi de burada örnek olarak zikredilebilir. Öyle ise kardeşler arasında eşitliğe değil adalete riayet edilmelidir.

Delikanlı çocuğa verilen harçlık ile çocuğa verilen harçlık elbette bir ol­mayacaktır. Adil olmak çocukların ve gençlerin kendi kendilerine güven duyabilmelerinde etkilidir. Çünkü bilinmelidir ki bu iki grup da henüz psiko-sosyal erginliğe ve olgunluğa tam olarak kavuşmuş değillerdir. Böyle olmaz ise çocuk şımarabilir, genç de üzülebilir “Kardeşimin ağabeysiyim, aramız­da bu kadar yıl yaş farkı vardır, ona da aynı para veriliyor, bana da, bu ada­let midir? Demek ki beni annem babam sevmiyor, tabii olacağı bu, zaten beni hayatları boyunca hiç sevmediler, onların varsa yoksa çocukları küçük kardeşimdir” diye düşünmesi de bir bakıma normaldir. Böyle olunca ne ola­caktır, bu gencin kendine güven duygusu iyi gelişmeyecektir. Kendine güve­ni azalacaktır.

8. Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygularının gelişebilmesi için bir diğer faktör de: Onların sosyal çevreden gerektiği şekilde karşılık görebilmeleridir. Karşılıkgörebilmek yani insanlar tarafından ciddiye alınmak, muhatap kabul edilmek, desteklenmek, beğenilmek herkes için temel psikolojik ihtiyaçlar­dan, beklentilerdendir. Bu olmaz ise elbette güven duygularının oluşması ve gelişmesi zorlaşacaktır. Gelişmiş ise de bu durumdan zarar görecektir. Bu­nun için çocuğun ve gencin sosyal çevreden ihtiyacı olan mukabele görebil­me beklentisini bilerek çaba sarf etmeliyiz. Onların çevrelerindeki kimseler­den daha farklı olabilmeleri için küçüklüklerinden itibaren kendileri buna göre yetiştirilmelidir. Örneğin akranları içersinde onun keman çalması ve müzik ile meşguliyeti ona özel bir ilginin doğmasına sebep olabilecektir. Bu da onun çevreden karşılık görme psikolojik ihtiyacını daha iyi karşılaya­caktır. Arkadaşları çevre onun için “Ne kadar güzel, bak derslerinin yanın­da bir de müzikle meşgul oluyor, keman çalıyor, konservatuara gidiyor” di­ye takdir hisleri duyabilecektir. Böyle bir hal onun kendi kendine güven duy­gusu duymasını kuvvetlendirecektir. Bu keman örneği sadece bir misaldir, elbette daha pek çok farklı becerilerin geliştirilmesi için ona kazandırılacak alışkanlıklar da burada sayılabilir.

9. Diğer konular: Çocukların ve gençlerin kendilerine güven duyabilmeleri için aileleri tarafından onlara verilmesi gereken diğer bazı hiz­metler şöylece özetlenebilir:

Onlara yaşam amaçlarının belirlenmesinde hizmet edilmesi, onlara niçin yaşıyoruz, yaşamaktan amacımız, hedefimiz, idealimiz nedir gibi konularda köklü roller verebilmeliyiz. Çocuk ve gencin belirlenmiş iyi istikbal planları olabilmelidir “Ben büyüyeceğim vatanıma, milletime, aileme, topluma hizmet edeceğim, ben büyüyeceğim iyi bir doktor olacağım” gibi hedefleri ola­bilmelidir. Hedefini bilmeyen çocuk ve gencin haliyle kendi kendine güven duygusu da iyi bir gelişme seyri gösteremeyebilecektir ve en ufak sarsıntıdan rahatsız olacaktır. Oysa iyi bir amaca doğru gittiğini bilen kimse o hedefin güzelliği karşısında şimdi çekmekte olduğu sıkıntıları rahatlıkla tolere edebilecektir. Yani çocuklara ve gençlere bir hedef verilebilmelidir, bir amaçla­rı olabilmelidir ki bu değerli arzularına kavuşabilmek için çalıştıkları hatır­lansın, onun zevki ile sıkıntıları unutabilsin. Güven duygusu için bunların değeri tahminlerin de üzerinde büyüktür.

Çocuklara ve gençlere kendilerine güven duygulan duyabilmeleri ve bunu geliştirebilmeleri için düşünce ve anlama zevki kazandırılmalıdır. Böy­lece olayları akıl süzgeçlerinden geçirerek onlardan doğru neticeler çıkarabilme yetenekleri de geliştirilmelidir. Bunun için onlarla meşgul olmak la­zımdır. Çocukların ve gençlerin psikososyal özellikleri ve başarılı uyumları­nın esasları dâhilinde çok değerli hizmetlerin onlara götürülebilmesi müm­kündür. Yeter ki bilgi; ilgi, destek, sevecenlik, hoşgörü, sabır, ilmi rehber edinmek gibi güzel meziyetlerle önce o çocuk ve gençlerin aileleri donan­mış olsunlar, esasen böyle olunca daha burada saymak istediğimiz kimi ko­nularda okuyucularımızın akıllarına gelebilecektir. Çocukları ve gençleri ya­rınlara iyi bir şekilde hazırlamak zannedildiği gibi zor değildir. Bir kilidin şif­resi bilinirse onu açmak bir an meselesidir. Bunu da buna benzetebiliriz. Çocukların ve gençlerin de tanınabilmesi için diyelim onların da psikosos­yal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları gibi şifreleri vardır. Bunlar bilinirse kilidin açılması an meselesi olacaktır.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocuklaraguvenduygusu.htm

KAYNAK: http://www.bebekkokusu.com/news/templates
/cocukveailegelisimi.aspx?articleid=1150&zoneid=34

—————————————————–

Çocuk eğitiminde otorite, Prof. Dr Kemal Çakmaklı

Bazı ailelerde çocuklarına karşı ya aşırı otorite noksanlığı görülüyor, ya da aşırı otorite hakimiyeti…Otorite çocuğa yapması lazım geleni yaptırabilmemiz, yapmaması lazım geleni de yaptırtmamamızdır. Bu konuda irade kullanıp başarılı olabilmemizdir. Tabii bunun bilimsel ve doğru olması gereklidir. Şimdi bunları kısaca açıklayalım.

Çocuk her şeyi bilemez. Kaldı ki büyükler de şüphesiz her şe­yi bilemez. Bu nedenle çocuk sürekli olarak çevreden birşeyler öğrenmektedir. Onun yaptıkları arasında iyi, doğru, gü­zel olan davranışlar olabileceği gibi yanlış hatalı, suç teşkil edecek hatta tehlikeli olanlar da bulunabilecektir.

Çocuklar, evde yan­gın çıkarmak, pişmekte olan yemeği devirmek, musluk suyu­nu açık bırakmak ve daha niceleri gibi hayatî öneme haiz iş­ler de yapabilmektedir. İşte otorite bu kabil durumları çocu­ğun yapmasına engel olunabilmesi için gereken iradenin an­ne ve babada var olması anlamındadır.

Çocuğun herşeyi bilemeyeceğini söylemiştik. Çocuk hata yaparak aradığı doğru­yu bulmaya çalışır. Zaten çocuk da hatalı, yanlış tutum ve davranışlarında aileden ve ilgililerden her zaman yardım gör­mek ister. Çocuk psikolojsinin temel çizgileri itibariyle du­rum böyledir.

Nitekim literatürde bilim adamları çocuğun isteklerini çocuğun ağzındanmış gibi mektup halinde yaz­mışlardır. Burada çocuk “yaptıklarımın hepsinin doğru ol­madığını biliyorum, siz mani olmadıkça onları yapmaktan da kendimi alamıyorum, yaptıklarımın hatalı olduğunu bana söylemezseniz -yahut buna mani olmazsanız- bunları nasıl düzeltirim” demektedir.

Ne yazık ki gerçekler böyle olması­na rağmen pek çok anne baba çocuklarının eğitiminde otori­te denilen altın kuralı yeterince kullanamamaktadırlar. Ya aşırı otorite noksanlığı, yahut da aşırı otorite çocuklara karşı yanlış olarak ailelerde mevcut bulunmaktadır. Bunun denge­sini bulmak zorunluluğu vardır. Aşırı otorite, otorite nok­sanlığı kadar tehlikelidir. Bunun önemli olduğu daima bilin­meli ve gerçek bilimsel otorite tanınarak çocuk için sağlanabilmelidir.

Nice durumlar olmaktadır ki çocuk aşırı şımartıldığı için evde her dediği harfiyyen yerine getirilmektedir. Tabii aile bundan hiç memnun değildir. Ama adeta eli mahkum bu esaret hayatını çekmektedir. Evde bulunan saati, teybi, radyoyu çocuk kaç kez yere çarpmıştır. Hatta bu dav­ranışını alışkanlık haline getirmiştir fakat aile çocuk inciniverir diye bu masrafa katlanmış ve otoritesini ortaya koyama­mıştır.

Çocuklar, küçüklüğünden itibaren hoşgörülmemesi gereken yerde hoşgörülmemelidir. Yahut hoşgörülmediği ilk o olayı yaptığında ihsas edilmelidir. Aynı hareketi yineledi­ğinde anne baba otorite prensibine göre buna mani olmalı­dır. O şeyi elinden almalı veya o şeye mani olmalıdır. Bunda kesin ve kararlı olmalıdır. Zaten kesinlik, kararlılık olduğunu çocuk gördüğünde birkaç ısrardan sonra onu elde etmek için ısrar edemeyecektir.

En tehlikeli olay şudur: Çocuğu aynı ha­reketinden dolayı bir defasında hoş görmek diğerinde hoş görmemektir. Ailenin morali iyi ise o davranışı hoş görmek­te, o gün canı birşeye sıkılmışsa aynı davranışı veya işi hoş görmemekte, çocuğa bağırıp çağırmakta, cezalandırma yoluna gitmektedir. Haklı olarak çocuk da “aynı hareketi dün yap­tım birşey demediler, öbür gün yaptım yine ses çıkarmadılar, bugün yaptığım da onlardan farksız, niçin acaba bugün ba­na bağırdılar, bu insanlar tuhaf birşey, gidip bir tedavi olsun­lar” diye düşünür.

Aile ona kızarken çocuk da onlara belki onlardan fazla kızar. İşte bu hal çok hatalıdır. Çünkü çocuk olayı kavrayamamış, üstelik de kendinin haklı olduğunu dü­şünmektedir. Zira olay meydandadır. Aynı hareketine üç kere müsamaha gösterilmiş, aynı hareketine dördüncüde şid­detli tepki gösterilmiştir.

Bu tutarsızlık büyük insanları da aynı şekilde kızdırır. Büyükler arasında bu tür davranışlar olsa acaba aynı anne baba olayı nasıl değerlendirirler? Tehlikeli olan davranışlarında çocuk kesinlikle engellenmelidir. Tehli­keli olmayan ama hoş olmayan davranışları için en başında kendisine işin doğrusu söylenerek öğretilmelidir. Aynı olayı yaptığında bu öğretilen bilgi hatırlatılmalıdır. Yine de aynı davranışı yapıyorsa en fazla iki kere hoşgördükten sonra ço­cuk ailenin otoritesini karşısında bulabilmelidir.

Dediğim gibi otorite çocuğa yapması lazım geleni yaptırt­mak, yapmaması gerekeni yaptırtmamaktır. Otoritenin kazanılması ve sürdürülebilmesi için çocuğa suçuyla ilgili olarak ceza verilmesi de normaldir. Sevdiği şeylerden bir süre için onu mahrum etmek en iyi ceza yollarındandır.

Ama mutlaka ceza çocuğun yaşına ve suçuna uygun olmalıdır. Çocuk mut­laka cezayı hak ettiğini kavramalıdır sonra ceza verilmelidir. Ancak bu şekilde ceza ıslah edici olabilir. Çocuk suçunu an­lamalı, kabul etmeli ve hatta “şimdi ben şöyle bir cezayı hak ettim” diyebilmelidir. O ceza verilince de “ben dememiş miydim işte oldu” bir daha yapmayayım bu işin sonu işte böyle ceza oluyor” diyebilmelidir.

Çocuk eğitimi zannedildi­ği kadar zor ve güç değildir. Bunun kuralları da karmaşık ol­maktan uzaktır. Ancak ne var ki çok iyi özetlenmiş yüzelli sahifelik, hatta daha özetlenmiş bunun yarısındaki bilgiyi an­ne ve babanın çocukla ilgili bireylerin öğrenip kavrayabilmeleri büyük bir gelişimdir. Ancak bu alanda ilim adamlığı şüphesiz en zor mesleklerdendir.

Burada anne babayı amatör bir şoföre, ilgili uzmanları da o otomobili imal eden mühendise benzetmek mümkündür. Amatör şoför olmak 3-5 saatte bile öğrenilebilirken bir makina mühendisi olmak herhalde çok uzun yıllar süren eğitim sonunda olacağını herkes bilebilir. Bu bir örnektir, ama kanaatımızca olayı anlatması yönünden oldukça iyi değerlendirilmelidir. Çocuk eğitiminde otorite prensibinin de var olduğunu hatırlamak bile anne ve baba için doğruyu bulmada başlı başına bir mürşit olabilir. Önem­li olan çocuğun ciddiye alınması ve olayın akademik bir çalış­ma alanı olduğunun benimsenebilmesidir.

KAYNAK: http://www.bebekkokusu.com

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocukegitimindeotrite.htm

—————————————————————————-

1-3 Yaş Arası Çocuğun Psiko-Sosyal Gelişimi, Prof.Dr.Kemal Çakmaklı

http://www.bebekkokusu.com/

Bu yazımızda daha çok 1 yaşından 3 yaşa kadar olan çocuğun özellikleri ve uyum sorunları ele alınacak, anne ve babaların bu alanda yapması gerekenler üzerinde durulacaktır.

Bedensel gelişme itibariyle ilk aylarda tamamen aciz görülen çocuk giderek kafasını tutmayı öğrenir. Daha sonra kollarını ve ayaklarını kontrol etmeyi becerir. Bir kaptan su veya süt içmesini öğrenmiştir. Ayrıca eline geçen her şe­yin tadına bakmasına bayılır. Bu tadı beğenip beğenmediği­ne o anda karar verebilir. Ayakları ve elleri üzerinde emek­leyerek yetişemeyeceği yer yok gibidir. Merdivenleri emekleyerek tırmanabilir. Koltuklan çıkıp inmekte usta olmuştur. Evdeki konuşmalara o da kendi kelimeleriyle, sözgelimi “baba”, “anne”, “hi”, “hu” diye karışır.

Bu devrede konuş­maktan ziyade konuşulanları anlamada maharet gösterir. Oyuncaklardan daha çok insanlarla ilgilidir. El çırparak “cee” diye oynamaya bayılır. Bununla beraber oyuncakları­na da belli bir zaman ayırmaktan geri durmaz. Bu dönemde fizik gücü gerektiren oyunlardan çok hoşlanır. Özellikle oyu­nun içinde bir sürpriz olursa, örneğin örtünün altından ço­cuğun çok hoşuna gidecek oyuncağın çıkması gibi yahut ta kendisini kovalattırıp yakalanması gibi o takdirde onun zevki doruk noktasına ulaşır. Babası çocuğu ile oynamak için ha­lının üzerine yere oturduğunda, çocuk sevinç çığlıkları ata­rak hayata büyük bir arzu ile bağlanacaktır. Psiko-sosyal ge­lişim için çocuk ile bu ve buna benzer fiziksel yaklaşımlar da gereklidir. Sadece tavır, davranışlar yeterli değildir. Çocukla oynamak onu kucaklamak öpmek de lüzumludur. Etrafında­ki insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü kızgın olup olmadığını, şefkat derecelerini o kendine göre rahatlıkla iç dünyasında ölçebilir. Yani etrafındakilerin duygusal durum­larını sezmekte ustadır.

12’nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkında­ki ilk düşünceleri şekillenmeye başlar. Bu dünyanın güveni­lir, emin bir yer olup olmadığını düşünür. Bu alanda ilk izle­nimlerini elde eder. Bu ileriki yıllarda devam edecek olan gelişimleri için temelleri oluşturacaktır. Ne yazık ki, çocukların psiko-sosyal gelişimlerinde çok önemli olan bu fırsatları kimi aileler hiç iyi değerlendirememektedirler.

Çocuğun ba­basının yerde halıya oturarak çocuğuyla burada yazıldığı şe­kilde birkaç dakika meşgul olması, olmayacak bir şey midir? Ne kadar basittir. Bunu her baba yapabilir. Ancak bu küçük fedakârlıklar dahi yapılamaz ise, onun sadece bedensel iyilik hali sağlığını bir bütün olarak garantiye alabilmemizde bü­yük noksanlıklar oluşturacaktır. Bu iyice bilinmelidir. Bu se­bepten başarılı anne ve baba olarak kalabilmek beceri iste­yen bir olaydır. Şu söz hiç unutulmamalı ve sık sık da hatır­lanmalıdır. “Her anne babanın çocuğu vardır, fakat her çocuğun anne ve babası yoktur.” Yani sadece fizyolojik görevi yapıp çocuk sahibi olmakla iş bitmemektedir. Anne babası olan pek çok çocuğun anne babası yokmuşçasına on­ların sevgi, destek ve himayelerinden uzak bulunduğu hatır­lanırsa bu sözün güzelliği daha iyi anlaşılacaktır.

Anne ve baba çocuk için hayata açılan birer penceredirler. Çocuk bu pencereden daima iyi şeyler görebilmelidir. 12 nci ayın sonlarına doğru çocuğun dünya hakkındaki ilk düşüncelerinin şekillenmeye başladığını, bu dünyanın güve­nilir, emin bir yer olup olmadığını düşündüğünü hatırlatmış­tık. Birçok bebekler için cevap çok açıktır. Yaşamak (dünya­sal olaylar, hayat) zordur. Burada, dünyaya gelen ilk çocu­ğun, annesinden doğar doğmaz ilk hayat belirtisinin ağla­mak olduğu -çocuğun ağlayarak dünyaya gözlerini açtığı-gerçeği felsefî bir konu olarak düşünülmelidir. Çocuğun da­ha o dönemde hayatı sevmesinde anne baba çocuğa yardım edebilmelidir. Nitekim aynı dönemde çocuk kendisini büyü­tenlere karşı bu duyguların da tesiriyle büyük bir yakınlık duyar. Bu duyguyu iyi değerlendirmek lâzımdır . İşte çocuktaki bu duygudur ki onun ilerde yetişkin bir kimse haline gelmesine yardım edecek ve sırası geldiğinde de o da başkalarını büyütecektir.

Yetişmiş bir birey bir gün babasına şöyle der: “Babacığım senin hana yaptığın bun­ca fedakârlıkları hizmetleri ben nasıl ödeyeceğim bile­miyorum.” Baba cevap vermiştir “Gayet basit evladım benim sana yaptıklarımı sen de çocuklarına yapacaksın ve böylece ödeşeceğiz.” Evet

hayat budur. Böylece dünya yaşamını sürdürecektir. Dünyamızın yaşının 5,5 milyar yıl tahmin edildiğini unutmamak gereklidir. Bunca yıldır bu yaş­lı dünyamızdan nice insanlar gelmiş ve geçmişlerdir. Bunca asırlar aile ve çocuk refahı alanında pek çok bilimsel gerçek­leri de ortaya çıkarmıştır. Bu bilimden ve bunca yılların tec­rübelerinden yararlanmak (tabiatı, ilimi sevmek ve bilmek, benimsemek) mutluluğa giden gerçek yol olarak karşımızda durmaktadır.

Çocuğun hayatında ilk adımlarla birlikte (yürümeye başlama girişimleri) onun için çok daha enerjik ve bağımsız bir devre başlamaktadır. O sonsuz gibi gördüğü enerjisini ve fikirlerini artık fizik yetenekleriyle bağdaştırmayı öğrenmeye başlamaktadır. Nispeten yumuşak başlı ve idaresi kolay olan bebeğin yerini şüpheci, enerjik ve horoz gibi çalımlı bir ço­cuk alır. Fakat büyüdükçe özellikle annesine olan gereksini­minin her yönden artacağı daima hatırlanmalıdır. Annesine ve ona en çok bakan kimseye bağımlığını görmek gerekir.

Çocuk artık kendisinin ayrı bir şahsiyet olduğunu kavramaya başlamıştır. O emeklemeye başlayınca annesinden madde­ten uzaklaşma, ayrılma imkânını bulur. Oyuncaklarını kendi kendine bulabilmesi kişiliğine olan güvenini artırır. Çocuk yürümeye başlamayla birlikte kendi hayatını daha belirgin yaşamaya başlar. Bu duygunun belirmesi onda hem büyük bir heyecan ve hem de bir korku yaratır. Çünkü bu devreye kadar çocuk daima annesini yanı başında bulmuş, onun ku­cağında kendisini emin ve iyi hissetmiştir. İşte bu karmaşık duygular içerisinde çocuk bu çağda hem annesinden uzak­laşmak ister ve hem de arkasına bakar bakmaz ona dönmek için bütün gücü ile koşar. Bunun için en iyi örneğini çocuk annesinden uzaklaştırılıp bir başka odaya götürüldüğünde onun büyük bir enerji ile annesinin bulunduğu odaya emek­lediği gözlenebilir. Zira kendisini birden bire yapayalnız bu­lur ve büyük bir heyecanla “güvene” annesinin yanına dön­meyi arzular. Görüldüğü gibi çocuk daha hayatının ilk yılla­rında psiko-sosyal yönlerden ne denli meşgul bulunmakta­dır.

Çocuğun ilk adımlarını attığı bu devrede onun annesi­ni kaybetmekten doğan korkusunu -çünkü o böyle bir kor­kuyu daima yaşar- azalttığımız takdirde çocuğun daha çabuk yürüyebilmesini sağlamış oluruz. Yürümenin annenin yanın­da uzaklaşmak olmadığı, ne kadar yürüyerek anneden uzaklaşırsa uzaklaşsın, annesinin daima onun yanında olacağı düşüncesinin ve inancının onda bulunabilmesi çok mühim­dir. Bunu anne çocuğuna hissettirebilmelidir. Annenin çocu­ğuna bakışı, tebessümü, ona sevgi dolu yaklaşımı bunun için çoğu zaman yeterli olacaktır. Ancak annenin bu konuda ka­rarlı, tutarlı olması çok mühimdir. Bir zaman değişik karak­terde tavır ve davranışı çocuğun yönlendirilmesinde istenil­meyen sonuçlar meydana getirebilecektir. Çocuğun anne ve babaya ihtiyacının büyük olduğu devrede, çocuğu sık sık ev­de yalnız bırakmak, onsuz seyahatlere çıkmak doğru değil­dir. Hatta diyelim ki çocuğun ameliyat olması gerekti, mümkünse bu işi bile geciktirmek daha hayırlı olacaktır. Çocuğun aile ilgisine büyük ihtiyacı vardır. Çocuk ile anne baba ara­sında ayrılık olacaksa, ayrılığın çocuğun üzerinde büyük iz bırakacağını bilmemiz, anlamamız ve hazırlıklı olmamız ge­rekmektedir.

Bu çağda çocuk annesine ne kadar ihtiyacı ol­duğunu yavaş yavaş şuurlu olarak anlamakta bir yandan da annesinin yardımı olmadan dünyasını kendi idare etmek is­temektedir. Kapı tokmağına bile yetişemediği halde, o bü­tün kapıları açmak ister. Bir merdiven görünce dayanamaz, başına gelebilecek kazayı düşünemeden tırmanmaya çalışır. Babası araba kullanırken, sanki kendisi de sürmek istercesi­ne onun direksiyonuna sarılır. Bu devrede anne babaların en mühim problemi çocuğun hareketlerinde ne dereceye kadar serbest bırakılması konusu ve yasakların tespiti ola­caktır. Bunun cevabı şudur: Çocuğu kazalardan ve türlü teh­likelerden korumak şartıyla onu hareketlerinde serbest bı­rakmak lazımdır.

Küçük, ehemmiyetsiz sayılabilecek zararları da hoşgö­rü ile karşılayabilmelidir. Bunun için en iyisi onun evin bir yerinde köşesi veya en iyisi odasının olmasıdır. Ev eşyaları­na verebileceği zararları -kirletmek, sütünü dökmek, bardağı devirip kırılmasına sebep olmak vd. -düşünerek bu yönde de tedbir alınmalıdır. Ancak pek çok anne-baba ev temizliğine, tertibine, görünümüne çocuğun eğitiminden çok daha fazla ehemmiyet verir. Ev dağınık durmasın, eve gelenler pırıl pı­rıl görsün diye, her tarafı en nadide eşyalarla süslemek isterler. Çocuğun yaşayacağı oda ve yer de bunlar arasındadır. Sanki çocuk orada bir tablo gibi dursun istenir. Çocuğun burada sayılan büyüme özelliklerine uygun bir yaşantının te­min edilebilmesi onun ileride kuvvetli fikir yapısına sahip başarılı bir kimse olmasında pek önemlidir.

Hiçbir şey vardan yok olmaz, yoktan da var olmaz. Bu ünlü söz unutulmamalıdır. Başarısız, yeteneksiz nice bü­yüklerin psiko-sosyal anamnezinde ilk çocukluk yıllarının kö­tü yönlendirilmesinin

rolü açıkça görülmektedir çoğu kez. Ancak tekrar belirtmek isteriz ki, küçüğün kendini ve başka­larını tehlikeye sokacak (hastalık, sakatlık vd.) onun başıboş bırakılması rehberlik ile hiç alâkalı değildir yapılmamalıdır. Rehberlik onu kendi haline itivermek değildir. Onu tanıyıp, onun psiko-sosyal gelişimlerini kolaylaştıracak yaklaşımlarda bulunmaktır.

Bir de şu tehlike vardır: Eğer ebeveyn çocuk hareket­lerini çok kısarsa, isteklerini elde etmek için mücadele et­mek gereğine inanacak ve sonunda isteklerinin olması için anne-babayla mücadele ede ede, giderek asi olacak yahut anne-baba üzerinde bu yolla başarılı olamazsa kendisine olan tüm güvenini kaybederek kararsız bir çocuk haline ge­lecek ve atacağı her adımda anne ve babasının desteğini bekleyecektir. Yani korkacak, sinecek ve bir bakıma kendi iç dünyasında yenilgiye uğrayacaktır. Bir savaş olmasını ar­zu etmeyiz. Yenen de olmasın yenilen de. Çünkü savaş olunca eninde sonunda bir yenen ve bir de yenilen bulunur. Oysa savaş olmazsa, buna meydan verilmezse, böyle bir so­run da doğmaz. Öyle ise, buna dikkat etmek lazımdır. Savaş olur anne-baba hakim gelirse, çocuk yukarıda yazdığımız gi­bi sinecektir, anne-babanın daima desteğini arayacaktır vd. Eğer çocuk yenerse de, o zaman anne-babanın çocuk üze­rinde esasen olması lâzım gelen otoritesi sarsılacak, daha önemlisi, çocuğun anne-baba imajı istenildiği gibi olmaya­caktır. Över protection denilen üzerine fazla titreme halinde görülen tipik örnekler burada doğabilir, halkın şımarık ço­cuk dediği tip meydana çıkar.

Doğru yol çocuğa ilk günlerde gösterilmiş olan şefkat ve dostluk yine aynı şekilde devam edecek olursa, çocuğun kendine ve dünyaya olan güveni her gün biraz daha artacak­tır.

İlk çocukluk yıllarının psiko-sosyal izlerinin bireyin ya­şamı boyunca silinmez izler bıraktığı daima hatırlanmalıdır. Bir teyp bandı düşünelim ki, bu dolmaktadır ve sonra da do­lan sesler duyulacaktır. Haliyle de işitilecektir. Banda senfo­nik müzik kaydetmişsek, oradan senfonik müzik dinleyece­ğiz demektir. Onun yerine Klasik Türk musikisi dinlemeyi beklememeliyiz. Bu örnek çocuk için düşünüldüğünde belki biraz mübalağalı, fakat gerçeklerle doludur. Dünya yaşantısı, ekilenin biçildiği bir ortamdır.

1 yaşından 6 yaşma kadar çocuğun gelişiminde geçi­receği en büyük bunalım dönemi olan “3 yaş bunalım döne­mi” ilerleyen zamanda ayrı bir konu olarak ele alınıp anlatılacaktır. Bu devrede yani 1–6 yaş arasında çocuk bazı şeyleri kesin olarak öğrenmiş olur.
1) İnsanlara güvenebilirim veya güvenemem,

2) Yeni şeyleri denemem için bana izin verirler veya vermezler.

Bunlar çocukta bir hayat görüşüne varmasında önemli iki noktadır. İlerde kişiliğinin oluşmasında bu yargılarının bü­yük payı olacaktır. Çocuk burada insanlara güvenebilirim, iyiyi doğruyu güzeli seçtiğim takdirde insanlar o yolu seç­memde bana izin verirler gibi görüşlere varmış olması iste­nir. Burada normal psiko-sosyal yaşamdan bahis edilmektedir, birde patolojik psiko-sosyal yaşantı söz konusudur ki, o da tabii ayrı bir konudur. Örneğin insanlara güvenmenin ge­tirdiği zararlar, iyi yolu seçenlere bu yolda çıkabilecek müşkülâtlar, kıskançlıklar, kötülüklerin iyileri engelleme mü­cadeleleri vd. Çocuk hayatın bu yönleriyle iyi bir şekilde mü­cadele edebilmesi için kâhil hale gelene kadar buralarda ya­zılmaya çalışılan psiko-sosyal gelişimlerini başarılı bir şekilde tamamlayabilmelidir. Ancak o sayede istenilmeyen psiko-sosyopatik kişi ve olaylara karşı kişilikli mücadeleler verebi­lir. Psiko-sosyal gelişimin sağlıklı olması bu konuda en bü­yük güvence olarak görülmeli ve bu konuya ailelerce oldu­ğunca önem verilebilmelidir.

Anne babanın çocuk hakkındaki değişik fikirleri -çocu­ğun normal özellikleri iyi bilip değerlendirememeleri- denge­sini bulmaya çalışan çocuğun hareket şeklini geniş ölçüde etkiler. Ebeveyn çocukta normal gelişmenin bir sonucu ola­rak görülen değişiklikleri anlayamadıkları takdirde, onu belli bir devrede tutabilmek amacıyla beyhude ve başarısız bir mücadeleye girişirler. Büyüyen çocuğunun şahsında hâlâ onun bebeklik çağını hasretle anmaktan, çocuğun o döne­mini övgü ile anmaktan kendini alamayan aileler çoktur. O zaman çocuk doğal olarak daima bebek kalmak isteyecektir, ailesinin sevgisini çekebilmek için buna gereksinim olduğu­nu keşfedecektir. Çocuğun bir yandan kendini idare etme arzusu ve işi varken bir de anne ve babasını idare etmeye çalışma gibi bir durumla karşı karşıya kalması talihsizlik ola­rak nitelendirilebilir. Oysa bu devrede çocuk hiçbir zaman anne ve babayı reddetmek istemez, giderek daha şuurlu ola­rak onların yardımlarına ihtiyacı olduğunu, onlarsız hayat olamayacağını anlar. Hem anne ve babanın yanında olma larını (onlardan ayrılmamayı) ister ve hem de bağımsızlığına halel gelmesin diye arzular.

Kısaca 1–6 yaşın çocuğun karışık ve fırtınalı bir devre­si olduğu bilinmeli, çocuğun tanınmasına ve bilimsel olarak yönlendirilmesine aile ve toplum refahı açılarından ehemmi­yet verilmelidir. Bu çağda çocuk, yemek yemek, uyumak ve giyinmek gibi olaylara karşı sıkıntı duyar. Adeta biran önce büyümek gelişmek için çırpınır. Yemek, giyinmek ve uykuyu kendisini gerileten olgular gibi yorumlamak ister. Pek çok ai­le bu çağda çocuğuna iyi bir yemek eğitimi ve uyku eğitimi verebilmek için mücadele verir. Normal ve başarılı anne-baba ve çocuk ilişkilerinde bu konularda kendiliğinden bir dü­zene girer. Elinde yemek tabağıyla çocuğun peşinden tuva­lete kadar giden anneler çok görülür. Keza çocuğa uyuması için neler neler yapılmaz ki… Sonuç şudur: Çocukların psiko-sosyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esasları bilinmeli, aile çocuk münasebetleri böylece düzenlenmelidir. İlmin amacı kolaylıktır. Aile ve çocuk refahı alanındaki icatlardan da yararlanmak gereklidir. Amaç mutluluktur.

KAYNAK: http://www.bebekkokusu.com

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocugunpsikososyalgelisimi1.htm

—————————————————————-

4 – 7 Yaş Döneminde Çocuk, Prof.Dr.Kemal Çakmaklı

http://www.bebekkokusu.com/

Bu dönem 4 ile 7 yaş arasındaki devreyi kapsar. Birinci bunalım dönemi ile ikinci bunalım döneminde yer alır. Bir bunalım dönemi değildir.

Bunalımdan çıkan çocuğun, yeniden gireceği (daha sonraki yılarda) bunalıma iyi bir şekilde hazırlanabilmesi için değerlendirilmesi gereken bir çağdır. Bu dönem belki de çocuğun en faydalı ve en süratli bazı çıraklıklar geçirdiği devredir. Çocuk sosyal çevre ile sürekli temasta bulunmak suretiyle devamlı olarak zihnini zenginleştirir. Duyuların alma kabiliyetinin en yüksek çağıdır. Üstün öğrenme özelliğine sahiptir. Bu çağdaki çocuk dünyaya karşı gerçek ve derin bir ilgi gösterir. Yetişkin bir insanın göremediği sayısız ayrıntıları görür. İşitmek, dokunmak görmek, kırmak vs. için oynar. Bütün bunları yaparken hiçbir metoda bağlanmaz. Zaten ona bir metot sağlamak da faydasızdır. Onun için önemli olan tek kanun içinde yaşadığı an ile ilgili geçici bir meraktır. İlgilerinde devam yoktur.

Kelebek gibi kendi heveslerinin peşinde koşar. 5 – 6 yaşlarına kadar bunda endişe edilecek bir şey yoktur. Bu özellik tabiatın gereğidir.
Çocuğun bu yaşta zihninin gelişmesi harekette bulunmasına bağlı olduğundan harekete ve çeşitli oyunlara karşı büyük bir ihtiyaç duyar. İçinde bulunduğu sosyal çevre içerisinde keşifler yapmaya karşı da büyük bir ihtiyaç içindedir.

Bilindiği gibi hayatın ilk yıllan (özellikle ilk iki senesi) çocukta Pavlov’un şartlı refleksinde belirttiği gibi bir gelişim söz konusudur. Pavlov’un deneyi burada hatırlanmalıdır. Köpeğe zil çalınca yemek verilmiştir, bu hep böyle devam etmiştir. Bir süre sonra zil çalınmış, yemek verilmemiştir. Bu kez köpeğin ağzının salyalarının aktığı gözlenmiştir. Yani zil çalınca yemek geleceğine köpek şartlanmıştır. Buna benzer şekilde çocuk da bu yıllarda annenin elinde biberonu görünce ona kavuşmak için tepinir, bazı jestler yapar. Oysa bu ikinci çocukluk çağı dediğimiz dönemde yeni zihin fonksiyonları gelişmeye başlar. Bu gelişim belirginleşme yolundadır. Otonom sinir sistemine ilaveten merkezi sinir sistemine ait istemli hareketlerde önem kazanır.

Hayellere ve güzel masallara karşı zevk duyması bu çağın en belirgin özelliğidir. Bu dönemde zihinsel gelişimin normal olabilmesi için yeterli ve dengeli beslenebilmesi de çok önemlidir. İyi beslenebilmelidir.
Önemli bir nokta da şudur: Bu çağda sevgiden yoksun edilen çocuk, incitilen ve yalnız bırakılan çocuk, kendisini kuşatan gerçeklerden daha güzel bulduğu hayallere kapanır. Hayata gittikçe uyamaz hale gelir ve yapayalnız kalabilir. Bunun sebebi duygu ve sosyal düzende olduğu için tedavi çaresi de buna göre düzenlenmelidir.

Duygu düzenindeki bozukluğun bir belirtisi çocuğun yalan söylemesidir. 3 çeşit yalan vardır:

1) Büyüklerin kendisini cezalandırmasından korktuğu için söylenen yalan,
2) Kendisini korumak amacıyla söylenen yalan,
3) Başkalarını aldatmak için söylenen yalan.

Bu üç çeşit yalan birbirinden çok farklıdır. Burada zararlı olan 3. tip yalandır. Diğer 1 ve 2’nci yalanlar daha masum kabul edilebilir. Çocuğun duygu düzenindeki bozukluğu yansıtan yalanı burada 3. tip olarak belirtmemizde yarar vardır. Bu tür yalan onun duygu düzenindeki bozukluğu yansıtır. Çocuk henüz tenkit duyusu gelişmediği için 1 ve 2 nci tür yalanları söyleyebilir, burada kötü niyet yoktur. Örneğin hayvanat bahçesinde bir fil görmüştür. Çocuğun hayvanat bahçesine gittiği doğrudur, ancak fil görmemiştir. Bunun gibi olayı biraz hayaliyle süslendirebilir. Hemen belirtmek lazımdır ki, bu üç tip yalan da yalandır ve istenmeyen bir durumdur. Ancak çocuk yeterli psiko-sosyal olgunluğa henüz erişmediği için burada en zararlı yalan olarak 3 ncüyü görmemiz mümkündür ve bu tür yalandan daha çok tedirgin olmamız lazımdır.

6 ile 7 yaşlarında çocuk anne-baba ve sosyal çevresinde bulunan bireyleri uluorta türlü sualleriyle taciz edecek kadar soru sormaya meraklıdır. Yetişkinlerin çocuğa anlayabileceği tarzda cevap verme zahmetinde bulunmaları mutlaka gereklidir. Tabii bu kimi kişiler tarafından zahmet sayılsa bile bu konuda devamlı susturulan çocuk önce merakını sonra da güvenini kaybeder (çok mühim nokta). Niçin soruları çağının 9 yaşına doğru hafifleyeceğini de bu vesileyle belirtmekte yarar vardır.

4 ile 7 yaşları arasında bencillik çağı “egosantrizm” belirgindir. Masum bir saflık ifade eden bencillik vardır. Buna “güzel egosantrizm” çağı diyenler de vardır (Jacqueline, G). Her şeyi kendine göre değerlendiren bir zihin eğilimi vardır. Bu özellik de 9 ila 10 yaşında normal olarak geçer. Yeterki ailede yeterli insan sevgisi almış bulunsun.

Egosantrizmin ergin çocukta ve yetişkin insanda bencillik şeklini alması için 8-12 yaşları arasında yani 3. bunalım dönemine girilmeden önce kaybolması gereklidir. Bunun için son durak bu yaşlardır. Aile bu yaşlara kadar sabırla bencillik duygusunun geçmesini ve de bilgili tutum ve davranışlarıyla bekleyebilmelidir. Tabii geçmesi bu kadar uzamış ise, normalin de ilk bunalım döneminde bu duyguya ait temel mücadele verilmekteydi. Egosantrizm 3 yaşlarında kardeşine “benim annem”, “benim tabağım” vs diyerek kendisini göstermekteydi.
İkinci çocukluk çağında egosantrizm çocuğun bütün zihnini kaplar. Ayrıca bu çağda şu özelliklerde kendisini gösterir ki, bu konuda ailelerin bilgili olmasında yarar vardır:

Animizm vardır. Yani çocuk etrafındaki eşyayı canlı sayabilir. Sözgelimi bir gün çocuk annesine “Anne bir soba daha alalım, sobalarımız kardeş olsun”, diyebilir. Oysa soba canlı değildir. Bu normal bir gelişim evresidir. Çocuk 6 yaşına doğru bu döneme girmiş olur. Hatta tüm varlıklara, güneşe, taşa, suya, eve canlı gözüyle bakabilir. Onlara öyküler bulabilir. Bu hâl 10 yaşlarına doğru kendiliğinden geldiği gibi kendiliğinden kaybolur. Bu alanlarda çocuğu takıntılı yapan, ailenin çocuğu tanımaması, ondan yersiz korkuların doğmasını sağlamasıdır. Yine bu dönemde artifisyalizm görüşü vardır çocukta. Bu çocuğun her varlığın bir eser gibi yapıldığına inanmasıdır (Jacqueline, G). Ona göre ırmakların yatağını kazan, güneşi ileri doğru iten, rüzgârı estiren çok büyük ve güçlü bir insandır. Çocuğun bu safça inanışlarından dolayı telaşa kapılmamalıdır. Bunlar bir bakıma egosantrizmin çeşitli tezahürleri olarak da düşünülebilir. Egosantrizm duyusu bu yönde de bireye etkili olmaktadır.

Animizm ve artifisyalizmden sonra finalizm vardır. Bu çocuğun her şeyin insana hizmet etmek için yaratıldığına inanmasıdır. Görüldüğü gibi böylece çocuk giderek iyiye, güzele, doğruya ve erişkinliğe adım adım yaklaşmaktadır. Bunlar psiko-sosyal gelişimin evreleridir. Nasıl ki birey doğduğu anda taş taşıyamaz, odun kıramazsa, bunun için bedensel büyümeye ihtiyaç duyarsa, sağlığın psiko-sosyal gelişimi de bunun gibi evreler halinde olmaktadır.

Bu çağda (4-7 yaş dönemi) söylediği sözler arasında çocuk sebep-sonuç ilişkisini kavrayamaz. Annesi yemek hazırlarken ona yardım etmek ister beceremez, tabağın kırılmasına sebep olur diyelim. Burada çocuk iyi niyetle bu işi yapmak istemiştir. Anne onu cezalandırsa, bunun nedenini çocuk kavramakta çok güçlük çeker. Çocuk tabağın kırılmasından dolayı bir burukluk duyar, fakat niyetinin anneye hizmet olduğunu bu uğurda bu olayın meydana geldiğini daha kuvvetli hissederek, anneye yardım suç mudur diyerek düşünerek kendisinin azarlanmasını hoş görmez. Sütümü içmez, yemeğimi yemezsem, büyüyemem hasta olurum diye yeterli kavrama henüz gelişmemiştir. Yani sebep-sonuç bağını kurması ondan bu yaşta beklenmemelidir. Çocuğun zaman kavramını da 4 ile 8 yaşları arasında elde ettiğini söylemek lâzımdır.

4-7 YAŞ ÇOCUKLARININ PSİKO-SOSYAL UYUMUYLA İLGİLİ OLARAK UYULMASI GEREKEN BAZI ESASLAR

Çocuktan kırabileceği şeyleri saklamanız yeterli değildir. O yine de çevrede kıracak birşeyler bulacaktır. Bu nedenle çocuk yetiştirilen evde müze gibi türlü bibloların vd bulunması bu yöntem
tedbirle karşılanmalıdır. Tabii bunun zamanımızda bir hâl şekli çocuğun ayrı odasının olmasıdır, fakat bunun da sorunu tamamen çözmediği bilinmelidir. Çünkü çocuk orada cezaevi hücresi gibi daima kalacak değildir. Ev içerisinde bulunduğu zamanları da olacaktır. Çocuğun bir şeyler kırmasının önüne geçmenin en güzel yolu ona yavaş yavaş yaşıyla ilgili olarak mesuliyetler verilmesidir. Sözgelimi masanın örtüsünü örtme görevi ona verilirse, kırılacak eşyaları koruma işinden sorumlu tutulursa, bir iş olarak bu ona söylenirse çocuğun anne-babadan ve diğer ev bireylerinden daha fazla bir şeyler kırmadığı gözlenebilir. Görev vermek esastır. Bu büyük insanlar için de böyledir. Sınıfta en gürültücü çocuk gürültüyle mücadele koluna seçilirse güzel bir çare bulunmuş olur.

Okuma yazma öğretmek için bu dönemde acele etmemek lazımdır. Bu iş için 5.5 yaşından sonrasını asgari beklemek lazımdır. Saate bakmasını 7 yaşından sonra öğretiniz. Aksi olursa zamanınızı kaybedersiniz, zira çocuğun gelişimi itibariyle onun da zamanı gelecektir. Görüldüğü gibi aileye büyük görevler düşmektedir. Tabiat kanunlarına ters düşen tutum ve davranış çocukların psiko-sosyal gelişimlerini hem engeller ve hem de aile ve çocuk mutluluğunu olumsuz olarak etkiler. Bu nedenle bütün dinlerde de okumak, ilim tahsil etmek, en büyük görevlerden sayılmıştır. Demek ki bu yönden de düşünülürse, birey ancak okuyarak, bilime açık bir kimse olursa hayatta başarı yolu kendisine açılacaktır. Tüm dinlerde ilim ve okumanın önemi de buradan gelmektedir. Karanlıklar
ancak bilgiyle aydınlanacaktır. Sorunlara çözümler böyle bulunacaktır.
Onu o yaşta her şeye merak duymaya zihnini yorarsanız bu olumsuz etkilerini ortaya koyacaktır. Artık herhangi bir şeye öğrenmek veya yapmak için gayret göstermekten tiksinebilir ki bu tehlikelidir. Bütün bunları yapıp sonradan hiçbir şey olmamış gibi çocuğu suçlayan aileler pek çoktur. İşte bu sebeplerledir ki, batı ülkelerinde sadece çocuk psikiyatrisi klinikleri değil aile psikiyatrisi klinikleri de vardır. Çoğu zaman da birliktedirler aile ve çocuk psikiyatrisi klinikleri olarak. Batı ülkelerinde ‘Aile Refah Bakanlığı’ da görmekteyiz. Aile toplumun en esaslı bir yapı taşıdır. Ayrı bakanlık altında toplanarak ailenin mediko, psiko-sosyal sorunları refahları garanti altına alınmak istenmektedir. Çocuğa en büyük iyilik, onun ailesinin ve sosyal çevresinin kendini anlayabilmesini temin etmek olmalıdır. Onun bilgili bir şekilde yönlendirilebilmesi yetiştirilebilmesidir. Bunun için de paranın, hatta çocuğa ayrılacak zamanında o kadar önemli etkisi yoktur. Yeter ki, tutulan yol doğru olsun ve çocuğun psiko-sosyal özelliklerine ters düşmesin.

Olur olmaz ve sudan bahanelerle çocuğa engel olup durmaktan kaçınılmalıdır. Örneğin biz evimizde oturup gazete okurken veya çalışırken veya televizyon seyrederken birisi “kalk bana su getir” veya “gürültü yapma” dese bundan memnun olmayız. Türlü bahanelerle çocuğun gayretini engellememek lazımdır. Çocuk da bizim gibi kendi hayatını yaşayabilmelidir. Onun da kendisine göre türlü
sorunları, dertleri işleri vardır. Eğer çocuk kendini meşgul ediyor ve sıkılmıyorsa demek ki yaptığı şey, kendine göre iyidir, buna saygı göstermek gerekir. Tabii bu toleransımıza rağmen doğru olmayanı yapmak tarzındaysa -sözgelimi bir elektrik cihazını oynaması vd- o takdirde “otorite” prensibimiz devreye girmeli ve gereken yapılmalıdır. Çocuk zararsız şeylerle kendi kendini meşgul ediyor ve de bundan sıkılmıyorsa demek istediğimiz odur, buna mani olunmamalıdır. Bu ister beceriksiz parmaklarıyla parçaladığı bir ağaç yaprağı, ister sert bir kayaya sürttüğü taş olsun, yol boyunca pencereden izlediği arabalar olsun, bunları yapmakta serbest bırakalım. Çocuk böylece bizim bilmediğimiz ve hiçbir zaman da öğrenemeyeceğimiz şeyler öğrenir. O böylece evreni kendi içinde inşa etmektedir. Çocuğun tabiatla başbaşa olabilmesi onun psiko-sosyal sağlığıyla ilgili gelişiminde çok yararlı olur.

Tabiat bağ, bahçe, orman, park, açık hava onun için ndeta bir ilaçtır. Sinirlerinin gelişebilmesi ve doğayı tanıyabilmesi, buhran dönemlerini daha huzurlu geçirebilmesi için çocuğun tabiatla haşir neşir olması pek güzel imkândır. Ne yazık ki, büyük şehir yaşantısında bu tür imkânlar çocuklara kolay sağlanamamaktadır. Apartman çocuğu modeli ortaya çıkmaktadır ki, bu sosyal şartlar itibariyle çocuk daha çok büyüklerden alacaklı durumda olmaktadır. Çocuklara gerekli psiko-sosyal şartlar verilemedikçe, onların da türlü büyüme sancıları karşısında anlayışlı olmamız gerekmektedir. Tıpkı bulanık bir suda yeterli oksijenin bulunmadığı ortamda deniz nebatlarının, örneğin balığın yaşamasının güç olması gibi. Stress çağımızın, çocuğun normal huzurlu psiko-sosyal gelişim sağlamasında olumsuz olduğu bilinmeli bütün suç çocuklarda aranmaya çalışılmamalıdır.

Sosyal baskılar çocuğu ne kadar az rahatsız ederse onun gelişimi o kadar iyi olur. Çocuk sosyal gelişmesini yani cemiyetin bir ferdi olarak orada yerini başarılı bir şekilde olabilmesini, iyi beşerî münasebetler kurabilmeyi başkalarıyla münasebette bulunmak suretiyle öğrenir. Anaokulları bu nedenle onun gelişiminde yeri olan bir müessesedir. Tabii hu müessesenin modern olmasa bile çocuğun gelişiminde fena olabilecek tecrübeleri ona vermemesi şartıyla. Çocuklar arası karşılıklı sosyal temaslar, monologlar faydalıdır.

İkinci çocukluk çağında bireye (4-7 yaş) emirleri ve yasakları mantıkî bir biçim uzunca açıklamak yersizdir. Aşırıya kaçmamak şartıyla aile sevgisini kaybetmemek için yapmaması aşılanabilir. Çocuğa verilen ceza uzun zaman devam etmemelidir, ceza eğitici olmalı kin ve garaz bağlatmamalı, doktor hastaya ilaç verirken nasıl dikkatli davranırsa, ebeveyn veya çocukla ilgili bireylerde ona çeşitli yöneltiyi, cezayı öyle dikkatli vermelidir.

Çocukta bu dönemde adalet duyusu 5-6 yaşlarında şiddetlenir. Haksızlıklara tahammülü yoktur. İyi yöneltilmezse adalet duyusu fena gelişir. Görülmektedir ki, tabiat yavaş yavaş ve bir sıra plân dahilinde insanı özenle inşa etmektedir. Bu evrelere saygı göstermek ve en azından onları köstekleyici olmamak lazımdır. Bu da yaşına göre çocuğu psiko-sosyal açılardan tanımakla mümkündür.

4-7 yaşlan arasında çocuktan nezaket kurallarına uyum istenmemelidir. Bunu çocuk daha sonraki gelişimlerinde öğrenecektir. Nezaket sosyal bir gelişme sonunda yerine oturacaktır. Nezaket, kibarlık, centilmenlik sosyal gelişmenin üst basamaklarında yer almaktadır. Sosyal bir cila olarak da nezaketi tanımlayanlar vardır (Guy, J). Belli bir sosyalleşmeden sonra kendisini gösterir. Oysa kimi aileler çocuğunun hemencecik görgü kaidelerini bilivermesini arzu ederler. İşte burada da 5 altın kuralımızdan, 4 ncü prensip devreye girecektir. Sabır. Çocukta suçluluk duygusu niyete göre değil, harekete göredir. Reçel kavanozunu aşırmadıysa, aşıracaktı diye cezalandırırsak buna o akıl erdiremeyecektir. O odada oynamasına müsaade edilmişse, günün birinde o odada bir hastanın yatması, örneğin annesinin hasta olması ve çocuğun oynamasına müsaade edilen odaya yatırılması, onun oyunlarına engel olamaz diye düşünür. O gene orada oyununa devam eder. Çünkü o oda ona oynaması için verilmiştir.

Bu yaş çocuğu (4-7 yaş) cezasının geciktirilmesini iyi karşılamaz. Yaptığı suçun cezasını hemen bekler, ceza geciktirilirse, suçunun affedildiğine inanır veya o suçunu affedilmiş sayarak unutur. Onun için eğer ceza verilecekse, cezayı gerektiren bir olay varsa, ceza geciktirilmemelidir. Çocuk ancak 8-9 yaşlarında cezasının geciktirilmesini -eğer öyleyse- kavrayabilir. Bu yaşta ona göre suç olursa, cezası da vardır. Ceza yoksa, suç da yoktur tarzında düşünmeye yatkındır. Hele birisinde cezalandırıp aynı suçtan kimi kez de cezalandırmamak, üstelik de o suç nedeniyle ödünlendirmek, çocuğu alt üst eder. Aynı suç karşısında birinde ceza görmediğini, ikincisinde cezalandırıldığını, üçüncüsünde de ödünlendirildiğini düşünen çocuk herhalde şaşkına dönecektir. Çocuk kendisinin cezalandırılmadığını zaaf veya zayıflık sayar. Çocuğu cezalandırdıktan sonra affetmek lazımdır. Böylece tekrar sosyal ilişkiler rayına girmelidir.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/dortyediyas.htm

—————————————————————-

Çocuklara Söz Dinletebilme Sanatı, Prof.Dr.Kemal Çakmaklı*

http://www.bebekkokusu.com/

Uygulaması beceri, yetenek, kabiliyet isteyen çeşitli çalışma alanları vardır. Bu çalışma alanları için sadece o dala ait yeterli bilgilerin bilinmesi yeterli değildir. O branşda başarılı olabilmek için başka beceriler de gereklidir. Örneğin hekimlikte operatörlük aynı zamanda bir sanattır. Yani uygulaması beceri ister. Diş Hekimliği aynı zamanda bir sanattır, uygulaması ayrı bir yetenektir. Bu şekilde pek çok bilim sanat ve meslek saymak mümkündür. Teorik olarak birey o bilimi bilebilir. Hatta o bilim ile ilgili olarak hoca da olabilir. Fakat o bilimi uygulamak yerine göre ona zor gelebilir. Alanında müstesna bir bilim adamı olabilir lakin uygulaması olmayabilir. Bildiği bir bilgiyi kendi hayatında kullanmamak da ayrı bir konudur. Bazı insanlar vardır örneğin sağlıklı yaşayabilmek için pek çok şey bilebilirler fakat bizzat kendi hayatlarında bu bilgiyi kendileri için kullanmazlar.

Acaba sağlık dersi veren nice kimseler bu öğrettiklerini kendileri değerlendirmekte midirler? Bu bilgisi ile yaşamamaktır. Bu da çok kötüdür. Tehlikelidir ve olmaması lazım gelen bir husustur. Çünkü kullanılmayan bilgi hamallıktır. Ancak burada durum başkadır. Birey o konuda yeterli bilgiye ve diplomaya sahiptir. Ne var ki el becerisi iyi olmadığından bu bildiklerini başarılı bir şekilde yapamazlar. İşte operatörlük, işte diş hekimliği gibi…

Bilmek başka yapmak başkadır. Bu neden olmaktadır? Çünkü kimi konular vardır ki istediğiniz kadar bilin, kitaplarını yazın vs. o işi kendiniz yapamayabilirsiniz. İşte bu sanatın ne olduğunu anlatma konusunda sanırım yeterli bilgilerdir. Bir insan çok iyi bir keman öğretmeni olabilir ama kendisi hayatta belki hiç konser bile vermemiştir. Fakat nice değerli sanatkarlar yetiştirmiştir. Çünkü onun parmakları o derece usta olmayabilir. Bu öğretmen doğruyu, yanlışı çok iyi ayırt edebildiği halde yani hocalığı mükemmel olduğu halde sahneye çakıp konser veremeyebilir. Velhasıl örnekler çoktur.

Burada konumuz “çocuklara söz dinletebilme sanatıdır”. Demek ki çocuklara söz dinletebilmek de bir sanatmış. Evet öyledir. Yani çocukları ne kadar iyi tanırsanız tanıyınız, ne kadar doğruyu söylerseniz söyleyiniz, bu söylediğiniz o çocuğun kesinlikle lehine, hayrına da olsa yine de gel gelelim örnekleri sayısız denecek kadar çoktur, çocuklara söz dinletebilmek de bir sanattır. Yani bilgi bilmek yetmez, onu uygulayabilmek için de yetenekli olmak mecrubiyeti vardır.
Buyurun çocuk orada, siz de buradasınız. Haydi bakalım çocuğa dediklerinizi yaptırtınız. Çocukla çok iyi bir etkileşim içersinde ömür sürünüz. Bu herkesin temennisidir Lakin gelgelelim mesele her zaman bu kadarda da basit olmamaktadır. Çocuğun yaşı ne olursa olsun pek çok anne anne, baba, öğretmen, ebeveyn vd. çocuğu yönlendirmede zorluk çekmişlerdir ve de çekmektedirler. Bir baba olmamın dışında 30 yılı aşkın uzmanlık hayatımda bu konuya ilişkin pek çok örnekler görmüş bulunmaktayım.

Evet çocukları yönlendirebilmek öyle kolay bir şey değildir. Yemeğini doğru dürüst yemediği için çevresini üzen çocuklar yok mudur? Her türlü ihtiyaçları karşılandığı halde temiz, güzel odasında dersini çalışmayan ve bunun için de ailesini, öğretmenini üzen öğrenciler yok mudur? Kendisinden ufak yapabileceği bir iş istendiği halde, bin dereden su getiren bunu yapmayan çocuk yok mudur? Bunun dışında da yapma denileni, sanki insanları kızdırmaktan zevk alırmış gibi özellikle yapan çocuk veya çocuklar pek mi azdır? Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Velhasıl nereden bakılırsa bakılsın, çocuklara söz dinletebilmek öyle kolay bir iş değildir. İşin çok ilginç yanı her denileni yapan, lüzumundan fazla sessiz ve sakin çocuklar en az yaramaz, söz dinlemeyen çocuklar kadar endişe vericidir. Hatta onlardan daha çok incelemeye ihtiyaçları vardır. “Aman ne güzel benim çocuğum pek sessiz, otur dersen oturur, kalk dersen kalkar hiç öyle bir söz dinlememesi yoktur, ben pek memnunum” diyorsak, o çocuğu yetkili bir uzmana götürmeliyiz. Çünkü lüzumundan fazla sessiz ve sakin olan çocuklar endişe vermelidir, neden çünkü çocukların ruhsal ve sosyal sağlıkları için çeşitli gelişim evreleri vardır.

Bu çağlarda çocuklar bilhassa söz dinlemez olurlar vs. Bu buhran dönemlerine birinci, ikinci ve üçüncü olarak numara verilmektedir. Yani üç yaş buhran dönemi birinci, yedi yaş buhran dönemi ikinci, on iki yaş buhran dönemi üçüncü buhran dönemlerinin adlarıdır.

Yalnız isimleri bile olay hakkında iyi bir fikir verebilmektedir. Birinci buhran dönemi, ikinci buhran dönemi, üçüncü buhran dönemi, birinci kaprisler çağı, ikinci kaprisler çağı, üçüncü kaprisler çağı, birinci uyumsuzluk, intibaksızlık dönemi, ikinci uyumsuzluk, intibaksızlık dönemi, üçüncü uyumsuzluk, intibaksızlık dönemi, birinci karşı koyma buhran dönemi, ikinci karşı koyma buhran dönemi, üçüncü karşı koyma buhran dönemi, hürriyete karşı birinci atılım, hürriyete karşı ikinci atılım, hürriyete karşı üçüncü atılım dönemi.

Bakınız çocukluk yaşlarına ait bu dönemlerin adları bile çocukların niçin zaman zaman söz dinlemedikleri veya dinlemeyecekleri hakkında ip uçları vermektedir. Eğer çocuğa sözünü dinletmek ve onu yönlendirmek durumuında olan kimseler en azından bu buhran dönemlerinin özelliklerini ve bu çağlarda başarılı uyumlarının esaslarını çocuklar yönünden bilemiyecek olurlarsa işleri zorlaşacaktır. Bu buhran dönemleri hangi yaşlarda başlar ve hangi yaşlarda biter, bu buhran dönemlerinin başka isimleri nelerdir. Bu buhran dönemleri niçin vardır. Bu buhran dönemlerinde çocuk ne gibi psikososyal gelişim evreleri yaşamaktadır.
Kız veya erkek çocukların durumları farklı mıdır? Çocuğun söz dinlememesinde sosyal çevrenin rolü nedir. Şehir çevresinde yahut kırsal yöre de yaşamakta olan çocuklarda söz dinleme yönünden farklılıklar var mıdır? Ailenin nörotik yani sinirli bir yapıya sahip olması ile sessiz, sakin olması, çocuğun söz dinleyip dinlememesinde etkili midir?

Sıcak, ılıman veya soğuk, dağlık yöre çocukları arasında söz dinleme bakımından farklılık var mıdır? Bu coğrafi yerleşim bölgeleri içersinde hangilerinde bu buhran dönenleri daha yoğun geçmektedir? Sefalet, yoksulluk, felalet gibi istenmiyen hallerin çocuğun olgunlaşması üzerinde rolleri var mıdır? Çocuklara söz dinletebilme de bunların önemi nedir?

Anne ve babanın çocuk yetiştirmeyle ilgili olarak aynı paralelde olmaması, birisinin ak dediğine diğerinin kara demesi durumunda, böyle ailelerde çocuğun söz dinleyip dinlememesi nasıl olacaktır?
Çocuğa karşı yumuşak huylu olmak mı iyidir, yoksak çocuğa yüz vermemek, otoriter olmak mı onu yarınlara daha iyi hazırlayabilmek için lazımdır? Pekiyi irsiyetin çocuğun söz dinleyip dinlememesinde, yahut onu yönlendirebilmede rolü yok mudur? Hangi karakter yapısı en iyisidir?

Bu tip suallerle bir kitap oluşturmak mümkündür. Sonuç nereden bakılırsa bakılsın madem ki aile olunmuştur, artık çocuk sadece bedensel yönden değil, psikososyal yönlerden de tanınmalıdır.

*Sosyal Hizmet Uzmanı

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocuksozdinleme.htm

———————————————————————-

Çocukların İlk Yaşlarda Eğitimi Prof.Dr.Kemal Çakmaklı*

http://www.bebekkokusu.com/

Çocuğun ilk yaşlardaki eğitimi ve öğretiminde çocukta normal davranışların gelişmesi için neler yapılmalıdır?

Çocuk anne ve babayı taklit etmeye çalışarak bü­yümektedir. Çocukluğun ilk yıllarında çocuk anne ve babası­na adeta aşıktır. Onlar hata yapmaz. Onlar çocuğun gözün­de adeta abidedir. Oidipus Kompleks denilen dönem de bu en yüksek seviyesine ulaşmaktadır. Bu ise 3 yaş ve civarında kendisini gösteren bir olaydır.

Çocuk anne ve babasına karşı bu duygular içerisindeyken onlar tarafından hafife alınması, ceza ve eleştirileri şüphesiz çocuğu direkt olarak etkileyecek­tir. Ceza ve eleştiriyle sıhhatli çocuk yetiştirmek mümkün değildir. Böyle çocuğun gelişimi tesadüflere terkedilmiş ola­caktır.

Doğru yol çocuğun ciddiye alınması ve onun psiko-sosyal özelliklerinin bilinerek, başarılı uyumlarının esasları dahilinde yetiştirilmesidir. İnsan aşık olduğu kimseden hep ceza ve eleştiri, tenkit görür durursa nasıl bir durum ortaya çıkar? Bunu herkes tahmin edebilir. İşte burada da durum böyledir.

Zira çocukluğun ilk yıllarında çocuk anne ve baba­sına adeta aşıktır. Onları abide gibi görür. Ona göre onun anne ve babası herkesin anne ve babasından daha iyidir. On­lar değerlidir ve bir tanedir.

Unutmamak lazımdır ki bu çağ giderek şekil değiştirecek ve çocuk 18 yaşlan civarında anne ve babasının zannedildiği ka­dar önemli kişiler olmadığını söyleyecektir.

Aslında çocukların çeşitli yaş evrelerinde anne ve babaları hakkında değişik düşüncelere sahip olmaları doğaldır. Örneğin küçük yaşta anne babaya çocuk hayran olmak sure­tiyle onlar gibi olmaya özenmektedir. Bu büyümenin bir modeli olmaktadır.

Daha sonra bu hayranlık giderek azal­maktadır. Çünkü kişi kendisi anne ve babadan eğitimciler­den uzaklaşıp hayatını kuracaktır. Hür ve müstakil olarak ha­yata atılacak ve kendisi iş kuracaktır. Kendine güven duygu­sunun oluşabilmesi için öncelikle kendisine inanması gerekir. Hep anne babaya hayran olsa, belki de hiçbir zaman kendi kişiliğini bulamıyacaktır. Öyleyse doğal olayları iyi kavramak e onlara uygun çözüm yollarını yeğlemek en doğru yoldur.

*Sosyal Hizmet Uzmanı

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cegitim.htm

———————————————————–

3 Yaş – Birinci Bunalım Dönemi, Prof. Dr.Kemal Çakmaklı, Sosyal Hizmet Uzmanı

Bu döneme, “Özgürlüğe karşı birin¬ci atılım”, “Birinci kaprisler çağı”, “Egosantrik dönem”, “3 yaş bunalım dönemi” gibi isimlerde verilmektedir. Çocuk, ego’sunu, yani benliğini bu dönemde keşfeder. Bu keşif iyi olamaz, başarılı atlatılamazsa, halkın egoist dediği, bencil bir tipin ortaya çıkması çok doğaldır. Ortaya çıkan daha sonra giderilebilmesi ancak uzman yardımlarıyla o devrede veya daha sonraki ay ve yıllarda derinlemesine çalı¬şılarak mümkün olabilmektedir.

Böyle bir sonucun daha sonra giderilmeye çalışılması şöyle bir örnekle ele alınabilir: Bir pence¬re camını kırmak veya kırmamak. Biraz dikkat edilir ve cam kırılmazsa mesele yoktur. Eğer cam kırılmışsa o taktirde o kırık camlar toplanıp fabrikasına gönderilir, kırık parçalar tekrar cam haline getirilebilir ve bir usta tarafından yerine yeniden takılabilir. Birinci yol çok basittir. Küçük bir dikkat, ikinci zahmetli yoldan insanı korur.

3 yaş bunalım dönemi¬nin başarılı veya başarısız geçmesi ve sonradan telafiye çalı¬şılması aşağı yukarı bu örnekte verildiği tarzdadır. En iyisi bu dönemi anne ve babanın iyi tanıyarak, buna uygun dav¬ranışları benimseyebilmeleridir. 3 yaşına kadar çocuk çevresindeki mekanı yavaş ya¬vaş keşfetmiş ve inşa etmiştir. Evde zararlı işler, örneğin ta¬bakları kırmak, merdivenden düşmek vs. gibi yapabilir (dik¬kat). Tedbirli olunmalıdır. Tedbir alınmalıdır. Merdiven baş¬larına parmaklıklı kapı yapılması gibi tedbirlere gitmek la¬zımdır.

Bu dönemde anne-baba çocuğuna sık sık “Koşma düşeceksin, dokunma kirleteceksin, dikkat et bir yerini acıtacaksın” der dururlar. Hastalıktan yeni kalkmış bir kişiye yavaş yavaş odada dolaşmaya başladığı zaman bundan sevinç duymamız gerekir. Oysa böyle yapmayıp da onun bu hareketine kızgınlık gösterilirse, hastanın iyi olma azmi kırılabilir. Ayağa kalkmaya hasret kalmış hasta kendi¬ne bu gücü bulabiliyorsa hatta doktor kendisine engel ol¬mak istese bile ayağa kalkma işini yinelemek isteyecektir. Çocuk için de durum böyledir. O özlemle yürümeyi, geliş¬meyi, bilgisini artırmak için etrafı karıştırmayı arzulamakta¬dır. 3 yaşındaki çocuk elinden gelse dünyayı keşfetmeye ça¬lışır. Kırılabilecek şeyleri kırmaya, kalemlerle bir yerleri çiz¬meye ihtiyacı vardır. Buna göre bir oda veya köşe hazırlan¬ması evde çocuk için faydalı olur. Çocuğu bütün bunlarda tecrübe sahibi olmasında kontrolümüz dahilinde serbest bı¬rakmalıyız.

Çocuk bu çağda (2.5-4 yaş) çevreden ve aileden adeta çözülerek hürriyet yolunda ilk merhaleyi aşar. Amaç ileride tek başına hayatını yaşayabilecek hale gelmesidir. Bunun ilk sınavı bu dönemde verilmektedir.
Bir kuşun uçabilmek için ilk palazlanmaya başlaması bunun güzel bir örneğidir. Böyle böyle kuş uçmayı öğrene¬cektir. O da kendi başına yuva kuracaktır, onun da yavruları olacaktır ve böylece tabiat devam edip gidecektir. Bu döne min bir diğer adı da “ilk karşı koyma bunalım dönemi” dir. Bu nedenle çocuk kendisine vasilik edenlere karşı koyma¬dan rahat edemez. Bunun da sebebi şudur: O kendi kuvveti¬ni tanıyacaktır. Kendi öz kuvvetini deneyecektir. Kendini kabul ettirmeye çalışacaktır. Daha ileriki yıllarda geçireceği, ikinci bunalım dönemi için güç toplayacaktır. Sosyal benliği keşfetme buhranı, bunun için daha şimdiden kendisine ce¬miyette bir yer temin etme sancılarını halledebilmek için ze¬minler hazırlamakla meşguldür.

Bütün bunlar normaldir. Yaşamanın, gelişmenin, ev¬relerin bir neticesidir. Bunlar bilinmezse çocukta bu karşı koymalar çok şiddetli hâl alır ve daha büyük kaprisler şeklin¬de belirir. Çocuğun bu özelliği anne-baba tarafından hatır¬lanmazsa çok ciddi karı-koca sorunları ortaya çıkabilir. Zira eşler mutlu olmak için evlenmişlerdir. Oysa çocuk türlü kaprisleriyle onlara adeta hayatı çekilmez hale getirmektedir. Nitekim halk arasında bir söz vardır, evliliğin tekli yıllarında karı-koca sorunları, kavgalar çok olur denilir, yani 3, 5, 7 nci yıllarında, 3 yaş ve 7 yaş buhran dönemleri bilinseydi, bu sun’î karı-koca sorunları doğmazdı. Esasen evlilik psiko¬lojisine göre eşler herhangi bir şekilde zaafa uğradıkları tak¬tirde, birbirlerini suçlamak yoluyla konuyu saptırma eğilimi vardır. Örneğin ekonomik sorunlar karı-kocanın ciddi kav¬galarının doğmasına neden olabilir. Oysa karı-koca masum¬dur. Sorun ekonomiktir, bunun gibi. Sonuç, tabiat kanunları tanınmalı, ona uygun davranışlar benimsenmelidir.
Anne ve babanın çocuğun eğitiminde aynı paralelde olmaları ciddi bir sorundur. Yani aynı bilgileri birlikte bilmeli ve uygulamalıdırlar. Görüş ayrılıkları varsa bunlar uygun şe¬killerde biran önce ortaya konulup giderilmelidir yoksa bundan sadece anne baba değil çocuk da çok örselenecektir.

Çocuğun psiko-sosyal özellikleri ve başarılı bir uyu¬mun esasları konusunda enne ve babanın fikir birliği içeri¬sinde olmaları, aile ve çocuk mutluluğu açısından aşılması gere¬ken ilk aşamadır.
Çocuk bedensel ve psiko-sosyal gelişimi açısından et¬rafta zarar verebileceği eşyaların bulunmadığı bir odada ve¬ya en iyisi bir bahçede oynayabilmelidir. Havanın güzel ol¬duğu durumlarda çocuğun doğa içerisinde olması çok fay¬dalıdır. Gerek odada ve gerekse bahçede çocuk takip ve kontrolden asla uzak tutulmamalıdır. Ancak bu müdahale anlamında olmayıp, onun canına ve çevreye zarar verebil¬mesini önlemek yönünden önemlidir. Bu yaşta çocuğun pa¬halı oyuncaklar yerine tahta küpler, ip, çakıl taşları, eski fa¬kat temiz çantalar, üst üste.koyarak şekil yapabileceği seramikler, oyuncak el terazisi, sepet, bozuk ve kullanılamaz du¬ruma gelmiş olan telefon apareyi, belki bir yazı makinası (daktilo) vb. daha yararlıdır. Kaslarını ve duyularını çalıştıra¬bilmek yönünden de bu tür aletler gereklidir.

Örneğin bir baba kendi imkânlarıyla 1x1x5 cm. bü¬yüklüklerinde küçük küçük tahta parçalarını marangoza ha¬zırlatabilir. Kendisi bir pazar günü çocuğuyla birlikte bunu önce zımparalayabilir. Sonra da onları renk renk yağlı boya ile boyayabilir. Bunlardan bir sepet dolusu, tahminen 150-200 adet olması, hatta aralarında farklı ölçülerde tahta par¬çalarının da boyalı olarak bulunabilmesi bu kriz dönemi¬ni yaşayan çocukların pek işine yarar ve bunları üstüste koy¬mak suretiyle türlü şekiller yapmak ister. Çok ucuz ve kulla¬nışlı araçlar olurlar. Üstelik kırılması, yarılması, yutulması gi bi tehlikeler de bulunmamaktadır.

Çocuğun normal gelişimi açısından gürültü etmesi bir gereksinimdir. Fazla sessiz çocuklar, çok hareketli çocuklardan daha çok endişe uyandırmalıdır. Rehberlik her şeyden önce sevgi, tolerans, otorite, sabır ve inanma işidir. Çocuğa anne ve babasından istediği psiko-sosyal hakları sevgi vd. verildiği zaman, ondan da bazı şeyler istemek ve almak daha kolaylaşır. Örneğin otoritemize itaati gibi. Nite¬kim gerçek sevgi ve tolerans görmüş çocuklar anne ve ba¬balarının otoritelerini daha rahatlıkla kabul ederler ve onlara itaat ederler. Çocuk üzülüyor, ağlıyor diye onun iyiliği için ondan beklediğimiz işleri yapmıyorsa, söz tutmuyorsa, bu istediklerimden vazgeçmek, çocuğun işlerini ağlıyarak yaptırabileceğine dair onda bir kanı oluşmasına sebep olur. Bu nedenle çocuktan birşeyler isterken bunla¬rın istenebilecek şeyler olup olmadığı konusunda önce iyi karar verip ondan sonra kararlı olarak onu uygulamamızda büyük yararlar vardır. Örneğin bu dönem bunalımı içerisin¬de olan çocuğun televizyon seyredip seyretmemesi konu¬sunda verilmiş ciddi ve tutarlı karar alınmalı ve istikrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Birgün öyle, birgün böyle birbirini çelişkiye düşüren davranışlar çocuğu da, aileyi de mutsuzlu¬ğa götürür. Çocuğu eğitenlerin bir süre sonra çocuk karşı¬sında etkisiz hale gelmeleri bundandır.

Yetişkinler, çocuğun akrabaları ve diğer sosyal çevre bireyleri, çocuğu yola getirmek veya ona karşı yeterince et¬kili olabilmek için ne kadar araya girerlerse, çocuğun karşıkoyma tepkileri de o nisbette çok şiddetli olur. Çocuğun kaprisleri giderek artar. Anne-baba burada esastır. Diğer sosyal çevre bireyleri anne-babanın otoritesini çocuk üzerin¬de sarsacak davranışlardan şiddetle sakınmalıdırlar. Oysa iyilik yapıyoruz diye nice aile yakınları çocuğun yanında an¬ne ve babayı eleştirirler veya onların koydukları kurallara ters düşecek tavırlarda bulunurlar. Böylece çocuğun sosyal gelişimi yeni krizler ortaya çıkarır. Öyle ise, sadece anne babanın değil, tüm bireylerin bu alanlarda asgarî bilgiyi bil¬meleri vatandaşlık görevi olarak mühimdir.

Çocuğun kaprisleri karşısında yapılabilecek en iyi ha¬reket tarzı, çocuğun tehlikesizce yapabileceği şeyleri yapmasına izin vermek, öte yandan da kaprislerini görmemezlikten gelmektir. Suçları karşısında veya yapması lazım ge¬len işlerinde sarsılmaz bir sesle ve sakinlikle onu eğitmek gerekir. Bundan çıkan anlam şöyle de olabilir: Çocuğu ho¬şuna gideni kırmakta, kapıları karalamakta, duvarları çiz¬mekte serbest mi bırakmak lâzımdır. Verilecek cevap, evet¬tir. Çocuğun kaslarını ve duyularını geliştirebilmek için buna ihtiyacı vardır. Çocuğun ilaca ihtiyacı olsa bu alınmayacak inidir?

KAYNAK: http://www.bebekkokusu.com/

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/birincibunalim.htm

————————————————————-

7 Yaş – İkinci Bunalım Dönemi, Prof. Dr.Kemal Çakmaklı, Sosyal Hizmet Uzmanı

Bu dönemin diğer adlan, “Hürriyete karşı ikinci atılım”, “Yedi yaş bunalım dönemi”, “İkinci kaprisler dönemi”, “Sosyal benliği keşfetme aşaması”dır. Başlama ve bitme zamanları için hatırda kalması kolay pratik tarif şu şekilde yapılabilir. Çocuğun ilkokul birinci sınıfa başlamadan, ilkokul ikinci sınıfa geçene kadar ki zaman içerisinde kendisini gösterir. Tabii bu dönemler bıçakla kesilmiş gibi tam olarak ay ve günlerle belirlenemez. O ülkenin tabiat şartlarından tutunuz da, çevrenin yapısı, şehir ve köy çevresi, ailenin sosyal yapısı, çocuğun sosyal temaslarla karşılaşma yoğunluğu vd. bu bunalım dönemlerine girmesinde ve onlardan bir an önce çıkmasında etkilidirler. Ülkemiz için ikinci bunalım dönemi yıllarını çocuğun 6.5 yaşı ile 8 yaşı arası olarak söylemek mümkün ise de biraz taşma gözlenebilir, yani 7-8.5 yaşlarına da kayabilir. Söylediğimiz gibi pek çok psikososyal olaylar bu yaşların tespitinde önemlidir. Çocuğun yaşadığı sosyal şartlar burada önemlidir. Zaten dönemin ismi de ortalama bir deyişle “7 yaş sendromu “olarak belirlenmiş bulunmaktadır.

Bu dönemde çocuk sosyal benliğini keşfeder. Ben kimim, etrafımdaki bireyler kimdir, benimle onlar arasındaki mesafe nedir? Çocuk bu devrede sosyal bir varlık olarak toplum içerisindeki yerini alma krizi içerisindedir. İnsanın adaptasyonu için bu da önemli bir evredir. Bireyin sosyal ve asosyal bir tutum ve davranışa yönelmesi, iyi, yeterli ve dengeli insanî münasebetler becerisi kazanabilmesi isteniliyorsa bu ikinci kriz dönemini, sosyal benliği keşfetme yıllarını ailenin iyi değerlendirmesi ve çocuğunu uygun yönlendirebilmesi gereklidir.

İlkokul 1. sınıf öğretmenlerinin bu konuda önemliden de öte üstün rolleri vardır. Devletin bu öğretmenlerin refahı konusunda da ayrı bir çaba sarfetmesi çocukların gelecekleri açısından gereklidir. Birinin refahı bir diğerine bağlıysa, önce o bir diğerinin refahı temin edilmelidir. Kendisinin yardıma ihtiyacı olan bir birey diğerine nasıl yardım edecektir? Öyle ise çocuk refahı, çocuğun ileri yıllara iyi hazırlanabilmesi için önce bu işi yapacak olanların refah düzeyleriyle, psiko-sosyal sorunlarını halletmeleriyle doğru orantılı olacaktır. Sorunların çözümü için meseleye tek yönlü değil çok yönlü bakabilmek zorunluluğu vardır.

Öyle ise çocuğun yönlendirilmesi, refahı derken, buna direkt olarak etkili olacak faktörleri de bilmeli, meseleye tam bir yaklaşım sağlanmalıdır. Aksi takdirde gelip geçici küçük küçük tedbirlerle sorunun temelinden çözümlenebilmesi beklenmemelidir.

Bu dönemi çocuğun başarılı atlatamaması halinde sosyal uyumsuzluk söz konusudur. İçe kapalı, dışa dönük tabir edilen-halkın bu şekilde tanıdığı- birerler türer. Düzeltilmediği oranda uyumsuzluk hali giderek o bireyde kökleşecektir. Oysa bunu önlemek anne-baba, çocuğun sosyal çevre bireylerinin zamanında alacakları ve istikrarlı bir şekilde devam edecekleri koruyucu tedbirler ile bu yaşlarda basitçe sağlanabilecektir.
Şimdi 7 yaş kriz dönemini yaşayan çocukların psiko-sosyal özellikleri ve başarılı uyumlarının esaslarını kısaca görelim:

İkinci karşı koyma bunalım dönemidir- Birinci bunalım dönemi sürekliydi (kesintisizdi), bu dönem de süreklidir (kesintisizdir). Yani çocuk bu krizden çıkana kadar kriz durmaksızın devam eder. Oysa bundan sonra görülecek olan kriz dönemi sürekli değildir, iyileşme, nüksetme safhalarını gösterir. Bir ve ikinci bunalım dönemleri kısadır, ortalama olarak ikişer yıl diyebiliriz. Buna karşılık üçüncü bunalım dönemi 10-13 yıl sürecektir.

(Ergenlik Dönemi)

Bu çağda zihin düzeyinde gelişmeler devam eder. Akıl ve ruh sağlığını oluşturan melekeler, psiko-motor güçlerin inşası sürmektedir. Ayrıca, bu arada yeri gelmişken belirtmek de yarar vardır, bu dönemde çocuk mikrobik hastalıklara, örneğin kabakulak hastalığına, iltihabî bir durum olan apandisite eğilimlidir. Hemen belirtmek isteriz bedensel hastalıkların ortaya çıkması da yine doğayla yakînen ilgilidir. Her mevsimin, her sosyal sınıfın, sosyal sınıf hastalık ilişkileri ise tıpta uzun zamandan beri bilinen bir olaydır. Örneğin kabaca diyecek olursak zenginlerde şeker hastalığı, kalp hastalığının çok görünmesine karşılık, bunun karşıtı toplum kesiminde de mikrobik hastalıklar, infeksiyonlar, tüberküloz vd sık rastlanmaktadır. Hastalık türlerinde önemli farklılıklar bulunmaktadır. Hangi hastalıkların hangi mevsimlerde ve hangi yaş gruplarında kendisini gösterebileceği de epidemik haritalarda kendisini göstermektedir. Hatta ileri batı kültürlerinde hangi gün kaç kişinin öleceği bu şekilde küçük yanılgılarla bilinebilmekte ona göre tabut ve mezar hazırlanmaktadır. Hayat ümidi, hayatsal tablolar sayesinde oldukça yaklaşık olarak insan ömrünü bile söyleyebilmektedir.

Bu dönemde süratle beden gelişmesi de söz konusudur. Kızamık, su çiçeği, kulak iltihaplan da ek olarak ortaya çıkabilir. Çocuğun bünyesinin kuvvetli olması, dengeli beslenebilmesi gereklidir. Ünlü bir söz vardır. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur diye. Bu nedenle vücudun sağlam olması psiko-sosyal gelişimi kolaylaştıracaktır. Bedensel ve psiko-sosyal iyilik halleri daima birbirleriyle etkileşim içerisindedirler.

İkinci kaprisler döneminde çocuk kendini çeviren somut dünyaya hükmetmek sevdasındadır. Bu yaşta çocuk okula gider, ailesi içerisinde olduğu gibi ilgi merkezi olmadığını, birçok çocuklarla eşit olduğunu biraz acı bir şekilde keşfeder. Çocuğu el bebek gül bebek büyütmenin, nazlı büyütmenin, ona sınırsız sevgi ve ilgi göstermenin, çocuğa iyilik olsun diye böyle davranmanın, sakıncaları çıkmaya başlamaktadır. Çıkış yolu çocuğun psiko-sosyal özelliklerini bilerek dengeli yaklaşımlarda bulunmakla olacaktır. Böylece evde başrolü oynayan çocuk okulda, figüran değilse bile önemsiz bir rol olmak durumunda kalmışsa gerçekten sarsılır. Çocuk ilkokula başlamadan anaokullarında, bahçede çocuk gruplarıyla yeterli sosyal beceri ve kültür almış ise bu onun imdadına yetişecektir.

Çocuk ilk kriz döneminde olduğu gibi, kendilerine vasilik yapanlara karşı koymadan bu dönemde de hürriyetini elde edemez ve bu bunalım dönemini sağlıklı geçiremez. O dönemde görülen kaprisler bu dönemde de görülür ve aynı çarelere başvurularak çoğu zaman geçirilir. Örneğin 5 kuralımız; sevgi, tolerans, otorite, sabır, inanma burada da geçerlidir. Anlaşamamazlıklar vardır. Çocuk nedeniyle aile anlaşmazlıkları, çocukların (kardeşlerin de) birbirleriyle kıskançlıklarından doğan anlaşmazlıklar, erkek çocuğun babasıyla olan güçlükleri olağandır. Her bunalım döneminin karakteristik özelliği enferiyorite duygusu (acizlik, aşağılık kompleksi denilen hal) bu dönemde de kendisini gösterir. Okula gitmesi kendisinde sarsıntı yapabilir, uyum da güçlükle karşılaşabilir. Anne ve baba da anlayışsız ve sert davranırlarsa bu kompleks daha şiddetli hâl alır. Belirtileri şunlardır:

1. İnsanların yanında tutuklaşırlar, rahat hareket edemezler,
2. Kekemelik başlayabilir, normal konuşurken kekeleyerek konuşmaya başlar,
3. Düzensiz hareketleri vardır, yemek, uyku, çalışma, okul, oyun saatleri vs. birbirine karışabilir, kendine iyi bir plân yapamaz, yapılan plânı uygulamakta güçlük çeker, istikrarsızlık baş plândadır,
4. Kararsız ve ürkek bakışları olur,
5. Belirsiz davranışlar,
6. Önüne geçilemiyen bir beceriksizlik,
7. Tikler…

Bunlar ruhî anlaşmazlık arttığı çocuk anlaşılamadığı, ona bilimsel yardım edilemediği ölçüde, sık sık tekrarlanır ve kökleşir.
Nasıl ki, bir bedensel hastalık halinde idrar tahlili, kan tahlili, röntgen çektirme, check-up vd. yapılıyor. Buralardan elde edilecek veriler hastalığı tayin ediyorsa, bu alanda belirtilerden en önemlileri de yukarıda sayılan yedi madde ile karakterize edilebilir. Bunların mevcudiyetinin anlamı şudur: Hepsinin bir arada olması gerekmez, bir ve birkaçının olması da teşhis için aynıdır. Bir tekinin bulunması yeterlidir, onu değerlendirebilme bakımından:

Sözgelimi “ey anne,baba ben ikinci bunalım dönemi içerisinde çok sıkılmaktayim, bu bunalımı atlatamıyacağım ümitsizliğe düştüm,size yalvarıyorum gücünüz yeterse benim imdadıma koşunuz, sizden yardım diliyorum, beni kurtarın” demektedir.

Bu belirtiler anne baba tarafından böyle yorumlanmalı ve bilimsel yardımlar kendisine ulaştırılmalıdır. En büyük yardım onu anlayabilmek ve özelliklerine uygun şekilde kendisine davranabilmektir, bu unutulmamalıdır.

Burada küçük bir uyarıda bulunmak isteriz. Kekemelik İle solaklık arasında ilişki vardır. İstatistikler her 15 çocuktan birisinin solak olduğunu ortaya koymuştur. Sözgelimi sınıfta herkesin içinde alaya alınmaları kekemeliğe neden olmaktadır. Solaklık bilindiği gibi beyinde yazı yazmayı idare eden merkezin beynin diğer yarı küresinde olmasıyla ilgilidir ve bu doğaldır. Doğuştandır, irsiyetle de ilgilidir. Solaklık bir kusur değildir. Sağ elini kullanacağına birinci plânda sol elini kullanmaktadır. Mesele bundan ibarettir. Bu sebeple solak olan çocuklara ailede ve okulda baskı yapılmamalıdır. Bu hal kekemelikten de başka daha pek çok psiko-sosyal sorunlar yaratabilir. Onun da sol elini kuvvetlendirmesi konusunda yardım etmek yerinde olur. Solak nice ünlü kişiler bulunduğunu hatırlamak lâzımdır. Mühim olan kişinin kendi değerleridir. Psiko-motor güçlerini iyi bir şekilde geliştirerek psiko-sosyal uyum sağlayabilmektir.

Bu ikinci bunalım döneminin çocukta yaratabileceği enferiyorite (acizlik kompleksi, halkın aşağılık kompleksi dediği hal) duygusu, çocuk 3 ncü bunalım dönemine girmeden kendiliğinden kaybolması gerekir. Bunun için son durak 12 yaştır (12 yaş bunalım dönemine girerken bitmiş olmalı).
İkinci kaprisler döneminde anne-baba, ebeveyn ve çocuğun sosyal çevre bireylerinin ona yardımları şöyle olabilir. Bunlara dair bazı esaslar şöyledir:

1. Çocuğa faydalı olduğunu ve kendine göre üstünlükleri bulunduğunu gösterebilmesi için bir çare bulmak gereklidir. Bunun için iyi ve güzel yönleri özenle araştırılmalı ve bunlar örnek gösterilerek kendine güveninin artmasına yardım edilmelidir. Oysa çok aile çocuğunun daima kötü taraflarını görmeye ve bunları söyleyip durmaya pek alışkındır. Biz çocuğun iyi tarafları titizlikle aranmalı, bulunmalı ve bunlar çocuğa söylenmelidir diyoruz. Böylece çocuk hatalarını daha çabuk düzeltebilecektir. Yetişkin bir insan hatalarının söylenmesinden hoşlanabilir. Tabii bu konuda türlü kompleksleri bulunmuyorsa ve psiko-sosyal gelişimleri iyi olabilmişse. Ancak çocuk zaten acizlik kompleksi devresi içerisindedir, bir de yangına körükle gitmek gibi biz ona daima aciz olduğunu yineler durursak, başarısızlık doğal hale gelir.

2. Zaafa ve yenilgiye düşmeden, istikrarlı bir şekilde (vazgeçmeden) çocuk daha çok sevilmelidir. Sevgi ilaçtır. Nice düzelmez sanılan çocuklar bu yolla uyum sağlayabilmişlerdir. İnsan ruhunun en büyük gereksiniminin sevgi olduğu bilinmelidir. Sevgi olmadan yapılan işlerin de bir huzur vermediği gözlenebilir.

3. Sevginin paylaştırılmasında tam bir adalete riayet edilmelidir. Anne-babalar, ev bireyleri, kardeşler arasında, öğretmen sınıfta öğrencileri arasında vd. Ancak belki de hastaya yapılan ihtimam gibi zayıf olana bir miktar tercih yapılabilir ise de bunda da ölçülü ve bilgili olmak lâzımdır. Zayıf çocuk acizliğinden dolayı kendisinin fazla sevgi gördüğünü, eğer aciz (zayıf, hasta, yetersiz vd) olmasa böyle olmayacağı düşüncesine kapılmamalıdır.

Böyle olursa iki durum olur.
a) Çocuk bu hali benimser, buna sığınır, bu durumu suistimal edebilir,
b) Acizlik duyguları kökleşir, kendi kendini düzeltmede yeterli gayreti göstermez veya gösteremez.
Aile bu durumu nazik bir şekilde ayarlayarak hasta olana gösterebilecek sevgide bir miktar iltimas, burada da sağlanmalıdır. Çünkü onun bu ihtimama daha çok ihtiyacı vardır.

4. Özellikle Erkek çocuğu olmak üzere, enerjisini boşaltabilecek yorucu oyunlara katılabilmelidir, ona bu imkan verilmelidir. Erkek çocuğun kız çocuklarına nazaran daha çok buna ihtiyacı olması onun bünyesel durumuyla ilgilidir. Aynı şekilde de kız çocuklarının bedenini eğitici ritmik dans çalışmalarına katılması, annesine ev işlerinde yardım etmesi, açık hava gezintileri ve oyunları benimsemesi yararlı olacaktır. Kendi içine kapanmış kız çocukları için bilhassa bu tür sosyal çalışmalar planlanmalıdır.

5. Bu dönemde çocukların kaprislerinden başarılı çıkabilmeleri için onlara kuvvetleriyle orantılı olarak sorumluluklar verilmelidir. Eğer bu sorumluluk bir angarya gibi değil, ailenin menfaatine hizmet etmek bakımından şerefli bir amaç için verilirse çocuk bunlardan gurur duyacaktır. Bu sorumluluğu anne-baba ve okulda öğretmen iyi bir şekilde plânlıyabilir.

6. Dövülen ve bahtsız olan çocuklar şefkatli olamaz. Bu nedenle çocuğu bahtsız edecek türlü olaylardan ve bilhassa dayaktan kaçınmak lazımdır. Dayak zararlıdır Hele hele çocuğun dövülmesi hiç düşünülmemelidir. Zira dayak kişiliği kemirir. Acizlik duygusu içerisinde olan çocuğu büsbütün aciz yapar. Daha da fenası suçlu tiplerin doğmasına yardım eder. Sonuç şudur: Dayak çocuk için zararlıdır.

Dövülen çocuk mutsuzluğa itilir. Kişinin psiko-sosyal yapısına etkisi ileriki yıllarda da kendisini gösterir. Evlendiğinde eşini döver. Başarılı bir evlilik ilişkileri kurması zorlaşır. Mutluluğu kendisine bağlı olan insanlara karşı psiko-sosyal görevlerini yeterli yapamaz. Bahtsızlık ve şefkatsizlik en büyük tehlikelerden sadece ikisidir.

Böyle çocuklar arkadaşlarına cömert görünmek için hırsızlık yapabilirler, hayvanlara eziyet etmekten hoşlanırlar. Sineğin, kelebeğin kanadını yolar, kediyi kuyruğundan havaya kaldırır vd. giderek anti-sosyal, sosyal uyumsuz olur.

Bütün bunlar sadece dövülmekle ilgili değildir. Tüm olarak bu belirtiler ikinci bunalım döneminin kötü geçmekte olduğunun delilleridir ki iyi değerlendirilmelidir.

İkinci bunalım dönemine ahlâk bunalımı dönemi de denmekte olduğunu özellikle belirtmek lâzımdır. İlkokul 1. sınıf ve bu dönemden bir yaş alt ve bir yaş üst yıllarda göründüğü hatırlanarak, çocuğun bu devresine özen gösterilmelidir. İnsan 7 yaşa kadar inşa edilir sözü de pek mühimdir 12 yaşından sonra çocuk üzerinde anne baba iyi bir etkileşim kuramamışlar ise, çocuğuna karşı artık etkisiz kaldığını ve kalmakta olduğunu, çoğu zaman hayret ve büyük bir acı ve hırs içerisinde görür. Çaresizlik içerisinde kalır, yeterli aile ve çocuk refahı hizmetleri sağlanamazsa -bilhassa çocuk rehberliği klinikleri- aile ızdıraplarıyla başbaşa kalır, çocuk da keza aynı şekilde yönlendirilemez, çeşitli psiko-sosyal sorunlar türer gider.

7. Evde çocuğun ayrı bir odası olamazsa bile bir köşesinin olması sağlanmalıdır. Anahtarla kilitli dolabı olmalıdır. Eğer çocuk kendine göre kıymetli şeylerini saklayacak bir yer bulmazsa, bunları kalbine saklar, kalbini anahtarla sıkıya kilitler ve size kapalı tutar. Bu hâl içedönüklük yapar. Şimdi sormak istiyoruz, acaba çocuğa evde kilitli bir dolap temin edebilecek olup da, bilmeyerek bunu yapmayan anne babalar yok mudur? Pek çoktur. İşte çocuğu yönlendirebilmek böyle küçük küçük kuralların benimsenebilmesi ve yerine getirilmesiyle olmaktadır.
8. Bizim çocuğa verdiğimiz (yani anne-babanın ve çoğu diğer sosyal çevre bireylerinin) emirlerle değil de, onun tecrübelerinin verimi olan davranış kurallarıyla gelişmesine olanak tanımak lazımdır. Çocuk davranış kurallarını kendi tecrübeleriyle bulursa başarı çok yüksek olacaktır. Bu fırsat kendisine verilmelidir.

9. Anne-baba çocuk üzerinde anne-baba olarak yaptıkları kuvvetli etkiyi ihtiyatlı ve iradeli bir şekilde kullanabilmelidir. Anne-baba ve çocukla ilgili diğer bireyler açık kalpli olmalıdır. Çocuğa karşı, onun kalbine ve çocukça düşüncelerine girmenin yolunu bulmalıdırlar. Bu durum esasen bunalım döneminde, yararlı sayılabilecek, yardımınızı beklediği zamanda ona yeniden güven verecek, yaşama sevinci duy-masına vesile teşkil edecektir. Çocuğun bakışı ile gülümseyişi güvenini kazanmak şerefine layık olup olmadığımızı bize söyleyecektir. Bu aslında anne-baba için gerçekten bir şereftir.

Bu önerilerden sonra şimdi ikinci bunalım dönemiyle ilgili olarak şu son açıklamalarımızı sunabiliriz:

Çocuk bu dönemde, üstün insan idealini temsil eden anne ve babasının mükemmel olmadıklarını, herşeyi bilmediklerini ve herşeyi yapamayacaklarını farketmeye başlar. Bu aslında sosyal gerçeklere doğru atılan bir diğer adımdır. Büyük bir şaşkınlıkla, hatta zihin bozukluklarının kaynağını teşkil eden gerçek bir iç ızdırabıyla anne ve babasının birbirleriyle yaptıkları kavgaları keşfeder. Çocukların da adeta önüne geçilmez bir şekilde derin ahlâk ve psiko-sosyal bozukluklar yaratan geçimsiz ailelere acımak lâzımdır. Sosyal benliğini keşfetmeye çalışan çocuk için bu tamiri pek güç olabilecek bir durumdur. Çocuk toplumun geleceği yönünden mühim bir varlıktır. Böyle durumda çocukların savunulabilmesi için çocukların anne ve babaları aleyhine, kamu avukatları kanalıyla dava açılması lüzumu düşünülmüştür. Çocuk suçları mahkemesi kanunlarında ülkemizde de çocuğun hakları artık daha belirgin bir şekilde korunma yolunda bulunulmaktadır. Anne-baba çocuğun önemli gelişim evrelerinde olduğunu bilerek pek zorunlu olmadıkça geçim sorunlarıyla ilgili olarak çocuklarının yanında olay çıkarmamaya azami özeni göstermelidirler. Görüldüğü gibi çocuk bundan pek çok etkilenmektedir. Bunun zararını başta çocuk, sonra aile, sonra da giderek toplum, insanlık çekecektir. Bu durumda ne olur:

1- Çocuk anne ve babasına olan güvenini kaybeder,
2- Kendi içine kapanır,
3- Bu hâl onda yalancılığı doğurabilir. Gerçeği sevmediği için olması istediğini olmuş gibi ifade eder.

Bu denli yalancılık bundan önceki dönemde görünmez. Zira çocuk o dönemde çocuğun anne ve babasının herşeyi bildiğine inanır yalan söylerse farkedileceğini zanneder. Örneğin gözlerinden yalan söylediğini anne ve babasının anlayacağını umar. Oysa daha 7 yaş bunalım döneminde anne-baba figürü onun gözünde yıkılırsa rahatlıkla gerçekten yalan söyleyebilir.

KAYNAK: http://www.bebekkokusu.com/

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ikincibunalim.htm

——————————————————————

Üçüncü Çocukluk Çağı, Prof.Dr. Kemal Çakmaklı, Sosyal Hizmet Uzmanı

Hatırlanacağı gibi çocuk 1.Bunalım döneminden sonra 2.çocukluk çağına, 2.Bunalım döneminden sonra da, 3.Çocukluk çağına girmektedir. İnsanlar psiko-sosyal erginliğe ve olgunluğa erişebilmek 3 aşamaya gereksinim göstermektedir. Buna 1. 2. 3. bunalımlar devresi denmektedir. 8-12 yaş döneminde 3. çocukluk çağı yer almaktadır. Şimdi bu döneme has özellikleri gözden geçirelim:

Bu çağ egosantrizmin gerileme çağıdır. Egosantrizm çocuğun kendi benliğini merkez haline getirmesi, bencillik, egoistlik dediğimiz hâl olmaktadır. Oyuncaklarını, annesini, babasını vd. kimselerle paylaşmak istememesi halidir diye kısaca hatırlatabiliriz. Bu gelişimdir ve iyi bir olaydır. Böylece egosantrizmin gerilemesi çocuğun sosyal plânda benzerlerinin dünyasına tamamıyla girmesine imkan verir. Bu aynı zamanda çocuğun zihin planından düşünce dünyasına girmesine imkân verir. Akıl ve ruh sağlığını oluşturan psiko-motor güçlerin gelişmesi yanında düşünmenin de bu gelişimlerin bir verisi olarak gelişmesi hız kazanır. Artık çocuk eskiye nazaran daha düşünen ve kendi iç dünyasında sebep sonuç bağıntısı aramaya başlayan bir kimse olur.

Bütün bu gelişimleri engelleme, en azından onlara olumsuz etkiler söz konusu olmaz ise ilerleme süratli olur, bu çağ başarıyla tamamlanır. Yine burada da aile anlaşmazlıkları en büyük tehlikeyi meydana getirir. Onun sosyal çevreye (dış dünyaya) yeterince açılabilmesinde mühim bir olumsuz etki yapar. Bu hâl onun çeşitli psiko-sosyal sorunlarının da aileye açılabilmesini engeller. Çocuk iç dünyasına kapanır ve bu haller bu dönemin önemli zenginliklerini tehlikeye sokar veya onların elde edilmelerini güçleştirir.

Bundan önceki dönemde çocuk herşey hakkında kendisine göre -egosantrizmin şiddeti nispetinde- tabiat olaylarına dair çeşitli açıklamalar yapmaktaydı.

Çocuk ancak 9-10 yaşlarına doğru doğa olayları hakkında düzgün açıklamalar yapmaya başlar. Örneğin ağaç hareket etmek istediği ve kendisine özgü bir kuvveti olduğu için değil, fakat rüzgâr onu hareket ettirdiği için dallarını kımıldatır diye düşünmeye başlar. Yine bunun gibi, bulutların kendi iradeleriyle ve iç kuvvetleriyle hareket etmediğini onun da rüzgâr etkisiyle olduğunu düşünür. Görüldüğü gibi çocuk yavaş yavaş ve bir plân dahilinde gerçekleri görmekte ve psiko-sosyal gelişimini tamamlamaktadır. Bu gelişimin evrelerini iyi bilmek ve çocuğa saygılı olmak ona yapılabilecek ilk büyük hizmettir.

Bu yaşa kadar çocuk yetişkin bir kimse tarafından kendisine yapılan açıklamaları dinliyor fakat benimsemiyordu veya kişisel inançlarıyla hayalleriyle birleştirmeye çalışıyordu. Bu hâl üçüncü çocukluk çağında daha gerçekçi düşüncelere yerine bırakacaktır. Zihin düzeyinde devam eden gelişmelerin buna müsaade ettiğini hatırlamakta yarar vardır.
9 yaşından önce çocuk hiçbir zaman birtakım ilişkileri (sebep-sonuç ilişkilerini) yeterince göremez. Örneğin anlatılan hikaye yarıda bırakılıp çocuğun kendine göre bu hikayenin sonunu getirmesi ondan istense çocuk bunda başarılı olamaz. Çocuğun hikayeyi mantıkî bir şekilde bir neticeye bağlayamadığı gözlenir. Çocuk bu hikayede geçen 2 nci, hatta 3 ncü derecedeki bir meseleyi ele alır ve hikayeyi onunla bitirmek ister. Esas konuyu ihmal eder. Hikayenin sonunda ise olayla ilişkisi olmayan bir senaryo sergiler. Dinleyen bundan bir zevk almaz ve ona türlü sualler sorar, hikayeyle ilgili olarak, hikayedeki filanca ne oldu, pekiyi o kimse sonra ne yaptı vs. gibi. Anlamlı bir sebep-sonuç ilişkisi kuramadan hikayeyi tamamlar.

Bu çağda resimleri gibi, kendi anlatacağı hikayeleri de birbirini tutmayan şeylerle doludur.

Mantıklı bir şekilde muhakeme işini 10-12 yaşından küçük çocuğun yapmasına imkân yoktur. “Çünkü, mademki, öyleyse” gibi kelimeler onun dilinde ancak 9-10 yaşları arasında görülür. Bu konuda aile olarak bilgili davranmak lazımdır, bu zihin gelişmesinin önemli bir aşamasıdır.
Çocuk 11 yaşından önce A, B’ye eşit olduğu ve B’de Cye eşit ise, A’nın da zorunlu olarak Cye eşit olduğunu ifade etmekten acizdir. Çocukları kolejlere hazırlamak için onların yarış atı gibi koşturulmalarına ne demelidir?

Bu çağda ders kitabını yazdırarak bunu öğrenin gelin tarzında bir açıklama çocuğun merakını öldürür.

Annelerin ve çocukla ilgili bireylerin onun sorularına cevap vermek için her gün onlara birkaç dakika ayırmaları gereklidir. Yeter ki soruları ilgisizlikle karşılanmasın. Haklı meraklarını tatmin için yakınlarından ümidini kesmesin. Bu çocuk ile aile arasında diyaloğun kopmaması anlamında da olmaktadır ve önemlidir. Böylece anne-baba ve çocuğun yakın sosyal çevre bireyleri çocuğun üzerinde yaptıkları etkiyi -büyük etkiyi- korumuş olurlar. İleriki yıllarda buna özellikle çok ihtiyaç olacağı unutulmamalıdır, aileye başkaldıran çocuklar vd. böyle böyle ortaya çıkarlar.

Bilindiği gibi üçüncü çocukluk yaşı olan 8-12 yaş arası çocukların psiko-sosyal özellikleri üzerinde durulmaktadır. Bu çağın diğer özellikleri şöyledir:

Merak çocukları hayata sevk eden önemli bir özelliktir. Çocukların kişisel merakları gerçeklerle temas ettikçe tatmin olur. Bu nedenle bu çağda da çocukların kişisel meraklarını tatmin edebilmeleri için onlara keşif görevleri verilerek gelişimlerini iyi anlamda desteklemiş oluruz. Bu nasıl olabilir? Çocuk soru sorduğu zaman ona zaman ayırıp yanıtlar vermekle olur. İlgi duyduğu konularda ona fırsatlar tanımakla olur. Sözgelimi senfonik konseri merak eden çocuk, bilet alınıp oraya götürülür, bu konuda ona bilgi verilir. Hayvanat bahçesini merak eden çocuk oraya götürülür, giderken, gelirken kendisiyle ilgilenir çocuk ciddiye alınır, o alanda açıklamalarda bulunulur. Esas olan çocuğa samimi olarak ilgi duyabilmek zemini oluşturmaktadır, bu alanda onu tatmin edebilmek için.
Aritmetik problemlerine ait açıklamaları çocuk ortalama olarak 11 yaşından önce kavrayamaz.

10-11 yaşındaki çocuk artık her şeye kolayca inanmaya başlar. Ancak gördüğü işittiği ve söylediği şeyler hakkında hüküm vermesini öğrenir. Bu onun bu dönemdeki gelişimlerinden bir tanesidir.

12 yaşına doğru çocuk, muhakeme kabiliyetini çok defa aşırı bir şekilde belli etmeye başlar. Her şeyi mesele yapabilir ve yine her şey üzerinde tartışmaya eğilimlidir. Bu onun çevresinde yeni güçlüklerle karşılaşmasını sağlar. Kendisine yapılan hizmetleri, kendisine verilen sözleri eleştirir. Bilindiği gibi muhakeme akıl ve ruh sağlığını oluşturan melekelerdendir. Şahsın etrafında ve kendisinde cereyan eden hadiseleri akl-ı seliminin süzgecinden geçirerek onlardan doğru neticeler çıkarma melekesidir. Hal böyle olunca çocuk bu tanımda belirtilen durumu 12 yaşma doğru aşırı bir şekilde belli etmeye başlar. Anne-babaların ve çocukla ilgili bireylerin onun bu özelliğini bilmeleri ve ona ters düşmemeleri gerekmektedir. Kendi haklarının amansız bir savunucusu olabileceği gibi, haksızlıklara da tahammülü azalmıştır. Kendi kendini de eleştirmeye böylece daha belirgin olarak başlar. Muhakeme kabiliyeti bunu da kendisine sağlar. Kendisini kendisinin tanıyabilmesinde bu dönemde sosyal çalışma bilim ve sanatından çok yararlanır. Keza çevresini de tanıması için bunu söyleyebiliriz.

Zaman kavramı, zamanın önemi, zamanı değerlendirme gibi konuları çocuk 9 yaşlarında kazanır. Zamanını ayarlayabilmesi 9 ncu yaşın en büyük kazançlarındandır. Derslerimi şu kadar saatte bitirebilirim veya bitiremem gibi yargılara varabilmesi önemli bir gelişim olarak değerlendirilmelidir. Zaman kavramı gelişmemiş nice büyükler vardır. Görüldüğü gibi bu da tesadüfi olmamaktadır. Oluşması gelişmesi zamanı ve kuralı bulunmaktadır. Herşey zamanında güzeldir, bunları ilk rehber olan anne ve baba -özellikle- çocuğuna sağlayacağı kolaylaştırıcı imkânlarıyla temin edebilmelidir. Günümüzde annenin de çalışma hayatına girmesi, türlü ekonomik sıkıntılar belki yeterince çocuklara aile ilgisini mümkün kılmamaktadır.

Şimdi çok önemli bir noktaya daha gelinmiştir. Üçüncü çocukluk çağı (8-12 yaşlar) tam bir koleksiyonculuk çağıdır. Bu zevkin geliştirilmesi gereklidir. İleride üçüncü kaprisler döneminden çocuğun kurtarılmasında, bu dönemi başarılı bir şekilde atlatabilmesinde bu tür zevklerin çocukta gelişmiş olması aranacaktır. Çocuğun yapabileceği bazı koleksiyon (biriktirme) işleri şöyle olabilir. Pul koleksiyonu, para koleksiyonu, kartpostal koleksiyonu, bitki koleksiyonu vd. Örneğin bir eski kitap arasında bunları beyaz bir kağıda yapıştırması ve bir klasörde bunları saklaması. Daha pekçok faydalı psiko-sosyal olgunluğa ermede kolaylık sağlayabilecek koleksiyonculuk türleri vardır. Bu işleri bilen bir aile dostu sözgelimi çocuğa faydalı olabilir, onu koleksiyonculuğa yönlendirebilir. Çok anne-baba bilirim ki, bir tek pul defteri alma masrafını üslenmeyi bile lüzumsuz buldukları için kabul etmemişlerdir. Rehberlik herşeyden önce inanma meselesidir.

Bu çağ aynı zamanda çocuğun zekice inşaat yaptığı ve makina tertibatını bozduğu, bozabileceği devredir. Ortaya bir eser koymaktan hoşlanırlar. İşte koleksiyonculuk çocuğun bu yönünü de tamamlar. Görüldüğü gibi tabiatta herşey bir denge içerisinde cereyan etmektedir. Evde saati, radyoyu, ütüyü vd. tamir edeceğim diye bozması olağandır. En iyisi ona bozabileceği oynayabileceği, eski bir çalar saat, daktilo makinası, radyo vd. temin etmektir. Bu tür eski aletler atılmayabilir ve çocuğun üçüncü çocukluk çağına geldiğinde bunları değerlendirsin diye bir köşeye saklanabilir. Çocuğun bu tip bir tamirci yanında hafta sonlarında çalışması da mümkündür. Uygundur.

9-12 yaşları arasında çocukta, daha çok okul çalışmalarının meraka yer vermemesinden ileri gelen açık bir imgelem (tahayyül) eksikliği vardır. Okul zihin fonksiyonlarının meydana çıkmasını kolaylaştırmalıdır. Hayal ileriki başarılar için başlangıç teşkil eder. hayal başarılara giden yolu açar. İnsan zengin olduğunu, seyyah olduğunu vd. hayal edebilir. Bu hayaller o kişiyi şekillendirir, aradığı doğruyu bulmalarında onlara yardım eder. Halk arasında “boş hayallerle uğraşma” gibi sözler çok duyulur. Hayal başarıya giden, veya bireyi başarıya götürebilecek önemli bir olaydır. Yerli yerinde olmak şartıyla gereklidir. Tabii herşeyin olduğu gibi bunun aşırısı hastalıktır. Psikiyatri’de türlü imgelem (tahayyül) ile ilgili rahatsızlıklar vardır. Hayal görme bunlardandır. İnsan hayatta çoğu zaman hayal ettiklerine kavuşmak ister. İstisnai olarak da insanın başına hiç hayal bile etmediği olaylar da gelebilir. Tabii bütün bunlar ayrı konulardır. Burada amacımız en kısa bir şekilde çocuğun psiko-sosyal uyumuyla ilgili açıklamalarda bulunmak ve onun uyumunu sağlamanın yollarını özetlemeye çalışmaktır. Ancak hemen belirtelim çocuğun hayâl kurma, saflık, çocukça düşünceler safhasında tutulması tehlikelidir. Bu tehlikeye düşmemek için çare, çocuğu tanımaktır.

Çocuğun normal bir sosyal hayat yaşamasına imkân vermek için onu tanımak ve gelişimlerine uygun tutum ve davranışların sosyal çevrede benimsenmesi lazımdır. Çocuğun psiko-sosyal gelişiminde görülen bu evreler, sıkıntılar, bir bakıma küçük küçük hafif hastalıklar, aile, okul ve tüm sosyal çevrenin onda görülen bu halleri kompleksleri devamlı ve derin hale getirebilecekleri asla unutulmamalıdır. Çocuk sosyal varlıktır, sosyal çevre onu sosyalleştirecektir.

Burada özetlemeye çalıştığımız üçüncü çocukluk yılları aynı zamanda ilkokul çağıdır. İlkokulda çocukların başarısızlıkları üzerine yapılmış türlü araştırmalarda mevcuttur. Bunlardaki bulgular şöyledir:

İlkokul çocuklarında okul başarısızlıklarına sebep olabilecek faktörler:
1) Gelişim kusuru (bedensel faktörler, beyin ile ilgili bozuklukların sebep olduğu psiko-motor yetersizlikler

2) İç ve ruhsal problemler,

3) Çevre etkenleridir. Bu kusurların ve okul başarısızlıklarının doğuşunda çocuğun yakın sosyal çevresi ile ve özellikle annesi ile kurmuş olduğu kişilerarası ilişki en önemli faktör olarak çıkmaktadır. Vak’aların çoğunda istikrarsız ve bazen de reddedici, baskı yapan anne söz konusudur. En ağır patolojik belirtiler reddedici annelerin çocuklarında görülmektedir. Başarısızlığın büyük ölçüde erkek çocuklarda görülmesi, ana-oğul ilişkilerinin bu problemdeki önemini göstermektedir.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ucuncucocuk.htm

KAYNAK: http://www.bebekkokusu.com/
—————————————————

Çocuğun Yeteneklerini Geliştirecek Öneriler

1. Çocuğunuza amacına yönelik seçenekler önerin ve kendi başına bir seçim yapması için cesaretlendirin.

Örnek: Ödevini bitirmesi gerekiyorsa, “Ödevini bitirmek için on dakika mı yoksa on beş dakika mı gerekli? ” ya da;”Ödevini ne zaman bitirmek istiyorsun: okuldan gelince mi, yoksa yemekten sonra mı? Böylece arkadaşın oynamaya gelebilir.”

Bu tür sorular, seçeneği çocuğa bırakarak, yapacağı işler üzerinde bir miktar kontrol edinmesini sağlayacaktır.

2. Olumlu sonuçlar istiyorsanız olumlu yaklaşımlarda bulunun.
“Benimle bu tonda konuşma !” demeyin, ama onun yerine “Bu konuyu bana daha kibar davranacağın bir zamana erteleyelim.” demeyi deneyin.
“Benimle münakaşa edemezsin” demek yerine, “Bu konuyu kavgamız bittiği zaman tartışmayı tercih ederim.” deyin.

“Buraya bak!” yerine “Beni dinlediğine emin olduğun zaman tekrar başlayacağım” demelisiniz.

Konuştuğunuz dil olumlu olursa onun da tavrı olumlu olacaktır. Çocuğunuzun, sesinizin tonunu ve mimiklerinizi kolayca anladığını aklınızdan çıkarmamalısınız. Onunla cevap vermesini istediğiniz tonda konuşmalısınız, davranışlarındaki değişikliği hemen fark edeceksiniz.

3. Sorun yaşanan durumlarda, kısa dönem unutkanlığın üstesinden gelebilmek için “hatırlatıcı” ipuçları kullanın.Örneğin; Başkalarına bağırıp, vurduğunda, “Kendini kontrol edebildiğini bana gösterdiğin zaman ne istediğini konuşabiliriz.”

4. Değişiklik yaşanacağı zaman, çocuğunuzu önceden uyarmayı unutmamalısınız. Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, dikkatini bir aktiviteden bir başkasına vermesi gerektiği zaman; kaybolmuşluk, endişe ve aşırı uyarılma duyguları yaşar. Değişiklik yaşanan bu zamanlar dikkatle ele alınmalıdır.

Örneğin; Ertesi gün okul gideceği günlerin akşamında, 20:30’da yatakta olmasını istiyorsanız, 20:15’de “Sana kitap okuyabilmem için, on beş dakika içinde dişini fırçalayıp yatağa girmelisin.”

Sabahları hazırlanıp, vaktinde kapıdan çıkabilmesi için ona bir tekerleme öğretebilirsiniz, örneğin; “İki, dört, altı, sekiz çanta, öğle yemeği, ödev ve bekle….” Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu müziğe çok yatkındır ve melodileri kolayca öğrenirler, ya da; Evde yapması gereken işler basamak basamak yazılarak bir yere asabilirsiniz.

5. Soğukkanlılığınızı kaybetmemelisiniz. Herkesin sabrının bir sınırı vardır, kendinize bir destek bulun.

Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların en iyi dinledikleri konuşma tarzı “öylesine” yapılmış sohbetlerdir. Öfkenizi gösterdiğiniz anda aynı tarzda bir tepki görürsünüz ve bu da sevimsiz kavgalara yol açar. Çevrelerindeki uyarılara çok açık olmaları, sizin ruh halinizi hemen “yakalamalarına” ve aynı şekilde size karşılık vermelerine neden olacaktır.

6. Kafasını taktığı ya da gereğinden fazla tekrarladığı hareketler konusunda, sizinle konuşmasının normal olduğunu ona aşılamaya çalışmalısınız. Bu hareketler, çocuk yorgun olduğu zamanlarda had safhaya ulaşacaktır. Böyle anlarda rahatlamasını sağlamak için çeşitli yöntemler denemelisiniz.

7. Fiziksel yan etmenlere önem vermelisiniz. Araştırmalar, ruhen mutlu olmanın iyi beslenme ve yeterli sporla münkün olduğunu ispatlamaktadırlar. Bu etmenler özellikle Dikkat Eksikliği olan çocuklarda büyük önem taşımaktadır. Karbonhidratlı yiyeceklere alışkanlık derecesinde bağımlılık gösteren çocuklar, spor aktiviteleri ile hiperaktiviteye yol açan baskılardan arınırlar. Ancak takım sporlarına katılmak, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar için nredeyse olanaksızdır; bu yüzden kişisel yapılan sporlar, örneğin; ip atlamak, koşmak ya da bisiklete binmek önerilmelidir.

Bütün bunlara ek olarak, aklınızdan çıkarmamanız gereken en önemli nokta; kendi kendinize iyi davranmazsanız, çocuğunuza da iyi davranamayacağınızdır. Kendinizi iyi bir ebeveyn olamadığınızı düşünerek asla suçlamayın. Yaptığınız işin, dünyadaki en zor ve stresli işlerden biri olduğunu unutmayın. Yetişkin hayatlarında başarılı olmuş pek çok insanın çocukluklarında Dikkat Eksikliği Sendromu olduğunu daima hatırınızda tutun ve sevginiz ve inancınızla, çocuğunuzun ilginç ve mutlu bir insan olabilmesi için tüm becerilerini kullanabilmesine yardımcı olmaya çalışın.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocukveoyun.htm

HABER KAYNAĞI

http://www.ailem.com/templates/news/detail/detail10.asp?id=13169

———————————————————————————-

Mutlu Çocuk İçin..

Anne babanın çocuğuna verebileceği en güzel hediye “mutlu olma kapasitesi”. Çocuğunuza, ruhunu hayatı boyunca besleyecek “pozitif bakış açısı” kazandırın. Bu çocukları, kendinden emin, optimist ve başarılı yapıyor.

İşte şu basit yolları deneyin…

1- Derslere, kurslara ara verip çocuğunuzla bire bir vakit geçirin. Onunla beraber yerde oturup yap boz yapın, mutfakta beraber omlet yapın, banyo yapmadan önce beraber yüzünüzü boyayın, parkta beraber kaydıraktan kayın.

2- Değer yargılarını geliştirin. Ona sorumlulukları olan değerli bir vatandaş olduğunu aşılayın. Etrafındaki insanların hayatında fark yaratacak kapasitede olduğunu gösterin. Mesela kullanmadığı oyuncakları beraber biriktirip, bir derneye bağışlayın. Eski gazeteleri biriktirmeyi, geri dönüşümü ona onun dilinde anlatın.

3- Aktivitelerde ona katılın, beraber bisiklete binin, beraber yüzmeye gidin, hem onu teşvik edersiniz hemde bol bol spor yapmış olursunuz.

4- Espri yapın, fıkralar anlatın, arada bir birbirinize takılın, bol bol gülün, gülmek daha fazla oxsijen solumanızı sağlar.

5- Çocuğunuzu iyi bir iş yaptığında tebrik edin, ona hangi konularda başarılı olduğunu açıkça anlatın. Mesela ödevini bitirdiğinde “resminde kullandığın renkleri çok beğendim …” gibi detay verin. Yaptığı proje hakkında konuşun. Çocuğunuzu hediye ile değil övgülerle ödüllendirin.

6- Çocuğunuzun iyi yemek yemesine özen gösterin. Yemek aralarında yoğurt, meyva ve bol su verin. Yemek yemez diye öğün araları çocuğunuzu aç bırakmayın, hem piskolojisini etkiler hem de kilo kaybına neden olur.

7- Çocuğunuza hayal gücünü kullanabileceği oyunlar yaratın. Resim yapmak hem hayal gücünü geliştirecektir hemde yaptığı resimden dolayı tatmin hissi doğacaktır.

8- Günde 4 kere çocuğunuzu kucaklayın, 8 kere öpün, 16 kere ona gülümseyin. Tüm bunlar size kat kat geri dönecek.

9- Çocuğunuzu dinlemesini öğrenin, lafını yarıda kesmeyin, başka bir işle ilgileniyorsanız, bırakın ve ona konsantre olun. Söylediği şeylerin önemli olduğunu onu dinleyerek gösterebilirsiniz. Bırakın aynı şeyleri tekrar etsin, siz hep aynı dikkatle dinleyin.

10- Mükemmeliyetçiliği bırakın. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar. Masayı silerken atladığı köşeyi tekrar silmeniz veya beraber diktiğiniz saksıyı düzeltmeniz ona yaptığı işin iyi olmadığı hissini verecektir. Bir daha çocuğunuzun yaptığı işi düzeltmek için elinizi uzattığınızda düşünün ! Eğer yaptığı iş tehlike yaratmıyorsa, sağlığa zararlı değilse elinizi geri çekin.

11- Karşılaştığı güçlükleri kendi başına aşmasını öğretin. Ayakkabı bağlarını yavaşta olsa bekleyin kendi bağlasın, çamaşırları asmanızda yardım etmek istiyor, beraber asın. Merdivenlerden kendi inmek istiyor, önünde yürümek şartıyla bırakın insin. Üstünden gelemeyeceği bir problemle karşılaştığında size problemi anlatmasını söyleyin ve çözümüne beraber karar verin.

12- Sevdiği şeyleri yapmasına izin verin, gereksiz kısıtlama enerjisini ve heycanını dışa atmasını engeller buda ona sıkıntı verir. Unutmayın… oyuncaklarını toplamayı öğrenmesi için önce dağıtabilmesi lazım.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/mutlucocuk.htm

KAYNAĞI: http://www.ailem.com
——————————————–

ÇOCUK EĞİTİMİNDE HOŞGÖRÜ, Prof.Dr.Kemal Çakmaklı ( Sosyal Hizmet Uzmanı )

Tolerans; Hoşgörüdür… Çocuk yapacaktır, ben de çocukken yaptım, kıyamet kopmadı ya diyebilmektir. Ufak tefek olay­ları gözde büyütmemektir. Bir bardak kırılmış, çocuk su dökmüş, elbisesini kirletmiş, istenmediği halde evde biraz karışıklığa yol açmış vs. hemen büyük olaylar yaratılmamalıdırr. Adı üzerinde o çocuktur.

Çocuk demek küçük, yetiş­mekte olan erginlik ve olgunluğa kavuşmamış demektir. Ni­tekim bir yetişkine “çocuk musun” denilse hakaret sayılabi­lir. Sebep budur. Öyle ise çocuğun henüz çocuk olduğu her zaman bilinmelidir ve tolerans kaidesi yeterince değerlendi­rilmelidir.

Çocuk yaptığı her davranışıyla iç dünyasında evre­ni inşa etmektedir. İnsan hata yaparak aradığı doğruyu bu­lur. Hata yapmadan iyiye güzele, mükemmele gitmek müm­kün değildir. Hata yapıla yapıla yapmama öğrenilir. Hata da eğitimde insanın yücelmesinde etkili bir araçtır. Ancak bu hataların ölüm, yaralanma, yangın çıkarma yahut benzerleri gibi vahim olaylar olmamasına şüphesiz çok çok dikkat edil­melidir.

Öğrene­bilmenin en iyi yollarından birisi de o şeyin hata olduğunu insanın bizzat görerek kavramasıdır. Atalarımız ” bir musibet bin nasihattan iyidir” demiştir. Doğrudur. Yani bir kötü olay bin kez nasihat vermekten daha yararlıdır denilmektedir. Yeterki bu hatalar bir bardak kırmak gibi ufak olsun. Bu ne­denlerle aile anlayıp dinlemeden, kendini frenlemeden der­hal çocuğa en küçük sayılabilecek hatasında bile büyük reak­siyonlar vermemelidir. Anne babanın çocuğuyla konuşmalan tutarlı olmalıdır.

“Boğaz kırk boğumdur otuzdokuzunu yut birisini söyle” atasözümüz ne kadar anlamlıdır. Tabii suç olan yerde ceza da vardır olmalıdır. Ama küçük kusurlar kü­çük ihmaller hoşgörü sınırında kalabilmelidir. Zaten büyük­ler için de öyledir. Büyüklerin her ufak tefek hatası da yüzle­rine vurulup durulsa herhalde hayat yaşanmaz olurdu. Nere­den bakılırsa bakılsın insan ilişkilerinde, bilhassa çocuk eğiti­minde “Tolerans” denilen olayın iyi doğru değerlendirilmesi şarttır.

Çocuk bir reçel kavanozunu devirdi diye, onu dövmek, onu ağlatmak, cezalandırmak ne derece doğru olabilir. Bunda çocuğun kastının olmadığı hemen hemen herkesçe bilinir. Çocuk bile bile ne diye reçel kavanozunu devirsin. Çocukluğundan kaynaklanan bir olay burada söz konusudur. İşte böyle olaylar için hoşgörü prensibi vardır ve bu ihmal edilmemelidir. Şüphesiz her şey normal hudutlar içerisinde olmalıdır.

Tolerans dendi diye artık bunu da ifrata kaçırıp olur olmaz her şeyi ebediyyen hoş görmek de gerekmez. Bu­rada ne denilmek istendiği zannediyorum iyi bir şekilde anla­şılmış durumdadır. Çocuğun belli ki çocuk olmasından kay­naklandığı belli olan davranışlarına karşı büyüklerin bu kai­deyi düşünerek olayı akıl süzgecinden geçirerek değerlendir­meleri yeterlidir. “Öfke ile kalkan zararla oturur” atasözü­müz de burada ne kadar anlamlıdır.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/hosgoru.htm

KAYNAK : http://www.bebekkokusu.com
—————————————————-

Çocuğunuz ve Siz

Uzmanlar, çocukların çekingen ve çevresiyle iletişim kurmakta zorlanan bireyler olarak yetişmemesi için, anne babaların onlara arkadaş gibi yaklaşmaları gerektiğini dile getirdi.

Tüm çocuklara aynı davranmak doğru değil
Uzmanlar, insanların kişilik yapılarını oluşturan faktörlerden en önemlilerinden birinin kalıtımsal etkenler olduğunu belirterek, kişiliğin oluşumunda kalıtımın çok önemli etkisi olduğunu ifade etti. Aynı anne babadan meydana gelmiş, ancak farklı özelliklere sahip çocuklara aynı şekilde davranmanın doğru olmayacağını belirten uzmanlar, çocuklarla olan iletişimlerde ve çocuk yetiştirirken, onların kişilik özelliklerini mutlaka dikkate almak ve buna göre eğitim vermek gerektiğini kaydetti.
Her zaman öğüt vermek doğru değil

Buna göre, çocuk, çevresindeki kişilerle iletişim kurmakta zorlanıyorsa, başkalarıyla konuşurken kulakları kızarıyor, elleri terliyor, titriyor ve sesi karıncalaşıyorsa, yapılması gereken husus, onunla yatay iletişime geçmektir. Yani onlara bir arkadaş ve dost gibi yaklaşmalısınız. Anne-baba ahkam kesip, öğütler verdiğinde, çocuk rahat iletişime geçemez.
Kendinizi onun yerine koyun

Bu sorunu aşmak için, çok konuşarak değil, onu konuşturarak iletişime geçmelisiniz. O zaman çocuğun içindeki bu sıkıntıyı ve tedirginliği günden güne attığını görebilirsiniz. Kısaca onlarla iletişime geçerken 10 kez dinlemeli, 1 kez konuşmalısınız.

Yasakçı tutum yanlış

Çocuklarla uzlaşarak, ikna ederek ve olayları mantıklı bir şekilde izah ederek, problem çözme yeteneğini geliştirmelisiniz. Zorla ve baskıyla itaat ekenler, isyan biçerler. Her şeyden önce siz kendiniz çocuklara model olmalısınız. Elinizde sigarayla (oğlum sakın sigara içme) dersek hiçbir sonuç elde edemezsiniz.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocuk_siz.htm

KAYNAK:http://www.ailem.com
—————————————-

Çocuğunuz Kreşe Hazır Mı?

Oyun çağı olarak bilinen üç yaş üzerindeki çocukların kreş veya ana okuluna gönderilmesinin çocuğun gelişiminde yararlı olduğu belirtiliyor. Uzmanlar ayrıca, kreşe göndermede en ideal dönemin 4 yaş olduğunu kaydediyor.

Süt çağına dikkat!

Süt çağı olarak bilinen iki yaşına kadar ki dönemde çocuğun annesine maddi ve manevi olarak daha çok gereksinim duyduğunu vurgulayan uzmanlar, çocuğun 2 yaşına kadar annesiyle vakit geçirmesinin duygusal açıdan önemli olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre, dört yaşında kreşe gönderilen çocuk, gelişimi açısından önemli kazanımlar elde ediyor ve evde kardeşi de olmayan çocuk kreşte yeni arkadaşlar bulur ve paylaşma, sorumluluk duygusu kazanıyor. Aynı zamanda da grupla birlikte hareket edeceğinden özgüven kazanıyor, içinde gizli liderlik duygusu da varsa ortaya çıkıyor. Resim, müzik ve diğer sosyal faaliyetlere de katılan çocuk okul öncesinde önemli avantaj elde ediyor.
Kreş seçimi önemli

Uzmanlara göre, kreşteki bakıcıların eğitimsiz olması, kreşte ailesi sorunlu çocukların bulunması normal çocukların üzerinde olumsuz etki yapabiliyor. Bu çocuk ilerleyen dönemlerde uyumsuz, saldırgan davranışlar sergileyebiliyor. Konuşma biçimi değişebilir ve ailesinde görülmeyen argo ve küfürlü cümleler kurabiliyor. Ebeveynler çocuktaki bu durumu farkettiklerinde gereken önlemi almalılar ve konunun uzmanlarına danışmalılar.

Kreş sonrası ana okuluna başlanmalı

Uzmanlar, okul öncesi eğitimde ana sınıflarının önemli katkı sağladığını, bu yüzden kreş dönemini tamamlayan 5-6 yaşına gelmiş çocukların da ana sınıfına gönderilmesi gerektiğini ifade ediyor.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocuk_kres.htm

KAYNAK:http://www.ailem.com
—————————————-

Çocuğunuzu Azarlamayın!

Çocuklar doğuştan yapısı itibarıyla donanım olarak bizlere uyum sağlamak ve bizleri örnek alarak hayata hazırlanmak üzere programlanmışlardır. Bizden gördüklerini taklit eder ve öğrenirler. Hiç düşündük mü acaba hayatımızın birçok noktasında olabileceği gibi disiplin konusunda anne ve babamıza benzediğimizi? Birçok insan disiplin konusunda anne ve babasından öğrendiği dili kullanmak zorunda kalır. Halbuki disiplin konusunda konuştuğumuz farklı bir dil daha vardır. İnsanların bir olay ya da durum karşısında takındıkları ve karşısındakileri baskı altına almaya yönelik disiplin davranışlarına disiplin dili deniliyor. Disiplinin de bir dili olduğunu bilirseniz doğru dilleri konuşmayı da öğrenebilirsiniz.

Çevrede gözlenen yanlışları siz yapmayın

Çevremize şöyle bir baktığımızda çocukların hatalı bir davranışta bulunduklarında anne babaların çocuklarına nasıl davrandıklarını gözlemlersiniz. Genel olarak onu döven anne veya bir baba canlanır kafamızda. Kerim Bey ve Sibel Hanım ikisi erkek biri de kız olmak üzere üç çocuk sahibi bir çifttir. 18 yaşında olan küçük oğlu birçok davranış bozukluğu içinde ve anne bundan çok rahatsız olduğu için bu durumu benimle paylaştılar. Geriye dönüp baktığımızda Sibel Hanım’ın disiplin dilinin “fiziksel şiddet” olduğu anlaşılıyordu. Kerim Bey’in dili ise “yok sayma” idi. Bütün çocuklarını döverek terbiye eden ve ikinci çocuk hariç diğerlerinde başarılı (!) olduğunu söyleyen Sibel Hanım olanlara anlam veremiyordu. Oğlu Burak neden böyle olmuştu da diğerleri değil? Evet oğlu Burak’ın neden böyle olduğunu değil de diğer çocukların nasıl oldu da ruhsal sağlıklarını koruduklarını sormak gerekiyordu aslında. Diğer çocuklar da dayak yiyerek büyümüşlerdi; ama yalnızca biri isyan ediyordu. Diğerleri isyan etmediği için sanki problem yokmuş gibi algılanıyordu anne tarafından. Diğer iki çocuğa baktığımızda çekingen, kendine güvenmeyen ve toplum içinde kendini rahat ifade edemeyen iki çocuk duruyordu karşımızda. Biri baş kaldırmış, ikisi sindirilmişti. Zaten genele bakıldığında “fiziksel şiddet”i kullanan ailelerin çocukları ya sindirilirler, çok pasif olurlar ya da baş kaldırıp isyan ederler. Anne baba ile yapılan görüşmeler sonucu ailenin bu konularda biraz bilinçlendiği ve daha olgun davranışlar ile çocukları ile daha güzel ilişkiler geliştirebildikleri gözlendi.

Neden şiddete başvuruluyor?

Fiziksel şiddet genellikle orta ve alt gelir grubu ailelerde daha fazla kullanılan bir disiplin yöntemi. Tabii çevremizde maddi durumu çok iyi olup da çocuklarına fiziksel şiddet uygulayan aileler de yok değil. Ailenin fiziksel şiddete başvurmasının temel sebeplerini şu başlıklar altında toplayabiliriz.

Başka yöntem bilmeme

İnsanların büyük çoğunluğu evlenip de çocuk sahibi olmadan önce çocuk eğitimi hakkında doğru dürüst hiçbir bilgiye sahip değildirler. Ne zaman çocuk olur da problemler ortaya çıkmaya başlar hemen kendi anne babalarının uyguladıkları yöntemlere sığınırlar. Kendileri yaşadıklarından çok şikayetçi olsalar da o yaşadıklarını unutmuşçasına aynı davranışları birer ebeveyn olarak çocuklarına karşı sergilemeye devam ederler.
Kızgınlık en kolay yol

Aileler nedense fiziksel şiddet uygulamayı kestirme bir yol olarak tercih ederler. Fiziksel şiddetin çocuğun psikolojik gelişimindeki yaptığı tahribatı bir tarafa bıraksak bile yine de kolay ve etkili bir çözüm değildir. Çünkü fiziksel şiddet ile çocuğu bir an için baskı altına alır ve istediğinizi yaptırabilirsiniz; ancak bu yöntemle uzun vadeli bir çözüm elde edemezsiniz. Uzun vadede o çocuk başınızı daha çok ağrıtacaktır. Yani fiziksel şiddet kullanarak olayı yalnızca ötelemiş olursunuz.
Öfkenizi kontrol edin

Çocuklarımızı eğitirken karşılaştığımız sorunlar karşısında öfkelenmemizin belli sebepleri vardır. Bunların çoğu sanılanın aksine çocuktan değil biz ebeveynlerden kaynaklanır. Çocuklar bizi sinirlendirmiyor, biz kendi kendimize sinirleniyoruzdur. Düşünce biçimlerimiz bunun en temel sebebidir. 2 yaşlarındaki bir çocuk daha önce misafir odasına girmemesi söylenmesine rağmen oraya girmiş ve sehpanın üstündeki güzelim vazoyu yere düşürüp kırılmasına sebep olmuştur. ‘Bu durumda da mı anne öfkelenmemeli?’ diye sorabilirsiniz. Hemen olayın öncesine dönelim. Bütün gelişim uzmanları ‘Çocuğun yürümeye başlaması ile birlikte araştırma ve keşfetme duygusu zirveye çıkar.’ diyorlar. Ve anne tam da çocuğunuz böyle bir dönemi yaşarken kalkıp yasaklı bölgeler ilan edip çocuğun merakını bir kat daha artırıyor. Çocuğun vazoyu kırması için bütün şartları farkında olmasa da hazırlayan (merak duygusunu tahrik ederek) ve ondan sonra da kırmamasını bekleyen annenin bu beklentisi ne kadar doğrudur acaba? Sinirlenmeye gerek kalmayacak önlemler baştan alınırsa ev içinde daha sağlıklı ilişkiler geliştirilebilir. En azından çocuk eve değil de biraz da ev çocuğa uydurulursa öfkelenme sebeplerimiz azalmış olur.

Göz teması kurun

Göz teması ile anlatabiliyorken, çocuğa bağırmak onun disiplin konusundaki anlama eşiğini yükseltir ve belli bir zaman sonra daha azından anlamamaya başlar. Onu da yeterli görmeyip çocuğa fiziksel şiddet uyguladığımızda artık dayaktan aşağısını anlamaz hale gelir. Ve sürekli dövüldüğünde ise Anadolu tabiri ile “dayak delisi” olur ve artık bu çocuk hiçbir şeyden anlamaz duruma gelir. Önemli olan çocuğun disiplin anlamındaki anlama eşiğini olabildiğince aşağıda tutabilmektir. Bunu da halihazırda uyguladığımız yöntemin bir alt basamağına sonra bir altına çocuğu hazırlayarak başarabiliriz. Bağırmaktan aşağısını anlamayan çocuğa önce ses tonumuzu düşürür ve zamanla beden dilimizi ve gözle temastan anlayacak hale getirebiliriz.

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/cocugunuzuazarlamayin.htm

KAYNAK:http://www.ailem.com/

—————————————————————

AİLE TOPLANTISI

Aile, toplumların temel yapılarıdır. Aile toplumların gelişmesini, geleceğini belirlerler. Sevgi, saygı, hoşgörü, birlik beraberlik, kardeşlik, dostluk, arkadaşlık gibi olgular insanlık için çok önemlidir. Bütün insanlar bu olgulara sahip olmayı ve diğer insanlarda da bu olguların olmasını isterler. Bu olguların oluşması ailede olmaktadır. Bu nedenle bireylerin kişilik yapılarının oluşmasın da aile çok etkilidir.

Ailede demokratik ortamların oluşmasının bir yolu da aile toplantılarıdır. Aile toplantısı, aile üyelerinin karar verme işleminde eşit haklara sahip olması, aile içinde demokratik ilişkilerin gelişmesini sağlar. Aile toplantıları bütün aile üyelerini kapsayan düzenli bir toplantısıdır.

Aile toplantısında amaç:

- işitilmek,
– birbiri hakkında olumlu duyguları ifade etmek,
– birbirlerini teşvik etmek,
– yapılması gereken işleri planlamak,
– kaygıları, duyguları, şikayetleri ifade etmek,
– çatışmaları çözümlemek,
– aile eğlencelerini planlamaktır.

Şimdi, aile toplantılarına ne zaman başlanmalı konusuna değinelim.

a) Aile toplantılarına ne zaman başlanmalıdır?

Aile toplantılarının başlanması için kesin bir tarih vermek mümkün değildir, bu aileye bağlıdır. Anne baba aile toplantılarının amacını kendi aralarında açıklığa kavuşturmuşlarsa, birbirleriyle ve çocuklarıyla eşit koşullar içinde davranmaya hazırsa toplantılara başlanabilir. Toplantıların başlamasında zorlama olmamalı isteğe bağlılık esastır. Ayrıca aile toplantılarına başlanması için herkesin katılması beklenmemelidir.

Çocukların da toplantıya alınma zamanı vardır. Çocuklar, kendilerini ifade etmeye başladıklarında toplantıya alınabilirler. Çocuklara aile toplantısının önemi, amacı anlatılmalıdır. Çocuklara da herhangi bir zorlamada bulunmamalıdır.

b) Sadece bir ebeveynle ile toplantı yapmak

İdeal olan aile toplantısı muhakkak ki herkesin katıldığı toplantıdır. Ama yinede ebeveynlerden birisi toplantıya katılmak istemeyebilir, bu toplantının yapılmasına engel değildir. Aile toplantısının amacı anlatılır, isteyen katılır.

Tek ebeveynli aile toplantılarında, var olan ebeveynle çocuklarla ortak konular görüşülür. Eğer çocukların öbür ebeveynle sorunları varsa bunlar başka bir zaman halledilir. Bu durumlarda ebeveyn çocuklara seçenekler sunmalıdır. Eğer eşlerden birisi ayrı ise bu durumda ayrı eşle ilgili sorunlar görüşülmemelidir, çünkü aile toplantıları beraber olan aile üyelerini ilgilendiren konuların görüşüldüğü yerdir.

c) Küçük çocuklarla aile toplantısı yapmak

Çocukların aile toplantılarına kendilerini ifade etmeye başladıklarında girebileceğine daha önce değinmiştik. Çocukların bulunduğu aile toplantıları çok uzun olmamalıdır. Çocukların katıldığı toplantılar kısa ve basit konuların görüşüldüğü yer olmalıdır. Böyle olmazsa çocuklar toplantılardan sıkılabilirler. Çocukların yaşları büyüdükçe toplantılar uzun tutulabilir.

d) Aile toplantısını başlatmak

Aile toplantılarını başlatmanın çeşitli yolları vardır. Ailenin yapısına göre bir yöntem seçilmelidir. Bu yöntemlerden birisi resmi toplantı başlangıcıdır. Bazı çocukları resmi olaylar daha çok etkilemektedir. Toplantıya resmi olarak başlamak toplantının önemini arttırmaktadır.
Toplantıya resmi bir başlangıçta toplantının amacı ve yöntemi anlatılarak başlanmalıdır. Resmi bir toplantıda gündem oluşturulur ve gündemde:

” Bir önceki toplantı tutanaklarının incelenmesi,
” Daha önce alınmış kararların değerlendirilmesi ve halledilememiş konuların görüşülmesi,
” Yeni konular,sorunlar, şikayetler,
” Aile eğlencelerinin planlanması,
” Toplantının özetlenmesi,
” Kararların uygulanması için herkesten söz alınması bulunmalıdır.

Eğer toplantıya resmi bir başlangıç mümkün değilse toplantıya ilgi çekici bir olayı görüşmek için başlanmalıdır. Örneğin hafta sonu ne yapılacağını görüşmek için aile üyeleri toplanabilir. Böyle bir olay aile üyelerinin ilgisini çektiği için toplantıya katılmalarını sağlayacaktır. Böyle bir toplantıda örneğin piknik yapma sonucu çıktıysa piknik için görev dağılımı yapılmalıdır. Böylelikle çocuklara sorumluluk verilerek kendine güvenleri geliştirilmiş olur.

e) Aile toplantıları için klavuz

Aile toplantılarının verimli olması için bazı konulara dikkat edilmelidir. Bunlar aşağıda açıklanmıştır.

1) Önceden belirlenmiş zamanda düzenli olarak toplanmalıdır: Böylece aile üyelerinin toplantıya katılma olasılığı arttırılmış olur, zamanlarını planlarlar. Toplantı zamanını bilen aile üyeleri toplantıya hazırlıklı gelirler.

2) Toplantı başkanı dönüşümlü olmalıdır: ilk toplantı bir büyük tarafından yönetilmelidir. Ama daha sonra toplantı başkanı dönüşümlü olmalıdır. Küçük çocukların toplantıya başkanlıkları bir büyüğün yardımı ile olmalıdır.

3) Aile toplantılarında tutanak tutulmalıdır: Toplantıda alınan kararlar bir yere yazılmalıdır. Böylelikle ilerde çıkabilecek bir karışıklık önlenmiş olur. Toplantılarda yazıcı bulunmalıdır.

4) Toplantı zamanı planlanmalıdır: Toplantıların verimli olması için toplantı belli süre içersinde olmalı ve bu süre etkili kullanılmalıdır. Gündem dışına çıkılmamalıdır.

5) Herkes tartışmaya katılmalıdır: Toplantılarda herkesin görüşü alınmalıdır. Eğer herkesin görüşü alınmazsa demokratik bir ortam olmaz.

6) Yakınmalar sınırlandırılmalıdır: Toplantılar yakınma saatine dönüştürülme-melidir. Sorunlar ortaya koyulmalı gerçekçi çözümler aranmalıdır.

7) Ev işlerinin dağıtılmasında işbirliği yapılmalıdır: Evde yapılması gereken işlerin listesi yapılmalı ve bu listeye göre görev dağılımı yapılmalıdır. Ev işlerinden zor olanları büyükler almalıdır.

8) Anlaşmalara sadık kalınmalıdır: Toplantıda alınan kararlara uyulmalıdır. Çünkü alınan kararlara uyulmazsa toplantının güvenilirliği kaybedilmiş olur. Aile toplantılarında alınan kararlara uyulmadığında mantıklı sonuçlar uygulanmalıdır.

9) Toplantıların güvenilir olması sağlanmalıdır: Toplantının güvenilir olması toplantı kararlarının uygulanması ile ilgilidir. Toplantıda alınan kararlarla ilgili bir şikayet hafta içinde değiştirilmemelidir, kararlar sadece aile toplantısında değiştirilebilir. Böylelikle toplantının güvenilirliği attırılmış olur.

10) Her üyenin sorunlarına yer verilmelidir: aile toplantılarının demokratik bir şekilde işleyebilmesi için herkesin sorunları üzerinde durulmalıdır. Anne babaya göre sorun olmayan çocuğa göre sorun olabilmektedir. Bunun için hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin sorunlarına yer verilmelidir.

11) Eğlenceye zaman ayrılmalıdır: aile toplantıları sadece sorunların, şikayetlerin görüşüldüğü yer değildir. Aile toplantılarında eğlencelerde planlanmalıdır. Böyle bir uygulama aile toplantılarına ilgiyi, sevgiyi arttırır. Örneğin toplantıların öncesinde veya sonrasında herhangi bir eğlence düzenlenebilir.

f) Aile toplantılarında liderlik becerileri

Aile toplantılarının başkanı etkili bir lider olmalıdır. Toplantı başkanını tutumu toplantının verimli olmasında son derece önemlidir. Etkili bir toplantı yönetebilmek için bazı özelliklerin bulunması gerekmektedir. Bunlar:

1. Yansıtıcı dinleme kullanılmalıdır: Aile toplantılarında sorunların ne olduğunu tam olarak anlayabilmek için etkili dinlemek gerekmektedir.
2. Ben mesajları kullanılmalıdır: toplantının sağlıklı olması için ben mesajları kullanılmalıdır. İletişim çatışmalarına yer verilmemelidir.
3. Gerçek sorunlara dikkat çekilmelidir: Toplantıdan sonuç alabilmek için gerçek sorunlara eğilmek gerekmektedir. Sorunlar dışındaki ayrıntılar sorundan uzaklaşmaya ve toplantının uzamasına neden olur.
4. Beyin fırtınası yapılmalıdır: Tartışmaya açılan sorunların çözümü için beyin fırtınası yapılmalıdır. Beyin fırtınası yapılırken de görüşleri hemen reddetmemek gerekmektedir. Çünkü bu durumda üyeler görüşlerini söylemekten çekinirler. Üyeleri tüm görüşleri alındıktan sonra hep beraber görüşlerin kabul veya reddine karar verilmelidir.
5. Toplantı sonunda özet yapılmalıdır: Toplantının sonunda alınan kararların neler olduğu özetlenmelidir. Ayrıca alınan kararların uygulanması için de üyelerden söz alınmalıdır.
6. Değerlendirme yapılmalıdır: Toplantılarda daha önce alınan kararların değerlendirilmesi yapılmalıdır, yanlışlıklar düzeltilmelidir. Ziya KÖSE

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/anababaokulu/ailetoplantisi.htm

————————————————————————————-

SEVGİLİ ANNE VE BABALAR

*Çocukları kendinize karşı saygılı yapmak için;
Ona karşı daima güler yüzlü olun küçük kabahatlerini cezalandırmayın, niyetinin ne olduğuna bakın. Onun hislerine değer verin ve bunu gösterin.

*Çocukların kendinize güvenini kazanmak için;
Onları babaları ile korkutmayın, babasından ve annesinden her olumlu hareketinde destek göreceğini anlatın onların sevinçlerini paylaşın acılarına ortak olun, size bir şey sorduklarında ilgiyle cevap verin.
Çocukların size güvenmesini sağlamak için onlara boş vaatlerde bulunmayın vaadinizi yerine getirir eşler olarak birbirinize saygı gösteriniz çocuklarınızın önünde birbirinize karşı davranmayınız.

*Çocukların size saygı göstermesi ve iltifat etmesi için;
Çocukların kusurlarını, suçlarını alay ve hakaretle karşılamayın, her şeylerini tenkit etmeyin zira tenkit edilen çocuk çekingen olur. (Olumlu tenkitler hariç)

*Çocuklarınızın sözünüzü dinlemeleri için;
Emir verirken yerine getirip getirmediklerine bakın onlardan yerine getirebilecekleri şeyler isteyin, kuru tehdit savurmayın.
Çocukları kardeşlerini sevmeleri için birini cezalandırırken, öbürünün mükafatlandırmayın bu düşmanlığa yol acar. Birini severken ve takdir ederken aynı şeyleri diğerlerine de yapın. Birbirlerine hakaret ettikleri zaman hemen araya girin ceza verirken suçun kimde olduğuna bakın.

*Çocuklara insanları sevdirmek için;
Onlara daima iyi insanlardan bahsedin dünyadaki yardımlaşmadan ve iyiliklerden bahsedin.

*Çocukları yumuşak ve merhametli yapmak için;
Herkese ve çocuğa yumuşak davranın, zayıfları koruyun, bıçak ve tabanca taşımayın.

*Çocukları kıskanç yapmamak için;
Çocuğun yanında durumu iyi olanları çekiştirmeyin. Varlıklı, işi yerinde, mutlu
İnsanların başkalarını düşünmeyen insanlar olduğunu söylemeyin.

*Çocukları tabiattaki güzelliklerle karşı duyarlı yapmak için;
Onlara Allah’ın sanat harikalarıyla dolu olan tabiatla ilgilenince bu meraklarıyla alay etmeyin. Çiçekle, böcekle, kurtla, kuşla ilgilenmesini teşvik edin. Onlara çok küçük yaşta okuma yazma öğretmeyin, seviyesinin üstünde bilgi vermeyin. Ders çalışmadığı için bedensel ceza vermeyin.

*Çocukların hayal ve kabus görmemeleri için;
Onlara sihirden, büyüden, peri masallarından, Kaf dağının ardındaki devden, kötü kalpli cadıdan vs. bahsetmeyin, ve bu tür film ve dizilerden uzak tutun.

*Çocuklarınızın inatçı olmamaları için;
Onların her istediğini yerine getirmeyin. Çünkü böyle bir durumda istediği şeyi alamayan çocuk inatlaşabilir. Yalnızca onların haklı isteklerini yerine getirin. Eğer çocuk ‘illa da istiyorum’ diye tepinmeye başlar ve sizde bundan sonra istediğini yerine getirirseniz çocuk haklı haksız her istediğini elde etmek için tepinir.

*Çocuğun yalancı olmaması için;
Yalan söylemeyin. Ona sürekli yalanını kötülüğünden bahsedin daha küçüktür diye yalanlarını hoş görmeyin. Eğer çocuk suçunu itiraf ediyorsa onu cezalandırmayın. Çünkü bazı durumlarda çocuk sırf cezadan kurtulmak için yalan söyler.

*Çocuğun kimseye iftira atmaması için;
Çocukların yanında kimseyi çekiştirmeyin. Çocukların nankör ve somurtkan olmamaları için her şeyin iyi yönünü gösterin hayattan ve kaderinizden şikayet etmeyin.

*Çocukların gayeli, enerjik ve hayata sıcak bakan bir fert yapmak için;
Onlara ders yönünden fazla baskı yapmayın, bunun yerine dersin öneminden bahsedin oyun oynamak istiyorlarsa onlara gerektiği kadar izin vermeyin. Onun hoşlandığı ve yeteneği olduğu mesleğe yönlendirin. Çocuğu sosyal faaliyetlere katın. (spor faaliyetleri, folklor, satranç, resim vb.)

*Çocukların tutumlu olmaları için;
Nereye sarf ettiklerine bakmaksızın bol para vermeyin. Çocuğunuzun harcamalarını nereye yaptığını inceleyiniz. Kumbara alarak harçlıklarını bir kısmını biriktirmeleri için (ara-sıra bir miktar atarak) sağlamaya çalışınız.

*Çocuklara güven duygusu yerleştirmek için;
Çocuklar kendilerini size beğendirmek isterler. Bunun için kendince ev işi yapar, hoplar, zıplar, bütün bunları taktir edin ve olumlu iş yapmaları için teşvik edin. Kendi
başlarına iş yapmalarına olanak hazırlayın. Bu onları hayata hazırlayacaktır. Başaramayacakları işleri vermeyin.

*Çocuklarınızı düzene ve temizliğe alıştırmak için;
Yataklarını, oyuncaklarını, kitaplarını ve evi düzelttiklerinde tebrik edin ve onlara ödül verin. Ama her zaman ödül vermeyin. Zira ödül araç olmaktan çıkıp amaç olabilir. Çocuklara dürüstlük aşılayın mutluluğun sadece parada ve zenginlikte olmadığını canlı bir örnek ile anlatın.

*Onların cimri olmamaları için;
Paraya çok değer vermeyin. Fakirleri, miskinleri, bakıma muhtaçları koruyun. Çocuğunuzun yanında yardıma ihtiyacı olanlara yardım edin. Bu onlarda merhamet duygusunu gelişmesine yol açar.

EĞER
*Bir çocuk düşman bir çevrede yaşarsa kavgacılık öğrenir.
*Bir çocuk korku içinde yaşarsa korkmayı öğrenir.
*Bir çocuk kıskançlık içinde yaşarsa nefret etmeyi öğrenir.
*Bir çocuk vermeyi öğrenirse sevmeyi öğrenir.
*Bir çocuk ona cesaret veren bir çevrede yaşarsa kendine güvenmeyi öğrenir.
*Bir çocuk onu öven bir çevrede yaşarsa oda taktir etmeyi öğrenir.
*Bir çocuk sevilirse sevmeyi öğrenir.
*Kendine değer veren bir çevrede büyürse bir gayesi olduğunu öğrenir.
*Daima dürüst muamele görürse adaletli olmayı öğrenir.
*Daima dostluk güler yüz ve anlayış gösteren bir çevrede yaşarsa dünyanın içinde yaşanacak güzel bir yer olduğunu öğrenir.
ALTIN KURALAR
*Gülünç duruma düşürülen çocuk çekingen olur.
*Tenkit edilen çocuk her zaman kendini kabahatli bulur ve kendine güveni olmaz.
*Kendisine inanılmayan çocuk, yalancı ve dolandırıcı olur.
*Kin ve nefret içinde yaşayan çocuk, düşmanca duygular geliştirmeye başlar.
*Kendisine sabırla muamele yapılan çocuk, hoşgörülü olur.
Unutmayın ki çocuk anne ve babasının ortak eseridir.

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/anababaokulu/annebabalaratavsiyeler.htm

—————————-

ÇOCUĞUMUN ÖĞRENMESİNİ NASIL ARTIRIRIM DİYE DÜŞÜNMEYİN?!…
İŞTE SİZE ÖĞRENMEYİ KOLAŞTIRAN

24 KURAL

1 . Planlarınızı Paylaşın:
Düzenli olarak yaptığınız aile toplantılarında, çocuğunuza model rolünde bir ebeveyn olarak kendi planlarınızdan bahsedin. Planlı olunduğu aktiviteler planlaması için yardımcı olun ve ders çalışma programının aralarına aile toplantıları koyun.

2 . Kitap Okuma Saatlerinin Kaydını Tutun:
Yatay eksende haftanın günlerinin yazılı olduğu bur grafik tutarak çocuğumuzu okuma konusunda motive edebilirsiniz. Çocuğunuzun en sevdiği kitaptan her akşam kaç sayfa okuyacağı konusunda hedef belirlenmesini sağlayın ve grafiği nasıl işaretlemesinin gerektiğini öğretin. Bu şekilde her gün okuduğu sayfa sayısının arttığın göreceksiniz ve daha da önemlisi çocuğunuza bu ilerlemesinden dolayı övdüğünüz zaman yüzündeki ışıltıyı sizde fark edeceksiniz.

3 . Problemlerine Yardımcı Olun (Sorunlarıyla İlgilenin):
Çocuğunuzun okulda sürekli tekrar eden bir problemi olduğunda, çocuğunuzun öğretmeniyle konuşun ve problemi çözmek için planlar yapın. Buna rağmen sorun hâlâ devam ediyorsa, çözülmemişse ilerlemesine engel olan belirli bir öğrenme problemi olup olmadığını anlamak için bir test uygulayın.

4 . Dinlenme Metodlarını Öğretin:
Eğer çocuğunuz sınav olurken panikliyorsa, ona küçük bir dinlenme, rahatlama tekniği öğretin. Önce, karnından yavaş ve rahat nefes almasını söyleyin. Daha sonra, nefesini verirken fısıltıyla D-İ-N-L-E-N demesini söyleyin. Çocuğunuza gerginliği ve vesveseleri arttığında bu yeni metodu uygulaması için cesaretlendirin. Bunu aynı zamanda siz de uygulayabilirsiniz.

5 . Sınavlarda Kendime Güvenmesi Gerektiğinin Tahşidatını Yapın:
Bazı çocuklar herhangi bir sınava tam olarak hazır olduklarını hissetmek için aşırı çalışma ihtiyacı duyarlar. Eğer sizin çocuğunuzda bu kategorideki çocuklardan biriyse, sınav gününden günlerce önce tekrar etmesini sağlayan, makul bir ders planı hazırlamasına yardımcı olun. Çocuğunuzun kendine güvenini kuvvetlendirecek uygulama sınavlarına girmesini sağlayın.

6 . “Araştır, Sor, Oku, Anlat, Tekrar et” Metodunu Çalışma Aracı Olarak Kullanın:
Sayısal sözel veya herhangi bir ders ile alakalı bir konuya çalışmaya başlamadan önce, çocuğunuza önce o konunun genel olarak ne hakkında olduğunu anlaması için araştırması gerektiğini, daha sonra konudaki başlıklar hakkında kendi kendine sorular üretmesi gerektiğini, bir sonraki aşmada bu sorunlara verilen cevapları okumasını, daha sonra verilen bu cevapları kendi kendine anlatmasını ve en son olarak da bütün öğrendiklerini tekrar etmesi gerektiğini öğretin veya sağlayın.

7 . Televizyon İzleme Vaktini Sınırlayın:
Çocuğunuzun her hafta kaç saatini TV önünde geçireceğine karar verin. TV rehberinden, programları ve showları çocuğunuzun önceden seçmesini sağlayın. Uygun zamanlarda tekrar izletmek için özel programlar kaydedin.

8 . Aile Olarak Yılda TV’den Uzak Kalmayı Planlayınız:
Yılda bir hafta TV izlemeyin. Bu süre daha zevkli işlerin yapılmasına ve yeni şeylerin öğrenilmesine vesile olabilir.

9 . Çocuğunuzla Beraber TV İzleyin:
Programın içeriğini çocuğunuza açıklayın. Çocukların gerçek ve hayali ayırt etmelerine yardımcı olun. Reklamları tartışın ki çocuğunuz bilinçli bir tüketici olabilsin.

10 . Beraber Okuyun:
Bütün ailenin aynı anda katılabileceği bir okuma saati ayarlayın. Çocuklar, anne-babalarını okurken görmeye ihtiyaç duyarlar. “Söylediğimi yap”, ifadesinin “Yaptığımı yap” kadar etkili olmadığını unutmayın. Okuma kelime dağarcını arttıracaktır ve sohbetleri zevkli hale getirecektir.

11 . Öğretici Oyunlar Oynayın:
Bekleme zamanlarında ve diğer boş vakitlerde, çocuğunuzun düşünmesini harekete geçirmek için aklınızda bir oyun hazır olsun. Twenty Question (20 soru), Categories (sınıflar) ve I Spy (casusluk yaparım) sınıflandırma becerilerini ve yöntemini öğretir. En erken yaşlardan başlayarak, çocuğunuzun aletlerin çalışma şeklini, kavramları ve çevresindeki nesnelerin özelliklerini anlamasının nasıl geliştiğini gözlemleyin.

12 . Mantıklı Hedefler Belirleyin:
Bir çocuk için C’den A’ya derece atlamak imkansız gibi görünür. Her seferinde çocuğunuzun her gece çalışması için destekleyin ve gösterdiği çaba için her gün onu tebrik edin. Gelişmeyi göreceksiniz.

13 . Soruları Cevaplayın:
Öğrenme, saat 3’te bitmez. Soruları öğrenme deneyimine çevirin. Eğer çocuğunuzun sorunlarının cevabını bilmiyorsanız bir kaynak kitaba baş vurun. Bir gezi planladığınızda önce biraz ev ödevi yapın. Beraber gideceğiniz yerin tarihini araştırın. Görülmeye değer yerlerin listesini yapın ve bu yerin neden önemli olduğunu bulun.

14 . Matematiği Gerçekçi Yapın:
Çocuğunuz, gerçek yaşam durumları yansıtan kelime problemine sahip olduğunda, gerçek araçları kullanın. Oturma odanızı adımla ölçün. Belli bir hızla gidilirse, büyükannenin odasına gitmenin ne kadar süreceğini hesaplayın. Matematiği gerçek hayatta ilişkilendirmek, çocuğunuzun öğrenme için ilkeleri ve sebepleri anlamasını kolaylaştırır.

15 . İyi Bir Dinleyici Olun:
Çocuğunuzun, size her gün okumasını sağlayın. Onu sadece yanlış okuduğu kelimeleri düzeltmek için dinlemeyin. Biriyle bağlantılı kavramlar hakkında o durumda karakterlerin başka neler yapmış olabileceği hakkında, daha sonra ne olabileceği hakkında konuşun. Çocuğunuzun, benzer temalarda okumuş olduğu hikayeleri hatırlamasını ve onları karşılaştırmasını sağlayın.

16 . Birlikte Sesli Okuyun:
Çocuğunuz okumaya başladıktan sonra ona kitap okumayı sürdürün. Şiir ve klasiklere de yer verin ve çocuğunuza okutturun. Sizin çocuğunuza okuduğunuz kitapların çoğu daha sonraları en sevilen ve tekrar tekrar okunan kitaplar arasında yer alır.

17 . Okul İşlerinde İstekli Olun:
Çocuğunun gittiği okulun faaliyetlerini destekleyen velilerden olun. Özel durumlarda okulda bulunacak telefon konuşmalarında bulunarak okula yardımcı olun. Çocuklar anne ve babalarını okulda görmekten çok hoşlanır. Ayrıca okulun sizin yardımınıza ihtiyacı var.

18 . Öğretmenlerle Konuşun:
Çocuğunuzun öğretmeniyle görüşmek için bir sorun çıkmasını beklemeyin. Diyalogu ilk günlerden başlatın ve devam ettirin. Okulun ve öğretmenlerin yaptığını takdir etmek, bunu onlara hissettirmek çok önemlidir. Ufak bir teşekkür pek çok yol aldırır. Öğretmenlerin de olumlu tepkilere ihtiyacı vardır.

19 . Konuşmayı Genişletin:
Küçük çocuklar konuşmaya başladığı zaman onlara baş sallayarak yada tek kelimelik cevap vermeyin. Çocuğunuzun kelime dağarcığını genişletin ve onları düşünmeye sevk edecek cevaplar verin. Sonraları, çocuğunuzun uzun cümleler kurmasına ve düşüncelerini detaylarıyla açıklamasına yardımcı olun.

20 . Çok Pratik Yaptırın:
Mükemmellik amaç değildir. Büyüklerle kurulan en küçük bir diyalog, oyunlarda rol alma gibi faaliyetlere çocuğunuzun pratik yapmasını sağlayacaktır.

21 . Her gün Matematikle Uğraşın:
Çatalları saydırarak, kurabiyeleri toplatarak, malzemelerin ölçülerini verdirerek, termostatı ayarlayarak vb. çocuğunuza matematiğin önemini sezdirin.

22 . Okul Takip Çizelgesi Tutun:
Çocuğunuzun her yıl çalışmasını gösteren bir çizelge belirleyin ve böylece onun neleri öğretmekte olduğunu anlayabilirsiniz. Bu şekilde sık sık tekrarladığı hataları ya da dikkatsizlikleri saptayarak gerektiği zaman bu çizelgenin size yardımcı olmasını sağlayabilirsiniz.

23 . Okul Çalışmalarını Sağlayın:
Çocuğunuz okulda olamadığında ev ödevlerini gözardı etmeyin. Çocuğunuzun ödevlerini düzenlemesinin önemli bir yeri vardır. Bu çocuğunuzun çalışmalarını saklı tutmasına ve hergün sınıfta olanların önemli olduğunun sizin tarafınızdan bilinmesine yardımcı olacaktır.

24 . Ev Ödevi Planı Yapın:
Çocuğunuza ödevlerini yapması için iyi bir ışık ve aydınlatma sağlayın. Düzenli bir zaman ayarlayın. Çocuğunuzun yaptığı ödevleri zamanında ve doğru biçimde övün.

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/anababaokulu/annebabaokulu24kural.htm

————————————————————–

ANNE BABALARA ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ÖNERİLER

Anneler ve babalar;
Çocuklarınız sürekli bir büyüme ve değişme içindedir. Sizin çocuğunuz olsa da sizden ayrı bir kişilik geliştirmektedir. Onu tanımaya ve anlamaya çalışın.

Çocuğunuz, yaşamı deneme ve taklit yoluyla öğrenir. Ona ayak uydurmakta zorluk çekebilirsiniz. Onları oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşlarında özgür bırakın. Onu her yerde ve her zaman koruyup kollamayın. Onu, küçük diye şımartmayın. O zaman çocuğunuz hep çocuk kalmak ister. Çocuksu davranışlar sergiler.

Her istediğini istediği zaman elde edemeyeceğini onlara öğretin. Onlara, yerli yersiz söz vermeyin. Sözünüzü tutamazsanız sizlere olan güveni azalır. Çocuğunuza kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığını görünce onu sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakları ona, “aile kuralı” olarak benimsetin. Çünkü hiç kısıtlanmayınca ne yapacağını şaşırırlar. Ona karşı tutarsız davranışlar sergilemeyin. Çünkü onlar, tutarsız davranışlarınız karşılığında hem bocalar hem de onlardan yararlanırlar.

Çocuğunuza sürekli nasihat vermeyin. Onlar nasihatinizden daha çok davranışlarınızdan etkilenirler. Yanlış yapmaktan korkmayın. Çünkü çocuklar, bunları çabuk unutur. Birbirinize karşı saygı ve sevgiyi koruyun. Aranızda saygı ve sevginin azaldığını görmek onları yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Çünkü onlar yüksek sesle konuşulanları pek duymazlar. Yumuşak ve kesin sözler, onlarda daha iyi iz bırakır. “Ben senin yaşında iken….” vb. sözlerle asla kulak asmazlar.

Kendinizle özdeşleştirmeyin. Onları olduğu gibi kabul edin. Yanılma payı bırakın. Küçük yanılgılarını büyük suçmuş gibi başına kakmayın.
Korkutup, sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak usandırmaya çalışmayın. Yaramazlıkları için onları kötü çocukmuş gibi yargılamayın. Yanlış davranışları üzerine durarak düzeltin. Ceza vermeden önce mutlaka onu dinleyin. Suçunu aşan cezalar vermeyin.

Onu dinleyin. Çünkü öğrenmeye en yatkın olduğu anlar, soru sorduğu anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Gerçekleri söyleyin. Soru sorma şevkini kırmayın ve özenle cevaplandırın.

Onları, yeteneklerinin üstünde işlere zorlamayın, başarabileceği işler için güdüleyin. Ona, güvendiğinizi belli edin, onu destekleyin ve çabasını övün.
Onu başkalarıyla karşılaştırmayın, umut-suzluğa kapılmasın. Yaşının üstünde olgunluk beklemeyin.

Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Öğrenmesi için zaman tanıyın. Dürüst davranmadığı zaman, çok fazla üstüne gitmeyin. Onu, yalan söylemeye sevk etmeyin.

Sizi çok bunaltsa da soğukkanlılığınızı yitirmeyin. Kızabilirsiniz, ama onu aşağılamayın. Yoksa o da sizi yabancıların yanında güç duruma düşürebilir.

Çocuğunuza karşı haksızlık ettiğinizi fark ettiğinizde, ona açıklamaktan korkmayınız. Açıklamalarınız, sizi ona daha çok yakınlaştırır. Bunu zayıflık olarak görmeyin ve kullanmasından korkmayın.

Unutmayın ki, çocuğunuz sizi olduğunuzdan daha iyi görür. Kendinizi ona karşı yanılmaz ve erişilmez olarak göstermeye çabalamayın.
Ondan “örnek çocuk” olmasını beklemeyin. Çünkü o, sizden kusursuz olmanızı beklemiyor. Sevecen ve anlayışlı olmaya çalışın.

Çocuğunuza zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Yemek yedirirken rahat davranın ve sağlıklı yiyecekleri alternatif olarak sunun. Çocuğunuz onlar arasından seçimini yapacaktır. Çocuğunuzun yeme isteğini yükseltin. Yediğinden emin olduğunuz yemek veya yemek çeşitlerini mutlaka sofrada bulundurun

Yemek saatinden önce abur cubur şeylerle onun karnını doyurmayın. Yemek saatinde, onun acıkmış olması gerekmektedir.
Yemeklerin görüntüsünün iştah açıcı olmasına dikkat ediniz.
Tatlıyı (çikolatayı, şekeri…) yemeklere karşı rüşvet olarak kullanmayınız. Böylece tatlının yemeklerden daha çekici olduğunu düşünmezler. Yemek ya da yemekler arasında seçim yapabilirler. Herkes için yemek pişirmeyin, onun sevmediği yiyecekleri yenileriyle karıştırın. Yemek saatlerinin bütün ailenin zevk aldığı bir zaman dilimi olmasını sağlayın.
Çocuklarınız, dövüşür, atışır ve kavga ederler. Kavgayı önleyemezsiniz ama onunla baş etme ya da daha aza indirmek sizin elinizdedir.
Çocuklar genellikle günün belli saatlerinde ve belli durumlarda kavga ederler. Kavganın gerçek nedenini saptamak için ailenizi çok iyi gözlemleyin ve bunlara çözüm bulmaya çalışın

Çocuklarınız kavga ettiği zaman hakemlik yapmayın, “kim başlattı” vb. sözlerle tartışmanın içine girmeyin. Onlara kavgalarla baş etme sorumluluğunu verin. Odadan çıkın, onların sizi kullanmasına izin vermeyin. Ancak olayın kötüye gittiğini hissettiğiniz durumlarda araya girin.

Unutmayın; olayın ne kadar dışında kalırsanız çocuklarınız da kendi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmede o kadar yaratıcı olacaklardır. Çocuklarınıza birbirlerine sevgilerini göstermelerini onlara öğretin.
Çocuklarınız, zaman zaman şiddet duygusuna kapılabilirler. Bunu engelleyemezsiniz. Ama şiddet davranışlarını engelleyebilirsiniz. Bunun için çevreyle ilişkilerinde şiddet hareketlerine sapmalarını engelleyecek kurallar koyun ve bunları ödün vermeden uygulayın.
Şiddet duygularını bastırmayın, duygularını size dökmesine fırsat verin. Böylece onları rahatlatmaya çalışın. İçten içe şiddet ve nefret duygularının gelişmesini engeller.

Çocuklarınıza kitap sevgisini, küçük yaşlarda kazandırmaya çalışın. Çünkü onlar 0-6 yaşta ne almışlarsa 70 yaşında da o birikim iledir. Kitaba karşı ilk ilgi ve merakın uyanması, okuma öncesi dönemine rastlar. Çocuğun eline verilen bol renkli, resimli kitaplar, ona anlatılan çeşitli öyküler, masallar, oyun oynama düşlerine seslenen dizeler, tekerlemeler bu dönemde çok önemlidir.

Çocuğun resimli kitabı eline alıp, kendi kendine yüksek sesle bir şeyler okuyup anlatıyormuş gibi yapması, çözemediği gizemli harflerin ardından çeşitli dünyaların da olduğunu, kavradığını gösterir. Okumayı öğrendikten sonra, harflerin ötesinde heyecan uyandırıcı, şaşırtıcı renkli dünyaların kimsenin yardımı olmadan kendi kendine çözümlemeye başlar. Artık kitap okuma çocuk için ayrılmaz bir bütün olur.

Okumak; düşünerek, benimseyerek, özümseyerek bireyin hayat görüşünü belirler. Çocuklarınızın sevgi, dostluk, barış ve iyi değerleri içeren konulu kitapları okumasını sağlayın. Vurdulu, kırdılı, ezberciliğe dayanan, kin ve nefret konulu kitapları okumalarına izin vermeyin.
Çocuk kitaplarında çevre, barış, eğitim, sevgi ve aşk, kadın erkek eşitliği, insan hakları, kuşaklar arası çatışma, geleneklerle hesaplaşma gibi kavramlarına yer verilmelidir. Bağnazlık ve ön yargıdan uzak olmalı, ırk üstünlüğü ve din ayrımı gibi inançlar aşılanmamalı, yurt sevgisi ve ulusal değerler aşılanmalıdır. Uluslararası düşmanlıklar körüklenmemeli, yiğitlik abartılmamalıdır. İnsan, çocuğa olumlu ve olumsuz yönleri ile tanıtılmalı, katı ahlak kuralları yerine insani değerler, hoşgörü ve esneklik esas alınmalıdır.

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/anababaokulu/annebabaoneriler.htm

———————————————–

BAŞARILI ANNE-BABA ÇOCUK İLİŞKİSİ

Ana-baba, çocuklarını eğitirken öncelikle gelişim evrelerini bilmeli ve çocuklarının içinde bulunduğu gelişim dönemini tanımalıdır. Başka bir deyişle,çocuklarını tanıyarak işe başlamalıdır.

Ana-baba,çocuklarının kendi modelleri olmadığı gibi,kardeşlerinden ve arkadaşlarından farklı,bağımsız,kendine özgü zeka ve kişilik özellikleri olan bir birey olduğu gerçeğinden hareket etmelidirler.

Anne ve babanın çocuklarına , “uygun olan davranışı” ya da neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretebilmeleri için,gerek kendi aralarında gerekse çocuklarına yönelttikleri davranışlarında dengeli,tutarlı ve kararlı olmaları gerekir.

Anne-babanın güvenli bir çocuğa sahip olabilmeleri için,önce kendilerine,sonra birbirlerine,ardından da çocuklarına güvenmeleri gerekir.

Anne-baba çocuğundan yaşı ve yeteneklerine uygun isteklerde bulunmalı,çocuğu hayal kırıklığına uğratacak,yaşının üstünde beklentiler içine girmemelidirler. Çocuğun ilgi ve yeteneği onun yönlendirilmesinde esas alınmalı,ana-babanın tutkuları dikkate alınmalıdır.

Anne-baba öncelikle çocuğunu bağımsız bir birey olarak kabul eden,ona sevgi ile yaklaşan ve olumlu ilişki kurmaya çalışan kişiler olmalıdırlar. Bilinmelidir ki,sevgi temeline dayanan eğitim,sağlam ve başarılı eğitimdir.
Anne-baba,soyut düzeyde uyarı yerine,somut düzeyde eylemi temel almalıdır.

Anne-baba öyle bir ortam hazırlamalıdır ki,çocuk sanki her zaman anne ve babası yanındaymış gibi kendini güvenli ve hiç yanında değilmiş gibi özgür hissetsin.böyle bir aile ortamı çocuğun kendine özgü anlayış ve düşüncesini ifade etme olanağı sağlar. Buna karşın sağlıksız bir aile,çocuğun nasıl algılaması,düşünmesi ve davranması gerektiğiyle ilgilenir. Çünkü bu ana-baba için,çocukları belirli bir kalıba sokmak,onu bağımsız olarak gelişmesinden daha önemlidir.

Anne- baba,çocuğunun kişiliğine saygı duyan,benlik saygısı üstün kişiler olmalıdır ki,çocuklarının benlik saygısı da üstün olabilsin.anne-babalar kendi kendini yönetebilen bireyler yetiştirmek için gerekli psiko-sosyal ortamı hazırlamalıdırlar. Bunun için de aşırı koruyucu yaklaşımdan kaçınarak çocuğun kendi kendini yöneten bir birey olmasına fırsat verilmelidirler.

Kısacası,anne-baba,çocuğa sevgi veren,girişim yeteneğini ve özgüvenini kazanabilmesi için onu destekleyen kişiler olmalıdırlar. Çocuğa yeterli düzeyde desteğin sağlandığı bu ortamda anne-babanın sağladığı disiplin ve eğitimin nitelikleri olumludur.Çocuğun istemi hiçbir zaman engellenmez. Aşırı davranışları anlayışla karşılanır ve yumuşak bir biçimde düzeltilir. Böyle bir esnek ortamda çocuk ,cesaretli ve topluma uyumlu bir insan olarak yetişir. Yaşamını yapıcı çabalar üstüne kurmayı öğrenir.

İdeal anne-babayı tanıtmak zor olmakla beraber başarılı anne-babalar ,çocuğun ihtiyaçlarını sezen,onlara uygun yanıtlar veren,aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp ,çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan ,davranışlarında belirli bir kararlılık ve devamlılık sağlayan,karşı çıkmadan önce her zaman çocuğunun isteklerini dinleyen anne-babalardır.

Yine başarılı anne-babalar,çocuğunun kendi kendisini denetlemesini ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan,çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren,olayların sonuçlarıyla onları başbaşa bırakan,onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten,çocuklarına korku silahını çevirmeksizin,kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkan hazırlayan kimselerdir. Yasemin Aktaş

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/anababaokulu/annebabacocukiliskisi.htm

—————————

ÇALIŞAN ANNELER

Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;

a. Çocuk bakıcısı arayışı,
b. Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
c. Suçluluk duygusu.
a. çocuk bakıcısı arayışı
Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:

Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,
Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,
Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,
Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,
Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,
Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,
Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,
Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,
Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.
Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;
Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),
Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,
Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.
Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;

Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,
Aile yaşantısının düzenli olmasına,
Dakik ve elinin çabuk olmasına,
Sevecen ve güleryüzlü olmasına,
Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,
Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,
Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,
İletişim becerisinin olmasına,
Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,
Sabırlı olmasına,
Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,
Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,
Sigara içmemesine.

b. aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk
Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;

Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin

Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.

Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.

Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden “vazgeçilebilirler listesi” bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.

c. suçluluk duygusu
Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;
– çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)
– çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)
Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.

İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla başbaşa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.

Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.* Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine “anne” diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2

Unutmayın,
çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.

* Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.

*2 Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/anababaokulu/calisananne.htm

——————————————————–

“Çocuğunuzu tanıyarak eğitime başlayınız” J.J.Rousseau,

AİLE

Aile bir ilişkiler sistemidir. Aile demekle neyi kastediyoruz? Soyut anlamda kişiler arası ilişkileri içeren belli kuralları olan bir düzendir.

Aile sistemi dediğimiz zaman aile içindeki bireylerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümünü kastederiz.

Birey Davranışları İle Tüm Aileyi Yansıtır:

Her birey kendi benlik tanımlaması içinde ailenin tüm düzenini yansıtır;koşullar olanak verildiğinde, kendi bildiği türden bir aile ortamı yaratmaya girişir. Daha doğrusu koşul ve olanakları kendi bildiği aile türünden bir aile yaratacak biçimde kullanır. Bu nedenle babası alkolik olan bir kız alkolik bir adamla evlenir; annesi tarafından ilgi, sevgi görmemiş, yalıtılmış bir erkek ise anneleri gibi duygusal yönden soğuk kadınlarla evlenirler. Aile içindeki roller böylece kuşaktan kuşağa kendi kendini böylesine yineler

AİLENİN TEMEL GEREKSİNİMLERİ

1.Değerli olma duygusu: Aile içindeki etkileşim çocukları ya “ben değerliyim” ya da “değersizim” duygusuna götürür. Bu gereksinim aile içinde yerine getirilmezse çocuk her türlü davranışla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete(gang) kurarak çoğu kez ölümle sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanır.”Ben değerliyim” duygusunu aile içinde elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı davranışlarda bulunmaya gerek duymaz.

2.Güven ortamı: Aile içindeki bireylerin emniyette olduğu, dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusu, bu gereksinmenin temel nedenidir. Eğer çocuk ev içinde kendisini güven içinde bulmuyorsa çocuk ailenin dışında bir yere yönelir. Aile ile olan bağlarını koparır.

3.Yakınlık ve dayanışma duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa aile dışında bireyin karşılaştığı stres getirici olumsuz olaylar yıkıcı etkisini pek göstermez. Güven duygusunun baskın olduğu aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından kendisini kurtarır. Bu tür aile içinde olan kimseler kendilerine olduğu gibi çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler. Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.

4.Sorumluluk duygusu: Aile sistemi içindeki anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler. Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki çocuklara yaşları oranında sorumluluk yüklenmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan sürekli başkalarını sorumlu tutarlar. Gelişimsel dönemi göz önüne alınarak çocuğun odasını toparlaması, ev işlerine yardım etmesi gibi konularda sorumluluğu sağlanabilir. Bunu yaparken kız ve erkek işleri kesin çizgilerle ayrılmamalıdır.

5.Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme: Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile başbaşa bırakılmalıdır. Bu durum onların zor sorunları ile mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek, kendisine güvenli sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler.

6.Mutluluk ve kendisini gerçekleştirme ortamı: Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır. Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir. Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur.

7.Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı: Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

KORUNMASI GEREKEN BEŞ TEMEL ÖZGÜRLÜK

1.Şimdi ve burada olanı duyma ve görme (algılama) özgürlüğü
2.Kendi düşündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
3.Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü
4.Kendi arzularına göre bir şeyi isteme ya da reddetme özgürlüğü
5.Olmak istediği yönde gelişerek kendi özünü gerçekleştirme özgürlüğü

Tanrım bana
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için
SÜKÛNET
Değiştirebileceklerimi değiştirmek için
CESARET
İkisini birbirinden ayırabilmek için de
AKIL VER
AİLE İÇİ İLETİŞİM

Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi değerlerinin ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi bir iletişimci ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu) ve onları gerçekçi olarak değerlendirir.

İLETİŞİM ENGELLERİ

1.Emir vermek, Yönlendirmek: Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder.
2.Uyarmak, Gözdağı vermek: Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye benzer; ancak kişinin vereceği yanıtın karşılığı olacak tümceleri de içerir. Kişinin isteklerine saygı duyulmadığı mesajını verir. Bu durum kişide öfke ve düşmanlık yaratır.
3.Ahlak dersi vermek: Bu tür ilişkilerde otoritenin ve zorunlulukların gücü kişiye karşı kullanılır. “yapmalısın, etmelisin” mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar.
4.Öğüt vermek ve çözüm önerileri getirmek: Kişinin sorunlarını kendi kendisine çözeceği yeteneğinin olmadığına inanıldığını gösterir.
5.Öğretme, nutuk çekme, mantıklı düşünceler önerme: Bu durum aile içinde o anda herhangi bir sorun yokken çocuklar tarafından kabul edilebiliyor; ancak, sorun anında bu durum kabul edilmiyor ve daha fazla çatışmalara neden oluyor. Mantıklı düşünceler önerme çocuğun mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir.
6.Yargılamak, eleştirmek, suçlamak,aynı düşüncede olmamak: Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.
7.Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirmeler yapmak: Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun öz imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. “Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünürler. Övgü ise başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırır. Aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.
8.Ad takmak, alay etmek: Çocuğun benlik saygısı üzerinde olumsuz etki yapar. 9.Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak: Bu durum çocuğun konuşmasını, kendi duygularını ifade etmesini engeller.
10.Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak: Anne babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar. Böyle bir durumda sorun hiç yokmuş gibi algılanıp avutma eğilimine gidilir.” Üzülme yarın her şey düzelecek, kendini daha iyi hissedeceksin” gibi mesajların verilmesi çocuğun önemsenmediği hissini verir.
11.Soru sormak, sınamak, sorgulamak: Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.
12.Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak: Böyle iletiler yüzünden çocuk anne babasının onunla ilgilenmediğini, duygularına saygı göstermediğini belki de onu dışladığını, dikkâte almadığını düşünür. Çocuklar sorunlarını dile getirdiklerinde çok ciddidir. Şaka ve espriyle karşılık vermek onları incitebilir ve itilmişlik kenara atılmışlık duygusunu verir.

ANA BABALAR ON İKİ İLETİŞİM ENGELİNİ KULLANINCA…
YANIT
İLETİŞİM ENGELİ
“Benim oğlum okulu bırakamaz. Buna izin vermem.”
EMİR VERME
YÖNLENDİRME
“Okulu bırakırsan benden para mara bekleme.”
UYARMA
GÖZDAĞI VERME
“Okumak herkese nasip olmayan ödüllendirici bir deneyimdir.”
AHLAK DERSİ VERME
“Ödevini yapmak için neden bir program yapmıyorsun?”
ÖĞÜT VERME
ÇÖZÜM GETİRME
“Üniversite mezunu lise mezunundan yüzde elli fazla kazanır.”
NUTUK ÇEKME
ÖĞRETME
“Uzak görüşlü değilsin. Düşüncelerin henüz yeterince olgunlaşmamış.”
YARGILAMA
ELEŞTİRME
SUÇLAMA
“Her zaman gelecek için umut veren iyi bir öğrenci oldun.”
ÖVME
“Hippi gibi konuşuyorsun.”
AD TAKMA
ALAY ETME
“Çaba göstermediğin için okuldan hoşlanmıyorsun.”
YORUMLAMA
ANALİZ ETME
“Duygularını anlıyorum, ama son sınıfta daha iyi olacak.”
GÜVEN VERME
DUYGULARINI PAYLAŞMA
“Eğitimsiz ne yapacaksın? Nasıl geçineceksin?”
SINAMA-SORU SORMA-SORGULAMA “Yemekte sorun istemiyorum.”
KONUYU SAPTIRMA

Bu alıştırma çocukta sorun olduğunda ana babanın tipik tavrının iletişim engelli sözler söylemek olduğunu göstermiştir. Ana babalar bu tür yanıtlar kullanınca aralarındaki iletişim aşağıdaki gibi gösterilir.

ÇOCUK-İLETİ-ANNE / BABA-Gönderici
“Sorunum Var”
Alıcı-ÇOCUK-ENGEL-ANNE/ BABA-Alıcı”-Yanıt”-Gönderici

Bu tür yanıtlar çocuktan gelecek bir sonraki iletişimi engeller; ana-baba çocuk ilişkisi gibi çocuğun benlik saygısını da olumsuz engeller. Çocuklar üzerinde aşağıdaki olumsuz sonuçları oluşturma tehlikesi taşır:

oKonuşmalarını engeller oSavunmaya geçirir oKavgacı yapar, karşı saldırıya yöneltir oYetersiz olduklarını hissettirir oKızdırır, küstürür oOldukları gibi kabul edilemedikleri duygusunu uyandırır oSorunlarını çözmede kendilerine güvenilmediğini hissettirir oAnlaşılmadıklarını hissettirir oDuygularının yersiz olduğunu hissettirir oKızdırır, yılgınlığa uğratır oSorgulanıyor duygusunu yaratır oAnne ve babasının kendisiyle ilgilenmediği duygusunu uyandırır.

AİLE KURALLARI

Her aile gerek açık gerekse kapalı olarak kurallarını belirlemiştir. Sağlıklı ailede kurallar gizli değil açık olarak belirlenmiştir. Aile içindeki bireyler birbirlerinin iyi tanırlar, duygular karşılıklı olarak hissedilir. Evde eşitlik söz konusudur.

Mutlaka ki zaman zaman her evde küçük de olsa çatışmalar yaşanır. Hiç çatışma yaşanmayan bir evde büyük olasılıkla maskeler takılıdır. Yani sosyal maskeler iletişimde bulunuyordur.

Çatışma uzun süreli ilişki içinde olan kişiler arasında doğal olarak ortaya çıkar. Önemli olan çatışmanın çıkmasını önlemek değil, çatışma çıktığı zaman kişilerin birbirleriyle nasıl etkileşim kuracağının bilinmesidir. Aralarında çıkan çatışmayı birbirlerini kırmadan çözebilme becerisini gösteren çiftler sağlıklı bir aile kurar.

Sağlıklı bir ailede sorunları çözmek için kullanılan yöntemler:

oDuygu ve düşünceler olduğu gibi, abartılmadan ortaya konulmalıdır (Bu tutuma kendine güvenli ve kendine saygılı tutum diyoruz. Bu tutum içinde olan kişiler hem kendilerine hem de başkalarına saygı gösterirler.) oSorunlar şimdiki bağlam içinde ele alınmalı ve eski birikimler işin içine sokulmamalıdır oKesinlikle öğüt verme kullanılmamalı, davranışlar somut bir biçimde ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. oYargılamaya gidilmemeli, kişiler kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilmelidirler. oDuygu ve düşünceler, ne az ne eksik, olduğu gibi olduğu gibi ifade edilmelidir; karşısındakinin ne beklediğine ya da en mükemmel olması gerektiğine göre ifadeler aranmamalıdır. oKonunun özü ile konuya ilişkin olmayan ayrıntılar birbirinden ayırdedilmelidir. Örneğin siz çocuğunuza “iki saat geciktin” dediğinizde, çocuğunuz size: “hayır bir saat kırk beş dakika geciktim” dememelidir. oSorun çözmede etkin dinleme kullanılmalıdır. (daha sonraki bölümde ayrıntılı olarak anlatılacak) oBelirli bir zaman konusu içinde ancak bir çatışma üzerinde durulmalı, başka çatışma konuları çatışmaya katılmamalı. Örneğin: “hem geç kalıyorsun hem de bana yardım etmiyorsun”diyerek iki konuyu birden ortaya atmamak gerekir. oBirinin haklı çıkması yerine her iki tarafın da anlaşabileceği bir çözüme yönelmek gerekir. “ben haklıyım, sen yanlış hareket ediyorsun” tarzında davranmamak gerekir.

Sağlıksız ailede gizli kurallar:

Sağlıksız ailede kurallar bilinçaltındadır. Gizli ve açığa çıkmamıştır. Bu kuralları kimse tartışamaz. İşte sağlıksız ailede geçerli olan kurallar şunlardır:

1.Denetleme: çocuk duygu ve düşüncelerini ifade ederken hep korku içindedir. Ya da duygularını ifade edemez, bastırır. Söyleyeceklerini hep önceden kestirmek zorundadır. Kendiliğinden ortaya çıkan davranış kötüdür, affedilmez. Bu tür ailelerde sağlıklı bir güven ortamı söz konusu değildir. 2.Mükemmeliyetçilik: Yapılan her işte, girilen her sınavda kişinin mükemmel olması beklenir. Her şey göstermeliktir, başkasının beğenmesi için yapılır. Mükemmeliyetçilik kişinin kendi gerçeğinin hiçbir değeri olmadığını kendi düşünüş ve değerlendirilişinin önemsiz olduğunu ifade eder. Bu ortamda yetişen çocuğun temel duygusu umutsuzluktur. Kendilerini değersiz, yetersiz bulurlar. 3.Suçlama: Suçlama olayları olduğu gibi kabul etmemenin bir sonucudur. Yapılan suçlamalar her şeyin denetim altında tutulması gerektiği ve yapılan herşeyin mükemmel olmasının zorunlu olması gerektiğini ortaya çıkarır. Bu durum ise kişide kaygı ve utanç duygularını yaratır. 4.Beş temel özgürlüğün inkârı: Sağlıksız ailede kişilerin doğal olarak geliştirdikleri algılama, duygu, düşünce, davranış, arzu ve amaçları inkâr edilir. “içinden geldiği gibi değil; mükemmeliyetçi kurala uyarak, başkalarının senden beklediği biçimde algıla, duygulan, düşün,davran, arzu et, ve amaç edin.” Bu durum kişini kendi gerçeğini inkâr etmesine neden olur. Böylece kişi tamamen dışa bağımlı, kendi iç dünyasıyla ilişkisi kopuk, robot gibi yaşar. Böyle bir kişinin mutlu olması da sözkonusu olmaz. 5.Konuşmanın yasak olması: Sağlıksız bir ailede özellikle çocukların duygu ve düşüncelerini ifade etmesine olanak verilmez. Bu duru çocuklarda değersizlik duygularına neden olur. 6.Küskünlük ve kırgınlıkların sürdürülmesi: Aile içindeki kırgınlık ve küskünlüklerin sürdürülmesi, kişilerin birbirlerini anlamasını ve sorunun çözülmesini engeller. 7.Kimseye güvenmeme: Sağlıksız bir ailede kimse kimseye güvenmez. Aslında güven var gibi görünse de temelde güvensizlik vardır. Sağlıksız ailede yetişen kişi kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediği için kimsenin kendisine yardım edemeyeceğine inanır. Yardım etmek isteyenlerin “mutlaka art düşüncesi vardır, çıkarı vardır” diye düşünür.

Sağlıksız ailede yetişen kişilerin kendilerine güveni olmaz. Bu kişiler mutlaka dıştan denetimli bireyler olurlar.

“Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz”

Pestallozi

DİNLEME BECERİLERİ

Edilgin dinleme (sessizlik): karşısındakinin konuşmasına olanak verme. Edilgin dinleme kişiye:

oDuygularını duymak istiyorum oDuygularını kabul ediyorum oBenimle paylaşmak istediğin konuda vereceğin karara güveniyorum oBu senin sorunun sorumlu sensin gibi güçlü mesajları verir.

Kabul ettiğini gösteren tepkiler: Sessizlik iletişimi engellemesine karşın çocuğa kabul edilmediği izlenimini verir. Ona gerçekten tüm dikkâtimizi verdiğimizi göstermeliyiz. Bunu yapmak içinse karşımızdakine sözlü ve sözsüz mesajlar iletmeliyiz. Hı hı, evet, seni anlıyorum…..gibi sözlü mesajlarla; baş sallama, jestler ve mimiklerle, beden duruşu gibi sözsüz mesajlarla karşımızdakine onu dinliyor hissini vermemiz gerekir.

Konuşmaya açık davet: Çocuklar sorun ve duygularını dile getirmekte güçlük çekerler. Konuşmak için yüreklendirilmek isterler. Şu örnek cümlelerle konuşmaya davet sağlanabilir:

oO konuda konuşmak ister misin? oBu olay karşısında neler hissettin? oBana örnek verir misin? oBu konuda neler düşünüyorsun?

Etkin dinleme:Etkin dinlemede kişinin söylediklerinin gerçek anlamlarının kavranması gerekir. Etkin dinleme çocukların duygu boşalımına yardım eder. Çocukların duygularını keşfetmelerine yardımcı olur. Etkin dinleme çocukların olumsuz duygulardan korkmamalarına yardım eder, ana-baba-çocuk arasında sıcak bir dostluk geliştirir. Duyulduğunu ve anlaşıldığını bilmek öylesine hoş bir duygudur ki, konuşan dinleyene karşı bir yakınlık duyar. Çocuklar sevgiye tepki verirler. Kişi empati kurup doğru olarak dinleyince karşısındakini anlar. Bir anlamda kişi kendisini karşısındaki kişinin yerine koyar. Empati kurmayı öğrenen anne ve babalar çocuklarına daha fazla anlayış göstermiştir.

Etkin dinleme için:

oÇocuğun söylediğini duymak istemelisiniz. Bu onun için zaman ayırmak anlamına gelir. Zamanınız yoksa bunu çocuğunuza söylemelisiniz. oO andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz. İstemezseniz isteyinceye kadar bekleyin. oDuyguları ne olursa olsun, sizin duygularınızdan ne denli farklı olursa olsun onun duygularını gerçekten kabul etmelisiniz. oÇocuğun duygularını tanıdığına, onlarla baş edebileceğine ve sorunlarına çözüm bulma yeteneğine tam olarak güvenmelisiniz. Bu güveni çocuğunuz sorunları kendi başına çözdüğünü gördükçe kazanacaksınız. oDuyguların sürekli değil, geçici olduğunu anlamalısınız. Duygular geçicidir. oÇocuğunuzu diğerlerinden farklı ayrı bir birey olarak algılamalısınız. Bu “ayrılık” çocuğun kendi duygularının olmasına, nesneleri kendisine göre algılamasına “izin” vermenize destek olur. “Ayrılık” ı, yalnızca hissetseniz bile çocuğa yardımcı olabilirsiniz. Çocuğun sorunları olduğunda onun yanında olmalı ancak karışmamalısınız.

Etkin dinlemenin en uygun zamanı çocuğun sorunu olduğunu gösterdiği andır. Ana-babalar çocuklarının duygularını dile getireceklerini duyacakları işin çoğunlukla bu anı kolaylıkla yakalayacaklardır.

Tüm çocukların öğretmenleri, arkadaşları, ana- babalarıyla, kardeşleri hatta kendileri ile ilgili problemleri olabilir. Bu sorunlar onların stres yaşamalarına neden olabilir. Bu tür sorunların çözümü için yardım alan çocuklar daha kendine güvenli ve daha güçlü olurlar. Yardım almayanlarsa duygusal açıdan sorunlar yaşarlar.

Etkin dinlemenin uygun zamanını bilmek için ana-babaların “bir sorunum var” türünden tümceleri duymaya açık olmaları, ancak önce çok önemli olan “SORUN KİMİN?”ilkesini bilmelidirler.

Ana-baba-çocuk ilişkisinde aşağıdaki gibi üç durum vardır:

1.Çocuğun herhangi bir gereksinimi engellenmişse sorunu var demektir. Çocuğun o anki davranışı anne-babanın gereksinimini karşılamasına somut bir biçimde engel yaratmadığı için sorun ana-babanın değil, SORUN ÇOCUĞUNDUR. 2.Çocuğun gereksinimleri engellenmeyip karşılanmakta ve davranışı anne-babasının gereksinimini karşılamada somut bir engel de yaratmamaktadır. Bu nedenle İLİŞKİDE SORUN YOKTUR 3.Çocuğun gereksinimleri karşılanmakta ancak davranışı anne-babasının gereksiniminin karşılanmasını somut bir biçimde engellemektedir. Şimdi SORUN ANNE-BABADADIR.

Çocuğun sorunu olduğu zaman anne-babanın ETKİN DİNLEMESİ için en uygun zamandır. Ancak sorun anne babadayken uygun değildir. Çocuk sorun yaşıyorsa etkin dinleme ile onun kendi sorunlarına çözüm bulmasına yardım edebilirsiniz.

Etkin dinlemenin aşırı kullanılması ya da uygun zamanda ve durumda kullanılmaması işlerlik sağlamaz. Bu nedenle daha öncede belirtildiği gibi zamanlamanın ve koşulların sağlanması gerekir.

“Çocuk insanın babasıdır” W. Wordsworth

BEN DİLİ:

Genellikle anne ve babalar iletişimde “sen dili”ni kullanıyorlar sen iletileri duygu ifade etmez . genellikle emir verme yargılama, öğüt verme gibi iletişim engellerini içerir. Örneğin:

oKonuşma artık oYapmamalısın oDersine çalışmazsan oYaramazlık yapıyorsun oBebek gibisin oDikkât çekmek istiyorsun oDaha iyi öğrenmelisin……

Ana-baba çocuğun davranışını kabul etmediği zaman o davranış nedeniyle ne hissettiğini çocuğa söylerse ileti “SEN İLETİSİ”nden “BEN İLETİSİ” ne dönüşür. Yani ben dilinde duygular konuşur.

oYorgun olduğum zaman canım oyun oynamak istemiyor oEğer bugün çok yaramazlık yaparsan ben çok üzülürüm oAkşam yemeğini zamanında yetiştiremeyeceğim diye endişeleniyorum

Gerçekten de çocuktan beklediğimiz davranışların oluşmasında “ben dili”nin ne kadar etkili ve doğru bir iletişim aracı olduğunu göreceksiniz.

Ben dili çocuğun ana babasının kabul edemediği davranışını değiştirmesinde daha etkili olduğu gibi çocuk- ana baba ilişkisi için de daha sağlıklıdır. Ben dili çocuğu direnmeye, isyan etmeye yöneltmez. Örneğin dışarı çıkmak için direnen bir çocuğa:

“Hayır, hemen odana git, sokağa çıkamazsın” demek mi doğrudur; yoksa “hava karardığı için sokağa çıkman beni endişelendiriyor. Bu yüzden gitmeni istemiyorum ama, yarın erken saatte arkadaşlarınla birlikte olmana izin verebilirim.” demek mi doğrudur? Tabii ki ilk cümle sen iletilerini içerdiği için çocukta bir direnme ya da isyana yol açacaktır. Ancak ikinci cümlede duyguların ifadesi söz konusu olduğu için ben dilini kullanmak daha etkilidir. Çünkü ben dili davranışı değiştirme sorumluluğunu çocuğa devreder.

SORUN ÇÖZME BECERİSİ

Kızgınlık ve öfke duygusu, farkında olunan ya da olunmayan çatışmalardan kaynaklanır. Sadece kısa süreli duygusal gerginlikleri değil uzun süreli çatışmaları çözmek de, yaşamın önemli bir parçasını oluşturur.

Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor çatışmaların çözümüne iki temel tutum içinde yaklaşılabilir.

1.Ben kazanacağım, o kaybedecek. (KAZAN / KAYBET) 2.Her ikimizin de sonuçtan memnun olması gerekir. (KAZAN / KAZAN ya da KAYBEDEN YOK ) yaklaşımları.

Kazan / Kaybet Yaklaşımı:

İki kişiden biri varılan sonuçtan hoşnut kalmaz. Bu tutumda en güçlü olan, hileli davranan kazanır. Bu yöntem beraberinde karşılıklı ilişkilerde güvensizliği getirir. Karşısındakini kaybetme pahasına tartışma taraflardan birince kazanılır.

Kaybeden Yok Yaklaşımı:

Bir çatışma konusu ortaya çıktığı zaman, taraflardan her biri sadece kendi isteğinin yapılmasına olanak verecek bir çözümde ısrar edecek yerde, her ikisi de yaratıcı bir biçimde iki tarafı birden tatmin edecek bir çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Çatışmayı çözebilecek değişik yollar düzenli bir biçimde gözden geçirilerek bu gerçekleştirilebilir.

Sorun çözebilmek için kullanılabilecek aşamalar:

1.Birinci aşama:
ÇATIŞMAYI TANIYIN: Sizce sorun nedir? Bu konuda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Burada “BEN DİLİ” kullanmayı ve her ikinizi de memnun edecek bir çözüme ulaşma tutumu içinde olduğunuzu belirtmeyi ihmal etmeyin.

2.İkinci aşama:
BİR ÇOK ÇÖZÜM YOLU ORTAYA KOYUN: beş yada on dakika gibi belirli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen çözümleri. İyi ya da kötü, mümkün ya da değil gibi süzgeçlerden geçirmeden olduğu gibi ortaya koyun. Bu aşamada amaç sorunla ilgili olabildiği kadar çok sayıda çözüm yolunu bir liste halinde ifade edebilecek duruma gelmenizdir.

3.Üçüncü aşama: ÇÖZÜM YOLLARINI DEĞERLENDİRİN: Bu aşamada her çözüm yolunu değerlendirerek, bu çözüm yollarının her birinizi tatmin ettiğini tartışacaksınız. Bu evrede kişilerin dürüstçe düşüncelerini ifade etmeleri önemlidir. Bir çözüm tarzını istemediği halde karşısındaki memnun olsun diye kabul etmek, iki kişinin arasındaki ilişkinin sağlığı bakımından sakıncalıdır.

4.Dördüncü aşama:
EN İYİ ÇÖZÜMDE ANLAŞIN: Şu ana dek bütün seçenekleri gözden geçirmiş bulunuyorsunuz. Şimdi her ikinizi de en çok tatmin edecek kararı verme durumudur bu karara ulaştıktan sonra çözümün ne anlama geldiği bir kez daha her iki kişi tarafından ifade edilir.

5.Beşinci aşama:ÇÖZÜMÜ UYGULAMAYA KOYUN: Bu evrede çözümün ayrıntılarını konuşmaya başlarsınız. Burada ayrıntılardan kastedilen, çözüm uygulamaya konduğunda her iki tarafça ne gibi uyarlamalar ve ayarlamalar yapılması gerektiğinin konuşulmasıdır. Çözüm bir planlamayı gerektiriyorsa hemen planlamaya başlayın. Burada üzerinde durulması gereken nokta çözümün uygulanmaya geçebilmesi için gerekli işlemlerin her iki kişi tarafından anlaşılmış olmasıdır.

6.Altıncı aşama: ÇÖZÜMÜ GÖZDEN GEÇİRME: Bir çözümün gerçekten uygulanabilir ve uygulanamaz olduğunu denemeden anlamak zordur. Çözümü bir süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelmekte büyük fayda var. Bu durumdan sonra çözüm tarzında bazı değişiklikler önerilebilir. Hatta öyle bir durum olabilir ki çözümü her iki taraf tatmin edici bulmayıp yeniden gözden geçirmek gereği duyulabilir.

Önemli olan sorunun altında ezilmek yerine her iki tarafı da hoşnut edecek bir çözüme ulaşıncaya kadar yaratıcı bir biçimde sorunla uğraşmak yapıcı çözüm önerileri getirmektir. Zaten anlatılan tüm bu bilgiler yerine geldiğinde ilişkiler daha yapıcı olacak ve karşılıklı olarak birbirini anlama sözkonusu olacaktır.

KAYNAKÇA (Kaynakçaya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz)

http://www.egitimplatformu.net/sagmenu/an%5B/color

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.