kurannuru incelemeler

ölüm intihar

İntihar (Dini açıdan) Prof.Dr. Hayrettin Karaman

İntihar… http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/makaleler/0014.htm

Kişinin, doğuracağı sonucu bilerek, olumlu (yapma, etme) veya olumsuz (yapmama, etmeme şeklinde) bir hareketi ile ortaya çıkan her ölüm olayı intihardır. Bir kimsenin şakağına kurşun sıkarak kendini öldürmesi “olumlu ve doğrudan, yapıp etme sonucu”intihardır, yeme ve içmeyi terk ederek veya yanan bir evi terk etmeyerek ölmesi ise “olumsuz, gerekeni yapmayarak ve dolaylı” intiharın örnekleridir.
İntiharın kişiye ait bir hak olup olmadığı konusunda farklı düşünceler varsa da genellikle hukuk ve ahlak intiharı bir hak olarak görmemiş, intihara yardım da bir suç olarak kabul edilmiştir.

İntihar olayının tarihi de ve bilim alanında ele alınıp incelenmesi de oldukça eskidir. Emile Durkheim’in intihar konusunda yaptığı araştırmanın (1897) üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmiştir. Günümüze kadar çeşitli branşlarda intihar olayı ele alınmış, sebepleri sonuçları, önleme veya azaltma tedbirleri üzerinde durulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre intihar olayının önemli ve belirleyici faktörleri arasında inanç boşluğu, bazı sapık inançlarda olduğu gibi inancın ve düşüncenin intiharı teşvik etmesi, psikolojik bunalımlar, psikiyatrik bozukluklar, ekonomik krizler, toplumun baskısı, bireyin yalnızlaşması vardır.

Durkheim’in sınıflamasına göre “bencil, özgeci ve anomik” intiharlar çeşidine göre faktörlerin de etkisi ve önceliği değişmektedir.
Kendi başlarına bırakılmış bireyler sürekli istek duyarlar. Erkekler veya kadınlar her şeyden önce kendilerini düşündükleri, toplumsal bir gurupla bütünleşmedikleri zaman, isteklerin gücüyle otorite ve yükümlülüklerin gücü “insanlığın kaderi ile uyuşan” bir ölçüye ve dengeye getirilemediği zaman “bencil intihar” eğilimi artar.

Hindistan’da kadınların, kocalarıyla beraber yanmayı kabul etmeleri, gemisi batan kaptanın onu terk etmeyerek ölmesi, mücadeleyi kaybeden bir askerin kendini vurması, Japonların uyguladığı harakiri örnekleri “özgeci intihar” çeşidine aittir. “İntihar dürtüsü toplumsal guruptan fazla kopmuş ya da yeteri kadar kopmamış olan iki tür insanı seçebilir. Benciller ötekilere oranla daha kolay intihar ederler, ama üyesi olduğu guruptan ayırdedilemeyen, kaderin darbelerine karşı koyamayan özgecilerin aşırıları da kolay intihar ederler”. (Durkheim’den naklenR. Aron, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, Ankara 1986, s. 330).Büyük siyasi olaylar sırasında azalan, ekonomik bunalım dönemi ile tam zıttı olarak aşırı refah dönemlerinde artan ve çağdaş topluma ait bunalımın tetiklediği intihar tipi daha ziyade “anomik”tir. Çağdaş toplumun bunalımı da bireyselleşme, yalnızlaşma -aracı kurumların zayıflaması veya yok olması yüzünden- bireyi topluma bağlayan bağlarda zayıflama sonucu ortaya çıkmaktadır.

Durkheim isteklerin sınırlandırılması, istek ile doyum arasındaki gerilimin dengede tutulması, birey ile toplum arasındaki bağın korunması ve böylece intiharların asgarîye indirilmesi için bir “disiplin”in gerektiği sonucuna vardıktan sonra bunun hangi yolla sağlanabileceği konusu üzerinde durmuş, kendi kültür çevresindeki aile, din ve siyaset guruplarını teker teker bu açıdan analiz etmiş, bunların uygun bir “toplumsal çerçeve” sunamayacağı sonucuna varmış ve kendi bulduğu çareyi şöyle ifade etmiştir: “Bireysel insan isteklerin insanıdır ve bu andan itibaren ahlakın ve toplumun birinci zorunluluğu disiplindir. İnsanın otoriter ve sevimliyani sevilmeye layık bir güç tarafından disiplin altına alınmaya ihtiyacı vardır. Kendini hem kabul ettiren hem kendine çeken bu güç toplumun kendinden (başka bir yerdeki ifadesi,ne göre meslek guruplarından) başka bir şey değildir” (a. esr. S. 334-335).

Durkheim’in intiharla ilgili bulgu ve düşüncelerini okuduktan sonra tahlillerini, kendi kültür çevresine kapanmış olarak yaptığı ve bunun için yetersiz kaldığı kanâatini edindim. Çünkü o aileyi bir kenara bırakırken “çağdaş toplumda ailenin işlevlerinin azaldığı, giderek küçüldüğü, ekonomik rolünün azaldığı, böylece bireyle topluluk arasında aracı olma kabiliyetinin bulunmadığı” tespitine dayanmıştır. Dini bir kenara koyarken de “dinlerin modern toplumlarda soyut ve entellektüel bir nitelik kazandıkları; bireyleri, tutkularını aşmaya ve din kurallarına göre yaşamaya çağırmakla beraberinsanın, dini hayatı dışında uyması gereken yükümlülük ve kuralları belirlemeyi beceremediği, bu sebeple geçmişte olduğu gibi disiplin okulları olamadıkları” tespitine dayanmıştır.
Probleme İslam din, tarih ve kültürü açısından baktığımızda bireyi topluma bağlayan, onu yalnızlık ve ümitsizlikten kurtaran, hayatının bütününü kurallar ve irşadlarla kuşatan bir din ve kültürün söz konusu olduğunu görürüz. Büyük ölçüde uygulamaya da yansıyan islâmî teoriye göre:

1. İnsan kendine ait, bu manada bireysel ve özgür değildir. Her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah insanın da beden ve ruhunun yaratıcısı ve sahibidir. İnsana ait bir ruh -ki, bunun adı nefistir- yarattığı gibi kendine ait ruhtan da ona üflemiştir; insanın bedeni fani, nefsi daim (ebedi âlemde, oraya uygun bir bedenle hayatına devam edecektir) ve ilâhî ruhu ise emanettir, âriyettir; vefat durumunda aslına rucû edecektir. Ruhu, nefsi ve bedeniyle Allah’a ait olan insan, O’nun rızası dışında emanet üzerinde tasarrufta bulunamaz; bu sebeple intihar, ilâhî emanete ihanet olur.

2. Bir müslümanın dünya hayatına bakışı şöyledir: Burası ahiretin ekin tarlasıdır; burada ekecek, orada biçeceğim. Dünya imtihan yeridir; insan hem bolluk ve refah ile hem de darlık ve sıkıntı ile imtihan edilir. Her iki durumda da sabredenler kazanırlar. Ebedî hayatta Allah’ın lütfedeceği nimetler, dünyada, Allah’a itaat yolunda çekilecek her zahmete değer.

3. İslam dini yalnızca fert ile Allah arasındaki ilişkiyi değil, ferdin diğer insanlarla ve canlı cansız varlıklarla ilişkisini de kapsayan çerçeve veya detay kurallar, irşadlar, yönlendirmeler içermektedir. İctihad kurumu, kendileri de, görüş ve yorumları da kutsal olmayan alimlerin, her çağda müminlerin Allah’a itaat ve dinin kurallarına uygun bir hayat düzeni içinde yaşamalarını sağlayacak yorum ve çözümler ortaya koymalarına imkan verir.

4. İslam ailesi, fizik olarak küçülse, daralsa bile dayanışma, karşılıklı haklar ve yükümlülükler bakımından geniştir, bireyleri birbirlerine sıkı (dini, ahlaki, hukuki, duygusal) bağlarla bağlıdırlar. Kur’an ve Sünnet’in üzerinde hassasiyet gösterdiği bir ilişki “akraba ilişkisi”dir; buna “sıla-ı rahim” denir, sıla-i rahime riayet edenlere önemli ödüller, etmeyene de oldukça caydırıcı cezalar öngörülmüştür. Bir mümin erkek yakını olan kadınların ve kime varis oluyorsa -o kişi yaşarken ihtiyaç içine düştüğünde- onun nafakasını temin etmekle yükümlü kılınmıştır. Şu halde akrabası varlıklı olan bir mümin aç ve açık kalmaz. Varlıklı akrabası olmayanların elinden de diğer müminler ve sonunda devlet tutar; tutmaya mecburdurlar.

İşte böyle bir dinin, bu dinin kurallarına göre oluşturulup işletilen bir aile ocağının, bütün müminleri din ve kök kardeşi, diğer insanları da -hepsi âdem ile Havva’nın çocukları olduklarından- kök kardeşi ve davet ümmeti (Hz. Peygamber’in dinine muhatap olmuş insanlar)olarak gören bir topluluğun (ümmetin) bir ferdi disipline etmesi, yalnızlık duygusu içinde bırakmaması, sevgi, merhamet ve yardım ile sarıp sarmalaması çok tabîîdir. Böyle olunca da intihara götüren yolların önemli bir kısmı kapanmış olur.

Durum böyle ise niçin müslüman topluluklarda da intiharlar oluyor?
Bu soru yerinde olmakla beraber cevabı da vardır:

1. Her müslümanın imanı, eğitimi, ahlakı, ruh ve beden sağlığı diğerine eşit değildir. Müslüman fertlerin iyi bir eğitimle iyi müslümanlar olarak yetiştirilmeleri konusunda önemli eksikler, kusurlar ve engeller vardır.

2. Adı müslüman olanfert ve toplulukların uygulamada da büyük ve önemli eksiklikleri, İslam’a yakışmayan, uymayan tutum ve durumları vardır.

Müslümanlık bir isim, bir etiket meselesi değil, iman, amel (uygulama, inanca uygun yaşama), ahlak ve şuur meselesidir.

————————————————————————————-
İNTİHAR… Şamil İslam Ansiklopedisi, intihar maddesi

İnsanın kendisini öldürmesi. Ne şekilde olursa olsun bir kimsenin kendisini öldürmesine “intihar” denir. İntihar Allah’ın yaratmış olduğu cana kıymaktır. Bu yüzden de büyük günahlardandır. İnsana canı veren Allah olduğu gibi, onu almaya yetkili olan da odur.

İntihar etmenin haramlığı ve ahiretteki tehlikesi ayet ve hadislerle sabittir.

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı rıza ile gerçekleştirdiğiniz ticaret yolu hariç, batıl yollarla yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” (en-Nisa’, 4/29). Ayette, fiilen cana kıyma anlamı yanında, Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemek, masiyete dalmak ve başkalarının mallarını batıl yollarla yemek sûretiyle kendisine yazık etmek, ahiret hayatını mahvetmek anlamı da vardır (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azim, İstanbul 1985, II, 235).

Amr b. el-As (r.a), Zâtu’s-Selâsil seferinde ihtilâm olmuş, hava çok soğuk olduğu için, su bulunduğu halde, ölüm korkusundan dolayı teyemmümle namaz kıldırmıştır. Durumunu Hz. Peygamber’e iletirken, yukarıdaki ayete göre amel ettiğini söylemiş ve Resulullah (s.a.s) Amr’ın bu yaptığını tasvip etmiştir (Ebu Dâvud, Tahâre, 124; Ahmed b. Hanbel, IV, 203).

Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Yedi helak edici günahtan uzak durunuz Denildi ki, ya Resulullah, onlar nelerdir?; şöyle buyurdu: Allah’a ortak koşmak, bir cana kıymak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli, hiçbir şeyden habersiz mümin kadına zina iftirası yapmak” (Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, Tıb, 45; Müslim, İman, 144).

İntihar geçmiş ümmetlerde de yasaklanmıştır. Cündüb b. Abdullah’tan Hz. Peygamber (s.a.s)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak, bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım, buyurdu” (Buhârî, Enbiyâ, 50).

Hayber Gazvesi sırasında büyük fedakârlıklar gösteren Kuzman adındaki birisinin, sonunda cehenneme gideceği Hz. Peygamber tarafından haber verilmişti. Bunun üzerine Ashab-ı kiramdan Huzâî Eksüm, Kuzman’ı izlemiş ve O’nun, aldığı yaralara sabredemeyip, kılıcı üzerine yaslanarak intihar ettiğini görmüştür (Buhârî, Kader, 5, Rikâk, 33, Meğâzî, 38, Cihâd, 77; Müslim, İman, 179; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih, X, 266 268). Kuzman’ın ölüm şekli Allah Resulu’ne iletilince şöyle buyurmuştur: “İnsanlar arasında öyle kimseler vardır ki, dış görünüşe göre, cennet ehline yaraşır hayırlı işler yaparlar; halbuki kendileri cehennemliktir. Öyle kimseler de vardır ki, cehennemliklere ait kötü işler yaparlar, halbuki kendileri cennetliktir” (Buhâri, Kader, 5, Rikâk, 33; Müslim, İman, 179).

İntihar edenin uhrevî cezası, intihar şekline uygun olarak verilir. Hadis-i şeriflerde “Kim kendisini bıçak gibi keskin bir şeyle öldürürse, cehennem ateşinde kendisine onunla azap edilir” (Buhâri, Cenâiz, 84). “(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)” (Buhârî, Cenâiz 84),

“Kim kendini bir dağın tepesinden atar da öldürürse cehennem ateşinde de ebedi olarak böyle görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devamlı ceza çeker” (Müslim, İman, 175; Tirmizi, Tıb, 7; Nesâî, Cenâiz, 68, Dârimi, Diyât, 10; Ahmed b. Hanbel, II, 254, 478).

İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre, intihar eden dinden çıkmış olmaz, üzerine cenaze namazı da kılınır. Hayber Gazvesinde intihar eden Kuzman’ın cehennemlik olduğu bildirilmişse de, cehennemde ebedî olarak kalacağını belirten açık bir ifade yoktur. Bu yüzden intihar suçunu işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemden kurtulacağı umulur. Ancak bunun için, intihar edenin son anda mü’min sıfatını taşıması ve intiharın helâl olduğuna itikad etmemiş olması da şarttır (Kâmil Miras, a.g.e, X, 270).

Hz. Peygamber’in, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir. Ancak bu olay, intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir. Nitekim Ashab-ı Kiram bu kimsenin cenaze namazını kılmıştır (el-Askalânî, Bulûgu’l Merâm, terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1970, II, 276-277). İmam Ebû Yusuf’a göre, intihar hata ile veya şiddetli bir ağrıdan dolayı olmadıkça müntehir üzerine cenaze namazı kılınmaz.

Sonuç olarak, beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir. Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir. Bunun için de, kişinin rûhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır göstermesi İslâm’ın amacıdır. Aksi halde intihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabir ve daha sonra ahiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşır. Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir. Çünkü, ruh bedende kaldıkça Allah’tan ümit kesilmez. Her geceden sonra gündüz, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Kulun Allah’a yönelmesi ve O’ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıç noktasını teşkil eder. Yüce yaratıcı umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. O’na dayanan da güç kazanır.
————————————————————————————-

Eşim İntihar Etti… http://www.farukbeser.com/tr/cevapoku.asp?id=106

[ Fıkıh ] 03.09.2004 tarihinde Saime sordu. 418 defa okundu

Allah rahmet eylesin eşim çok iyi bir insandı 4 yıl önce intihar etti. Hastanenin camından atlamış alkol çok alıyordu rahatsızlandı hastaneye yatırdık ameliyat oldu kan verdiler 3üncü günü hayal görmeye başlamış oğlum yanında idi ben İstanbul para için gelmiştim bursa da oldu günahkarmıdır bilinçli değildi çok üzülüyorum alkolü bırakacağını söylerdi mutaassıp biriydi. Beni rahatlatın teşekkürler

Alkol almak elbette İslamda büyük günahlardandır. İntihar etmek ise artık tövbesi mümkün olmayan bir sondur. Bunlardan Allaha sığınırız ve bunları hiç bir surette hafif göremeyiz. Ancak rahatlamanız için bildiğimiz hususlar şunlardır:

Bir insanın alkolik olması onu dinden çıkarmaz. Hz. Peygamberin arkadaşlarından birisi, yani bir sahabî efendimiz de eskiden kalma alkol alışkanlığını bir türlü bırakamıyordu. Bir seferinde onu suç üstü yakalayıp getirdiler. Cezası verildi. Bir süre sonra tekrar suçustü yakalandı, tekrar ceza verdiler. Üçüncü kez yakalanınca, bazıları onu azarladı, bu kadar da olmaz adi herif gibi laflar söylediler. Bu azarı duyan Efendimiz çok kızdı ve: O içti ama yine de Allahı ve Rasulünü seviyor. Siz ona nasıl böyle hakaret edersiniz. Kişi sevdiğiyle beraberdir, anlamında sözler söyledi. Bu size hatırlatabileceğimiz birinci husustur.

İkinci olarak şunu söyleyebiliriz: İntihar suçunun cezası cehennemdir, ama bu aklı başında olan bir insan için böyledir. İntihar eden birisinin biz hangi halde intihar ettiğini bilemeyiz. O anda bir bunalım geçirmiş ve aklını toparlayamamış olabilir. Böyle olan birisi de yaptıklarındaan sorumlu olmaz. Durum böyle olduğu için bizler intihar edenin kesin cehenneme gittiğini söyleyemeyiz.

Bu sebeple de onun namazını kılarız. Onun üzerine namaz kılmak demek, ona dua etmek demektir. Çünkü cenaze namazı duadan ibarettir. Öyleyse onun için sonradan dua etmek de caizdir. Şu halde onun için dua eder Allaha yalvarırsınız. Bunun kesinlikle ona fayda sağlayacağını söyleyebiliriz. Gerçek durumunu ise ancak Allah bilir.

Soru: İntihar nedir? Hayattan bıkmış, elinden hiçbir şey gelmeyen, bir çözüm de bulamayan kimselerin intihar etmesi caiz midir?

İntihar edenler için ahirette özel bir ceza var mıdır?

http://www.hikmet.net/tr/gundem_yazilari/a.55831.html

İntihar Arapça boğazlamak, boğazını keserek öldürme manasına gelen nahr kökünden gelir. İntihar ise kişinin, ya bir fiil yaparak veya yapması gereken bir şeyi yapmayarak kendisinin ölümüne sebep olmasıdır. Kur\\\’ân ve hadislerde bir insanın kendisini öldürmesi şiddetle yasaklanır. Bunun için “katele nefsehû: kendini öldürdü” kalıbı kullanılır. İntihar denince akla, -her ne kadar irade zaafa uğrasa bile- kişinin kendi hür iradesiyle ölümü seçip istemesi ve sonuçlarını bilerek kendisini öldürmesi gelir.

İslâm\\\’da korunması gereken beş temel şey vardır: Akıl, din, can, mal, nesil… Tek tek ayetlerden alınan hükümlere göre Kur\\\’ân ve hadislerin hepsini birden dikkate alarak ortaya çıkarılan bu ilkeler zaruriyattan sayılmıştır ve bunlar hüküm olarak daha kuvvetlidirler. Buna göre bir insan başkasını öldüremeyeceği gibi, kendisini de öldüremez. Kur\\\’ân’da “… kendinizi öldürmeyin!…” (Nisa, 4/29) buyrulurken, hadisler de intiharı şiddetle yasaklar. Hadislere göre intihar affedilemeyecek kadar büyük bir suç ve günahtır.

Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen bir hadiste, “Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Oradaki cezası, kendisini devamlı dağdan atması şeklindedir. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşinin içinde elinde zehir olduğu halde ebedi olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedi olarak o demiri karnına saplar.” (Buhari, Tıb 56; Müslim, İman 175; Tirmizi, Tıb 7; Nesai, Cenaiz 68; Ebu Davud, Tıb 11) buyrulmaktadır. Bu hadise göre kişinin, Allah\\\’ın bir emaneti olan kendi canı üzerinde tasarrufta bulunma hakkı yoktur. Büyük acı ve ıstıraplar içerisinde kıvranan insanlar için bile intihar meşru bir yol değildir.

Allah Resulü, intihara karşı tavrını göstermek için intihar eden bir kimsenin cenaze namazına katılmamıştır. (Müslim, Cenâiz 107) Bundan başka Hayber savaşıyla alakalı olarak anlatılan bir hâdisede anlatıldığına göre, o gün Müslümanlar arasında kıyasıya savaşan çevresi tarafından Müslüman olarak bilinen Kuzman isimli bir şahıs vardı. O, kahramanca savaşmış ve yaralanmıştı. Sahabiler onu över şekilde konuşunca, “O cehennemliktir” buyurmuştu. Kuzman sonunda yaralanmıştı. Yanına yaklaşıp kahramanca cihad ettiğini söyleyenlere, Allah yolunda cihad etmediğini başka bir niyetle mücadele ettiğini ifade etmişti, Gece olunca da artık yarasına dayanamadı. Kılıcının keskin tarafının üzerine yüklendi ve intihar etti. Bunu duyan Efendimiz, durumu açığa kavuşturan Allah\\\’a şükretti ve Hz. Bilal (r.a.)\\\’e halk arasında, “Cennete sadece Müslümanlar girecek. Şurası muhakkak ki, Allah bu dini, fâcir bir kimse ile de güçlendirir.” şeklinde ilan etmesini söyledi. (Buhari, Cihad 182, Megazi 38; Müslim, İman 173) Evet, Kuzman hâdisesi bize intihar etmenin ne gibi neticelere götüreceğini açık bir şekilde ifade ediyor.

Zehebî büyük günahları anlattığı “el-Kebâir” adlı kitabında yirmi dokuzuncu sırada intiharı zikreder. İntihar eden kimse dinden çıkmaz ama, büyük günah işlemiş olur.

Bazı cüz’i farklılıklar bir tarafa bütün ilahi din ve bu dinlerden kaynağını alan kültürlerde intihar normal bir davranış olarak görülmez. Yahudilikte de Hıristiyanlıkta da intihar tasvip edilmez. Ancak Yahudiler arasında bu konudaki bir yorum farkından bazen intihar tercih edilebilir.

Yaşama hakkı tabii haklardandır, onun elde edilmesinde kişinin bir katkısı yoktur. Canı veren Allah\\\’tır ve yine ancak O alabilir (Hicr 15/23; Kâf 50/43; Necm 53/44). Şu halde insanın bu hakkını ortadan kaldırmaya ve canına kıymaya yetkisi yoktur. İntihar aynı zamanda sosyal bir suç kabul edilir. Zira insan yalnız kendisi için değil toplum için de yaşar; topluma faydalı olmak onun bir görevidir.

Sonucunu hesaba katamayan insanlar üstesinden gelemedikleri problemler karşısında intihar ediyorlar. Bu ise çözüm olmaması bir yana insana öldükten sonraki hayatında daha fazla sıkıntı getirecektir.

Dünya Sağlık Teşkilâtı\\\\\\\’nın kayıtlarına göre 2000 yılında yaklaşık 1.000.000 kişi intihar sonucu hayatını kaybetmiştir. Son yarım yüzyılda % 60 oranında artan intihar olaylarının erkekler arasında ve özellikle sosyalist ülkelerde daha yaygın olduğu görülmektedir. Meselâ 1990\\\\\\\’lı yıllarda Rusya Federasyonu ve Litvanya\\\\\\\’da her 100.000 kişiden yaklaşık yetmiş üçü, Estonya\\\\\\\’da altmış dördü, Macaristan\\\\\\\’da ellisi, Kazakistan\\\\\\\’da elli ikisi ve Slovenya\\\\\\\’da kırk sekizi intiharla ölmüştür. Gelişmiş Batı ülkelerinde, bu rakamlar yaklaşık on beş ile kırk beş arasında değişmektedir. İslâm ülkelerinde ise bu sayı 100.000\\\\\\\’de iki kişiyi geçmemektedir.

İntihar eden kimsenin cenaze namazı kılınır mı?

İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, kendini öldüren kimsenin, cenazesi yıkanır, kefenlenir, namazı kılınır ve Müslüman mezarlığına defnedilir. Fetva bu şekildedir. Velev ki günah itibariyle başkasını öldürmekten daha büyük olsun. (İbn Abidin, 2/211-212, Kahraman Yay.)

Ehl-i sünnet âlimleri, Efendimiz (s.a.s.)’in intihar eden bir kimsenin cenaze namazını kılmadığını bildiren rivayette intihar eden kimsenin cenazesinin kılınmayacağına dair bir delil olmadığını kabul ederler. Zira, Efendimiz, başkaları böyle bir işe kalkışmasın diye intihar edenin cenaze namazını kıldırmamıştır. Bu, aynı zamanda intihar eden için de bir cezadır. Nitekim O (sallallahu aleyhi ve sellem), ilk zamanlar borçlunun da cenaze namazını kılmamıştı. Bu, intihar eden bu kimsenin namazını hiç kimsenin kılmadığı manasına gelmez. Hatta bazı hadislerde Allah Resulü’nün sahabilere cenaze namazını kendilerinin kılmalarını söylediği de rivayet edilir. Çünkü O’nun namazı ile başkasının namazı bir değildir. Allah, Efendimiz’in namazıyla alakalı olarak, “Çünkü senin onlar üzerine namazın, onlar için büyük bir huzur ve tatmin kaynağıdır” (Tevbe, 9/103) buyuruyor.

İntiharın sebepleri nelerdir?

İman zaafı intiharın en önemli sebeplerinden biridir. Ahlâkî ve manevî değerlerin zaafa uğradığı durumlarda kendisine sağlam bir dayanak bulamayan kimselere ölüm, yaşamaktan daha tercih edilebilir bir yol olarak görülmektedir. İlmî araştırmalar, dinî inançlarına bağlı kimseler arasında intihar etme oranının gerçekten çok düşük olduğunu göstermektedir.

Rahat bir hayat yaşayan bazı kişilerde bir eksiklik vardır: Sevgi. Buna boşluktan kaynaklanan can sıkıntısı, gerginlik, gelecek endişesi, korku, ümitsizlik, aşağılık duygusu ve suçluluk psikolojisini eklediğimiz zaman bazıları için sebepler hazır demektir.

Bu sebeplerin daha çok bulunduğu inançsız toplumlarda intiharın günden güne artmakta olduğu görülmektedir. İntiharların ne derece arttığını, ilim adamlarının sosyal problemleri ele alırken ortaya koydukları rakamlardan anlamak mümkündür. Binlerce insan her sene intihar etmekte ve kendi elleri ile hayatlarına son vermektedir.

Bazı yanlış kabullerin, dini ve örfü yanlış anlama ve uygulamaların sonucunda da intihar vak’aları meydana gelmektedir.

İntiharlar nasıl önlenir veya aza indirilir?

İntiharı önlemenin en önemli ve etkili yolu, sağlam bir iman ve dinî hayattır. Zira Allah\\\’a ve Âhiret Gününe inanan insan, hayatın sıkıntı ve meşakkatlerine karşı sabırlı ve dayanıklı olur. Din, ferdin ahlâkî yönden yetişmesini ve güçlü bir kişilik sahibi olmasını sağlar. Önemli olan kişinin sadece sosyal kurallara uyumu değil, kendi özel hayatı ve iç dünyasında da dinî ve ahlâkî emirlere uyumlu olmasıdır. Hemen hemen bütün dinlerde \\\”irade eğitimi\\\”ne yönelik uygulamaların olduğunu görürüz. İslâm dininde gün içerisinde belirli aralıklarla kılınan beş vakit namaz, Ramazan ayı içerisinde tutulan oruç, çok sade olan fakat kişiyi disipline eden ve ona irade gücü veren ibadetlerdir. Ayrıca dua ve tevekkül insanın hayır ve güzelliklere meylini artırır.

Tevbe ve istiğfar da şerre, kötülüğe olan meyillere sütre olur, kökünü keser, frenler. Bunun en önemli yolu da sürekli evrad u ezkar okumaktır. Bunun yanında, konuşurken yalan ve gıybetten kaçınmak, diğer insanlarla ilişkilerinde zulüm ve haksızlıktan uzak durmak gibi davranışlar, insanda güçlü bir iradenin ve şahsiyetin oluşmasına yardımcı olurlar. Dindar fert, günlük hayattaki bunalıma karşı daha dayanıklıdır. Dindarın, zorluklar karşısında sığınacağı manevî bir sığınağı vardır. O, irade açısından daha güçlüdür. Hayatın imtihanlarla dolu olduğunu ve sabretmesi gerektiğini düşünür. Bu imtihanları geçmen de iradesine ve duruşuna bağlı olduğunu bilir.

Akademi Araştırma Heyeti
————————————————

İntihar… http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/makaleler/0014.htm

Kişinin, doğuracağı sonucu bilerek, olumlu (yapma, etme) veya olumsuz (yapmama, etmeme şeklinde) bir hareketi ile ortaya çıkan her ölüm olayı intihardır. Bir kimsenin şakağına kurşun sıkarak kendini öldürmesi “olumlu ve doğrudan, yapıp etme sonucu”intihardır, yeme ve içmeyi terk ederek veya yanan bir evi terk etmeyerek ölmesi ise “olumsuz, gerekeni yapmayarak ve dolaylı” intiharın örnekleridir.
İntiharın kişiye ait bir hak olup olmadığı konusunda farklı düşünceler varsa da genellikle hukuk ve ahlak intiharı bir hak olarak görmemiş, intihara yardım da bir suç olarak kabul edilmiştir.

İntihar olayının tarihi de ve bilim alanında ele alınıp incelenmesi de oldukça eskidir. Emile Durkheim’in intihar konusunda yaptığı araştırmanın (1897) üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçmiştir. Günümüze kadar çeşitli branşlarda intihar olayı ele alınmış, sebepleri sonuçları, önleme veya azaltma tedbirleri üzerinde durulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre intihar olayının önemli ve belirleyici faktörleri arasında inanç boşluğu, bazı sapık inançlarda olduğu gibi inancın ve düşüncenin intiharı teşvik etmesi, psikolojik bunalımlar, psikiyatrik bozukluklar, ekonomik krizler, toplumun baskısı, bireyin yalnızlaşması vardır.

Durkheim’in sınıflamasına göre “bencil, özgeci ve anomik” intiharlar çeşidine göre faktörlerin de etkisi ve önceliği değişmektedir.
Kendi başlarına bırakılmış bireyler sürekli istek duyarlar. Erkekler veya kadınlar her şeyden önce kendilerini düşündükleri, toplumsal bir gurupla bütünleşmedikleri zaman, isteklerin gücüyle otorite ve yükümlülüklerin gücü “insanlığın kaderi ile uyuşan” bir ölçüye ve dengeye getirilemediği zaman “bencil intihar” eğilimi artar.

Hindistan’da kadınların, kocalarıyla beraber yanmayı kabul etmeleri, gemisi batan kaptanın onu terk etmeyerek ölmesi, mücadeleyi kaybeden bir askerin kendini vurması, Japonların uyguladığı harakiri örnekleri “özgeci intihar” çeşidine aittir. “İntihar dürtüsü toplumsal guruptan fazla kopmuş ya da yeteri kadar kopmamış olan iki tür insanı seçebilir. Benciller ötekilere oranla daha kolay intihar ederler, ama üyesi olduğu guruptan ayırdedilemeyen, kaderin darbelerine karşı koyamayan özgecilerin aşırıları da kolay intihar ederler”. (Durkheim’den naklenR. Aron, Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, Ankara 1986, s. 330).Büyük siyasi olaylar sırasında azalan, ekonomik bunalım dönemi ile tam zıttı olarak aşırı refah dönemlerinde artan ve çağdaş topluma ait bunalımın tetiklediği intihar tipi daha ziyade “anomik”tir. Çağdaş toplumun bunalımı da bireyselleşme, yalnızlaşma -aracı kurumların zayıflaması veya yok olması yüzünden- bireyi topluma bağlayan bağlarda zayıflama sonucu ortaya çıkmaktadır.

Durkheim isteklerin sınırlandırılması, istek ile doyum arasındaki gerilimin dengede tutulması, birey ile toplum arasındaki bağın korunması ve böylece intiharların asgarîye indirilmesi için bir “disiplin”in gerektiği sonucuna vardıktan sonra bunun hangi yolla sağlanabileceği konusu üzerinde durmuş, kendi kültür çevresindeki aile, din ve siyaset guruplarını teker teker bu açıdan analiz etmiş, bunların uygun bir “toplumsal çerçeve” sunamayacağı sonucuna varmış ve kendi bulduğu çareyi şöyle ifade etmiştir: “Bireysel insan isteklerin insanıdır ve bu andan itibaren ahlakın ve toplumun birinci zorunluluğu disiplindir. İnsanın otoriter ve sevimliyani sevilmeye layık bir güç tarafından disiplin altına alınmaya ihtiyacı vardır. Kendini hem kabul ettiren hem kendine çeken bu güç toplumun kendinden (başka bir yerdeki ifadesi,ne göre meslek guruplarından) başka bir şey değildir” (a. esr. S. 334-335).

Durkheim’in intiharla ilgili bulgu ve düşüncelerini okuduktan sonra tahlillerini, kendi kültür çevresine kapanmış olarak yaptığı ve bunun için yetersiz kaldığı kanâatini edindim. Çünkü o aileyi bir kenara bırakırken “çağdaş toplumda ailenin işlevlerinin azaldığı, giderek küçüldüğü, ekonomik rolünün azaldığı, böylece bireyle topluluk arasında aracı olma kabiliyetinin bulunmadığı” tespitine dayanmıştır. Dini bir kenara koyarken de “dinlerin modern toplumlarda soyut ve entellektüel bir nitelik kazandıkları; bireyleri, tutkularını aşmaya ve din kurallarına göre yaşamaya çağırmakla beraberinsanın, dini hayatı dışında uyması gereken yükümlülük ve kuralları belirlemeyi beceremediği, bu sebeple geçmişte olduğu gibi disiplin okulları olamadıkları” tespitine dayanmıştır.
Probleme İslam din, tarih ve kültürü açısından baktığımızda bireyi topluma bağlayan, onu yalnızlık ve ümitsizlikten kurtaran, hayatının bütününü kurallar ve irşadlarla kuşatan bir din ve kültürün söz konusu olduğunu görürüz. Büyük ölçüde uygulamaya da yansıyan islâmî teoriye göre:

1. İnsan kendine ait, bu manada bireysel ve özgür değildir. Her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah insanın da beden ve ruhunun yaratıcısı ve sahibidir. İnsana ait bir ruh -ki, bunun adı nefistir- yarattığı gibi kendine ait ruhtan da ona üflemiştir; insanın bedeni fani, nefsi daim (ebedi âlemde, oraya uygun bir bedenle hayatına devam edecektir) ve ilâhî ruhu ise emanettir, âriyettir; vefat durumunda aslına rucû edecektir. Ruhu, nefsi ve bedeniyle Allah’a ait olan insan, O’nun rızası dışında emanet üzerinde tasarrufta bulunamaz; bu sebeple intihar, ilâhî emanete ihanet olur.

2. Bir müslümanın dünya hayatına bakışı şöyledir: Burası ahiretin ekin tarlasıdır; burada ekecek, orada biçeceğim. Dünya imtihan yeridir; insan hem bolluk ve refah ile hem de darlık ve sıkıntı ile imtihan edilir. Her iki durumda da sabredenler kazanırlar. Ebedî hayatta Allah’ın lütfedeceği nimetler, dünyada, Allah’a itaat yolunda çekilecek her zahmete değer.

3. İslam dini yalnızca fert ile Allah arasındaki ilişkiyi değil, ferdin diğer insanlarla ve canlı cansız varlıklarla ilişkisini de kapsayan çerçeve veya detay kurallar, irşadlar, yönlendirmeler içermektedir. İctihad kurumu, kendileri de, görüş ve yorumları da kutsal olmayan alimlerin, her çağda müminlerin Allah’a itaat ve dinin kurallarına uygun bir hayat düzeni içinde yaşamalarını sağlayacak yorum ve çözümler ortaya koymalarına imkan verir.

4. İslam ailesi, fizik olarak küçülse, daralsa bile dayanışma, karşılıklı haklar ve yükümlülükler bakımından geniştir, bireyleri birbirlerine sıkı (dini, ahlaki, hukuki, duygusal) bağlarla bağlıdırlar. Kur’an ve Sünnet’in üzerinde hassasiyet gösterdiği bir ilişki “akraba ilişkisi”dir; buna “sıla-ı rahim” denir, sıla-i rahime riayet edenlere önemli ödüller, etmeyene de oldukça caydırıcı cezalar öngörülmüştür. Bir mümin erkek yakını olan kadınların ve kime varis oluyorsa -o kişi yaşarken ihtiyaç içine düştüğünde- onun nafakasını temin etmekle yükümlü kılınmıştır. Şu halde akrabası varlıklı olan bir mümin aç ve açık kalmaz. Varlıklı akrabası olmayanların elinden de diğer müminler ve sonunda devlet tutar; tutmaya mecburdurlar.

İşte böyle bir dinin, bu dinin kurallarına göre oluşturulup işletilen bir aile ocağının, bütün müminleri din ve kök kardeşi, diğer insanları da -hepsi âdem ile Havva’nın çocukları olduklarından- kök kardeşi ve davet ümmeti (Hz. Peygamber’in dinine muhatap olmuş insanlar)olarak gören bir topluluğun (ümmetin) bir ferdi disipline etmesi, yalnızlık duygusu içinde bırakmaması, sevgi, merhamet ve yardım ile sarıp sarmalaması çok tabîîdir. Böyle olunca da intihara götüren yolların önemli bir kısmı kapanmış olur.

Durum böyle ise niçin müslüman topluluklarda da intiharlar oluyor?
Bu soru yerinde olmakla beraber cevabı da vardır:

1. Her müslümanın imanı, eğitimi, ahlakı, ruh ve beden sağlığı diğerine eşit değildir. Müslüman fertlerin iyi bir eğitimle iyi müslümanlar olarak yetiştirilmeleri konusunda önemli eksikler, kusurlar ve engeller vardır.

2. Adı müslüman olanfert ve toplulukların uygulamada da büyük ve önemli eksiklikleri, İslam’a yakışmayan, uymayan tutum ve durumları vardır.

Müslümanlık bir isim, bir etiket meselesi değil, iman, amel (uygulama, inanca uygun yaşama), ahlak ve şuur meselesidir.

————————————————————————————-

İNTİHAR… Şamil İslam Ansiklopedisi, intihar maddesi

İnsanın kendisini öldürmesi. Ne şekilde olursa olsun bir kimsenin kendisini öldürmesine “intihar” denir. İntihar Allah’ın yaratmış olduğu cana kıymaktır. Bu yüzden de büyük günahlardandır. İnsana canı veren Allah olduğu gibi, onu almaya yetkili olan da odur.

İntihar etmenin haramlığı ve ahiretteki tehlikesi ayet ve hadislerle sabittir.

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı rıza ile gerçekleştirdiğiniz ticaret yolu hariç, batıl yollarla yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” (en-Nisa’, 4/29). Ayette, fiilen cana kıyma anlamı yanında, Allah’ın haram kıldığı şeyleri işlemek, masiyete dalmak ve başkalarının mallarını batıl yollarla yemek sûretiyle kendisine yazık etmek, ahiret hayatını mahvetmek anlamı da vardır (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ani’l-Azim, İstanbul 1985, II, 235).

Amr b. el-As (r.a), Zâtu’s-Selâsil seferinde ihtilâm olmuş, hava çok soğuk olduğu için, su bulunduğu halde, ölüm korkusundan dolayı teyemmümle namaz kıldırmıştır. Durumunu Hz. Peygamber’e iletirken, yukarıdaki ayete göre amel ettiğini söylemiş ve Resulullah (s.a.s) Amr’ın bu yaptığını tasvip etmiştir (Ebu Dâvud, Tahâre, 124; Ahmed b. Hanbel, IV, 203).

Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Yedi helak edici günahtan uzak durunuz Denildi ki, ya Resulullah, onlar nelerdir?; şöyle buyurdu: Allah’a ortak koşmak, bir cana kıymak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli, hiçbir şeyden habersiz mümin kadına zina iftirası yapmak” (Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, Tıb, 45; Müslim, İman, 144).

İntihar geçmiş ümmetlerde de yasaklanmıştır. Cündüb b. Abdullah’tan Hz. Peygamber (s.a.s)’in şöyle dediği nakledilmiştir: “Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak, bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım, buyurdu” (Buhârî, Enbiyâ, 50).

Hayber Gazvesi sırasında büyük fedakârlıklar gösteren Kuzman adındaki birisinin, sonunda cehenneme gideceği Hz. Peygamber tarafından haber verilmişti. Bunun üzerine Ashab-ı kiramdan Huzâî Eksüm, Kuzman’ı izlemiş ve O’nun, aldığı yaralara sabredemeyip, kılıcı üzerine yaslanarak intihar ettiğini görmüştür (Buhârî, Kader, 5, Rikâk, 33, Meğâzî, 38, Cihâd, 77; Müslim, İman, 179; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih, X, 266 268). Kuzman’ın ölüm şekli Allah Resulu’ne iletilince şöyle buyurmuştur: “İnsanlar arasında öyle kimseler vardır ki, dış görünüşe göre, cennet ehline yaraşır hayırlı işler yaparlar; halbuki kendileri cehennemliktir. Öyle kimseler de vardır ki, cehennemliklere ait kötü işler yaparlar, halbuki kendileri cennetliktir” (Buhâri, Kader, 5, Rikâk, 33; Müslim, İman, 179).

İntihar edenin uhrevî cezası, intihar şekline uygun olarak verilir. Hadis-i şeriflerde “Kim kendisini bıçak gibi keskin bir şeyle öldürürse, cehennem ateşinde kendisine onunla azap edilir” (Buhâri, Cenâiz, 84). “(Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini boğar, dünyada kendisini vuran cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur)” (Buhârî, Cenâiz 84),

“Kim kendini bir dağın tepesinden atar da öldürürse cehennem ateşinde de ebedi olarak böyle görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devamlı ceza çeker” (Müslim, İman, 175; Tirmizi, Tıb, 7; Nesâî, Cenâiz, 68, Dârimi, Diyât, 10; Ahmed b. Hanbel, II, 254, 478).

İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre, intihar eden dinden çıkmış olmaz, üzerine cenaze namazı da kılınır. Hayber Gazvesinde intihar eden Kuzman’ın cehennemlik olduğu bildirilmişse de, cehennemde ebedî olarak kalacağını belirten açık bir ifade yoktur. Bu yüzden intihar suçunu işleyenin cezasını çektikten sonra cehennemden kurtulacağı umulur. Ancak bunun için, intihar edenin son anda mü’min sıfatını taşıması ve intiharın helâl olduğuna itikad etmemiş olması da şarttır (Kâmil Miras, a.g.e, X, 270).

Hz. Peygamber’in, bıçakla kendisini öldüren kimsenin cenaze namazını kıldırmadığı nakledilir. Ancak bu olay, intihar edeni cezalandırmak ve başkalarını böyle bir fiilden menetmek amacına yöneliktir. Nitekim Ashab-ı Kiram bu kimsenin cenaze namazını kılmıştır (el-Askalânî, Bulûgu’l Merâm, terc. A. Davudoğlu, İstanbul 1970, II, 276-277). İmam Ebû Yusuf’a göre, intihar hata ile veya şiddetli bir ağrıdan dolayı olmadıkça müntehir üzerine cenaze namazı kılınmaz.

Sonuç olarak, beden Cenâb-ı Hakkın insanoğluna verdiği en büyük emanettir. Bu emaneti, ruh bedenden kişinin kendi müdahalesi olmaksızın ayrılıncaya kadar korumak gerekir. Bunun için de, kişinin rûhî ve fizikî sıkıntılara sonuna kadar sabır göstermesi İslâm’ın amacıdır. Aksi halde intihar etmekle dünyevî sıkıntı ve problemlerini çözeceğini düşünen kişi, hemen intikal edeceği kabir ve daha sonra ahiret hayatında çok daha büyük sıkıntı ve felaketlerle karşılaşır. Hayat, en kötü şartlar altında bile güzeldir. Çünkü, ruh bedende kaldıkça Allah’tan ümit kesilmez. Her geceden sonra gündüz, her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Kulun Allah’a yönelmesi ve O’ndan yardım istemesi, sıkıntı ve problemlerin çözümünün başlangıç noktasını teşkil eder. Yüce yaratıcı umulmayan, beklenmeyen yer ve yönlerden kolaylıklar ihsan eder. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. O’na dayanan da güç kazanır.
————————————————————————————-

Eşim İntihar Etti… http://www.farukbeser.com/tr/cevapoku.asp?id=106

[ Fıkıh ] 03.09.2004 tarihinde Saime sordu. 418 defa okundu

Allah rahmet eylesin eşim çok iyi bir insandı 4 yıl önce intihar etti. Hastanenin camından atlamış alkol çok alıyordu rahatsızlandı hastaneye yatırdık ameliyat oldu kan verdiler 3üncü günü hayal görmeye başlamış oğlum yanında idi ben İstanbul para için gelmiştim bursa da oldu günahkarmıdır bilinçli değildi çok üzülüyorum alkolü bırakacağını söylerdi mutaassıp biriydi. Beni rahatlatın teşekkürler

Alkol almak elbette İslamda büyük günahlardandır. İntihar etmek ise artık tövbesi mümkün olmayan bir sondur. Bunlardan Allaha sığınırız ve bunları hiç bir surette hafif göremeyiz. Ancak rahatlamanız için bildiğimiz hususlar şunlardır:

Bir insanın alkolik olması onu dinden çıkarmaz. Hz. Peygamberin arkadaşlarından birisi, yani bir sahabî efendimiz de eskiden kalma alkol alışkanlığını bir türlü bırakamıyordu. Bir seferinde onu suç üstü yakalayıp getirdiler. Cezası verildi. Bir süre sonra tekrar suçustü yakalandı, tekrar ceza verdiler. Üçüncü kez yakalanınca, bazıları onu azarladı, bu kadar da olmaz adi herif gibi laflar söylediler. Bu azarı duyan Efendimiz çok kızdı ve: O içti ama yine de Allahı ve Rasulünü seviyor. Siz ona nasıl böyle hakaret edersiniz. Kişi sevdiğiyle beraberdir, anlamında sözler söyledi. Bu size hatırlatabileceğimiz birinci husustur.

İkinci olarak şunu söyleyebiliriz: İntihar suçunun cezası cehennemdir, ama bu aklı başında olan bir insan için böyledir. İntihar eden birisinin biz hangi halde intihar ettiğini bilemeyiz. O anda bir bunalım geçirmiş ve aklını toparlayamamış olabilir. Böyle olan birisi de yaptıklarındaan sorumlu olmaz. Durum böyle olduğu için bizler intihar edenin kesin cehenneme gittiğini söyleyemeyiz.

Bu sebeple de onun namazını kılarız. Onun üzerine namaz kılmak demek, ona dua etmek demektir. Çünkü cenaze namazı duadan ibarettir. Öyleyse onun için sonradan dua etmek de caizdir. Şu halde onun için dua eder Allaha yalvarırsınız. Bunun kesinlikle ona fayda sağlayacağını söyleyebiliriz. Gerçek durumunu ise ancak Allah bilir.

Yorum yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.